[Mimarlığı Destekleyenler]: TEPTA

Neslihan İmamoğlu, Özlem Yalım

Mimarlık kültürü, uygulama alanı ve akademinin yanı sıra sergiler, araştırma projeleri, yayınlar, yarışmalar, atölye çalışmaları gibi birçok etkinlikten besleniyor. Yapı sektörünün önemli bir bileşeni olan yapı malzemeleri üreticileri de bu etkinliklere çeşitli rollerle dâhil oluyorlar. Reklam çalışması yapmanın ötesinde bu tür etkinlikleri bizzat hayata geçirerek, mevcut çalışmalara destek olarak veya çeşitli kurumlarla iş birliği yaparak mimarlık kültürüne katkıda bulunuyorlar.

bi-özet’in “Mimarlığı Destekleyenler” isimli söyleşi dizisinde yapı sektörünün önde gelen temsilcileri ile mimari üretime ve mimarlık kültürüne katkı veren projelerinin arka planına bakıyoruz.

Bu dizi kapsamında, Endüstri Ürünleri Tasarımcısı ve TEPTA Stratejik Marka Direktörü Özlem Yalım ile TEPTA’nın mimarlık kültüründeki yerini konuştuk.*

Işıksız bir mimarlık düşünülemez, ışıksız bir hayat düşünülemediği gibi.

Neslihan İmamoğlu: TEPTA uzun yıllardır aydınlatma sektöründe mimarlar, iç mimarlar, tasarımcılar, mühendisler başta olmak üzere sektör profesyonellerine hizmet veriyor. Tüm bu deneyimleriniz doğrultusunda aydınlatmanın mimari tasarımdaki rolünü nasıl tanımlarsınız?

Özlem Yalım: “Mimarlık tarihi, ışık mücadelesinin tarihidir.” demiş Le Corbusier. TEPTA’nın web sitesini açtığınız zaman bu sözle karşılaşıyorsunuz. Çok sevdiğim ve değer verdiğim bir söz; çünkü bir yapıyı tasarlarken onun gün ışığı veya yapay ışıkla olan ilişkisi tasarımın hem iç hem de dış çeperde nasıl algılandığını gösteriyor. Işıksız bir mimarlık düşünülemez, ışıksız bir hayat düşünülemediği gibi. Hayatımızı daha sağlıklı ve düzgün geçirebilmemiz için aradığımız standartları, söz konusu mekân tasarımı olduğu zaman da aramalıyız. Çok ilginçtir ki yapay aydınlatmanın tarihi boyunca bu bilince pek rastlanmıyor. Yapay ışıklandırmanın özelliklerini daha çok teknoloji, ışık kaynakları, enerji kaynakları belirlemiş ve bu süreçte pek çok şey göz ardı edilmiş.

Örneğin bunlardan biri insan sağlığı; zaman gösteriyor ki uzun yıllar boyunca hayatımızda olan açık ofislerdeki genel aydınlatma düzeyi ve ışığın rengi, seviyesi, şiddeti aslında çalışanları sağlıksız hâle getirmiş. Bir sergide, bir sanat eserindeki ışık o sanat eserine zaman içerisinde zarar verir duruma gelmiş. Kentsel aydınlatmada da gerek cephelerde gerek sokaklarda kullanılan yanlış armatürler nedeniyle oluşan ışık kirliliği doğal yaşama etki etmiş. Aynı şekilde özel yaşantılarımızda da yanlış ışığı kullanıyor olmak uyku düzenimizden sinir düzeyimize, kronik hastalıklara kadar pek çok konuda belirleyici olmuş.

Teknolojiyle birlikte aydınlatma çok gelişti; yüz binlerce çeşit armatür üretildi ama ışığa dair farkındalık çok kısa bir süredir hayatımızda. Şu anda teknoloji doğal ışık döngüsü standartlarına erişmek için değişiyor; bütün markalarımız bu konuda Ar-Ge çalışmaları gerçekleştiriyor.

Yaşantımızın çok büyük bir kısmını yapay mekânlarda, kapalı ortamlarda geçiriyoruz. Işıkla olan ilişkimizin doğal ortamdaki gibi olması gerekiyor ve kullandığımız ışığın ne çevremize ne kendimize ne de evrene zarar vermiyor olması gerekiyor.

Mimarlık veya iç mimarlık eğitimi almış olup da kendini sadece aydınlatma tasarımı alanında geliştirmek isteyen gençlerle eskisine oranla daha çok karşılaşıyoruz.

N.İ.: iGuzzini ile başlayan yolculuğunuz, zamanla farklı markalarla, ürünlerle, yeni çözümlerle büyüyerek devam ediyor ve yalnızca ürünlerle değil sunduğunuz sistem çözümleri ile de sektöre hizmet veriyorsunuz. Günümüzde 30’dan fazla Avrupa merkezli markanın Türkiye temsilciliğini yapan bir kurum olarak aydınlatma tasarımı konusunda Türkiye’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ö.Y.: Aydınlatma tasarımı konusu iki alanda ele alınmalı. Bunlardan bir tanesi “mimari aydınlatma tasarımı”; yani bir plan, proje üzerinde mimari tasarım nasıl gerçekleştiriliyorsa ışığında o şekilde tasarlanmasından bahsediyoruz. Burada ışığın gücüne göre, etkisine göre nereye konumlanacağı, ne tür armatürlerin kullanılacağı vb. ile ilgilendiren bir “aydınlatma tasarımı” disiplininden bahsedebiliriz. Türkiye’de iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar temsilcisi var bu alanın. Yaygınlaşması gerekiyor; çünkü ışık tasarlanan bir öge ve TEPTA gibi firmaların çalışması gereken kişiler doğrudan mimari ofisler değil aydınlatma tasarımcıları. Mimarlık veya iç mimarlık eğitimi almış olup da kendini sadece aydınlatma tasarımı alanında geliştirmek isteyen gençlerle eskisine oranla daha çok karşılaşıyoruz. Niş bir alan ama farklı dinamikleri var. Türkiye’de mimari aydınlatma tasarımı alanında lisans veya lisansüstü düzeyinde eğitim yok ama ATMK’nın (Aydınlatma Türk Milli Komitesi) eğitim programları var. Mimarlık fakültelerinde bu konuyla ilgili ders ya da bölüm açılması lazım. Çeşitli üniversitelerde iç mimarlık, mimarlık ve kentsel tasarım bölümlerine konuk olup öğrencilere ışığın ABC’sini anlatmaya çalışıyoruz. Bu eğitimlerde bu teknik konuların öğrencilerin çok ilgisini çektiğini görüyoruz.

Diğer tarafta ise “aydınlatma tasarımı” diye konuşulduğunda çoğunlukla akla ilk gelen armatür tasarımı oluyor. Burada endüstriyel ürün tasarımı giriyor devreye, ışığın kendisini değil armatürü tasarlıyorsunuz. Armatür tasarımı konusunda dünyada birçok dev isim var; bunların pek çoğu zaten bizim temsil ettiğimiz markalar ve tasarımcılar. Hemen hemen her tasarımcının bir armatür tasarımı var. Mimari aydınlatma tasarımının aksine Türkiye’de ürün tasarımı bölümlerinde aydınlatma, armatür tasarım projeleri verildiğini biliyorum. Pandeminin ilk günlerinde hayata geçirdiğimiz “Yerel Tasarımcılar” projesi ile Türkiye’den tasarımcıların endüstriyel ürün niteliği taşımasından sunum değerine kadar belirli kriterleri sağlayan tasarımlarına mağazamızda yer açtık. Tasarımcıların ve tasarımların hikâyelerini aktarıyoruz. Şu anda yerel koleksiyonda 8 tasarımcı var ama standartları sağlayabilen özgün tasarımlar oldukça bu sayı artabilir.

Türkiye’deki markalara baktığımızda, öne çıkan, yurt dışında da boy gösteren yerli markaları görüyoruz. Ama bu alanda teknolojik yatırımlar çok önemli. Örneğin sizin de bahsettiğiniz iGuzzini markamızın son dönemde kullandığı, içinde özel bir sıvı olan bir mercek var, ışık raylarının hiçbir dağılma göstermeden odaklanmasını sağlıyor bu mercek. O sıvı NASA’nın kullandığı bir teknolojinin parçası. Burada NASA teknolojisini kendi armatürüne taşıyan bir markadan bahsediyoruz. Sadece bu markamızda değil diğer pek çok markamızda garanti sürelerimiz oldukça yüksek. Ayrıca yenilik sunma hızı da oldukça etkileyici. Özetle, Türkiye’deki bütün markalar böyle bir pazarla rekabet ediyor. Yurt dışı markaların Ar-Ge yatırımlarına, tasarım işine ne kadar vakit ve nakit ayırdığını bilirsiniz. Bu anlamda yerli firmaların günümüz ekonomik  konjonktürü de düşünüldüğünde global sektördeki rekabet şansının düşük olduğunu, yolun çok zorlu olduğunu düşünüyorum.

Keşke her mimari ofisin, her mimari projenin bütçesi bir mimari aydınlatma ofisi ile çalışacak kadar güçlü olsa.

N.İ.: Aydınlatma tasarımı dediğimizde mimari aydınlatma ve armatür tasarımı olmak üzere iki farklı konudan bahsetmemiz gerektiğini söylediniz. Peki, sizler TEPTA olarak mimari aydınlatma projelerinde nasıl bir rol oynuyor, nasıl bir yol izliyorsunuz?

Ö.Y.: Bu soruyu çok seviyorum; çünkü TEPTA’da çalışmaya başladığım zaman bir konumlama sorunuyla karşılaşmıştım. TEPTA sanki aydınlatma tasarımı da yapan bir firma gibi konumlanıyordu. Oysa bizim aydınlatma projesi yapmak gibi bir önceliğimiz yok, ama maalesef işimizin bir noktasında bazen onu yapmak durumunda kalıyoruz. Çünkü öncelikle ihtiyacı belirlemeniz gerekiyor. Bu da ancak bir aydınlatma projesiyle mümkün. O yüzden kendi bünyemizde bir proje ekibimiz var.

Keşke her mimari ofisin, her mimari projenin bütçesi bir mimari aydınlatma ofisi ile çalışacak kadar güçlü olsa. Belli başlı projelerde mimari aydınlatma tasarımı şart koşuluyor; kendi bünyelerinde mutlaka aydınlatmadan anlayan bir eleman bulunduruyorlar. Projesini sorumlulukla yapan bir mimari ofis, zaten aydınlatmasını da tasarlayarak geliyor. Zaten bize halihazırda tasarlanmış, içeriği belirlenmiş bir aydınlatma projesi gelirse, uzman ekibimiz de; “Burada fazla armatür kullanmışsınız, azaltalım veya eksik kullanmışsınız artıralım” diye teknik bir yorumda bulunabilir ya da “Merdivene kullandığınız armatür çok uygun değil, şu alternatife de bakabilirsiniz; yeni bir ürün çıktı, deneyebilirsiniz ” gibi öneriler sunabilir.

Ama müşterinin bir tasarım olmadan yalnızca belirli bir marka ürün kullanımı talebiyle geldiği durumlarda aydınlatma projesinin burada çalışıldığı zamanlar da oluyor. Satışa doğru giden yolun ayrılmaz bir parçası proje çalışması çünkü.

Bir de biliyorsunuz perakende müşterilerimiz var; onları da satış ekiplerimiz nerede, nasıl, ne tür ürün kullanılması gerektiğine dair yönlendiriyorlar. Dolayısıyla biz TEPTA olarak nasıl gelirse gelsin her türlü talebi karşılamaya çalışıyoruz.

Yurt dışında zaten aydınlatma tasarımı ofisleri olduğu için sistem farklı işliyor, mimari ofisler bu ekiplerle çalışıyor, seçtikleri ürünleri yatırımcıya ya da işin sahibine dikte ettiriyor. Türkiye’de ise mimar ürünü belirlese bile yatırımcı maliyeti düşürmek için onu da değiştirmek istiyor. Bu nedenle biz de farklı ekonomik seviyelerde markalar konumlandırmaya çalışıyoruz. Çünkü bu ihtiyacın da farkındayız; marka çeşitliliğimizin fazla olmasının böyle bir avantajı var. Mimarların kendi tasarımlarında kullanılacak aydınlatmalar için takipçi olmadığı durumda işveren ile muhatap olmak durumunda kalıyoruz.

This slideshow requires JavaScript.

 

Çünkü biliyoruz ki o eseri o armatürle aydınlatırsak hem sanatçının istediği olacak, hem izleyici daha iyi bir deneyim yaşayacak hem de biz orada daha doğru bir aydınlatma örneği göstermiş olacağız.

N.İ.: TEPTA yurt içinde ve yurt dışında birçok projeye imza atmasının yanı sıra önemli iş birlikleri, farklı boyutlarda birçok sponsorluk ile de mimarlık kültürüne katkıda bulunuyor. TEPTA’nın mimarlık kültürüne katkı sunduğu projelerden örneklerle bu konudaki vizyonunuzu nasıl anlatırsınız?

Ö.Y.: Asıl derdimiz aydınlatma konusunda doğruyu aktarabilmek, anlatabilmek. Kötü bir aydınlatma ile şehre, insanların yaşadıkları mekânlara, ofislere, tarihi eserlere, okullara zarar verirsiniz. Diğer uçta zaten bizim markalarımızın öyle geniş bir kültürel arka planı var ki bunu anlatamadığınız zaman o markayı da temsil edememiş oluyorsunuz. Bir ürün sadece öyle olması gerektiği için üretilmiyor, o kültürle birlikte üretiliyor. Üretiminin arkasındaki kültürü sizin de anlatabiliyor olmanız lazım. Özellikle bizim dekoratif markalarımızda bunu görebiliriz. Örneğin Catellani&Smith markamız ürünlerini beyaz eldivenle özel bir ahşap kasada gönderir. Siz zaten o beyaz eldivenle ürüne, üretime, malzemeye saygıyı görüyorsunuz. Bu kültürü anlatabilmenin yolları söylediğiniz etkinliklerden geçiyor. Bunlar zaman zaman sponsorluk olabiliyor. Büyük bütçelerle sponsorluk yapan bir firma değiliz ama kurucumuz Robi Ebeoğlu’nun sanata ve kültüre çok ilgisi ve katkısı var. Zaten finans alanından gelen bir yönetici olarak aydınlatma sektörüne girmesinin temelinde estetik merakı var. Bütün bunlar birleşince biz de desteklerimizde daha hevesli ve seçici oluyoruz.

Örneğin bu yıl kutladığımız 30. yılımız adına desteklediğimiz İstanbul Apartmanları henüz kimsenin duymadığı genç bir yazarın kitabı. Benzer işi yapan birçok kişi olsa da bu yayının arkasında akademik bir çalışma var. Veya gençlerin ya da herhangi bir galerinin açtığı bir sergideki özel bir eserin iyi aydınlatılabilmesi için tek bir armatürle de olsa destek vermeye çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki o eseri o armatürle aydınlatırsak hem sanatçının istediği olacak, hem izleyici daha iyi bir deneyim yaşayacak hem de biz orada daha doğru bir aydınlatma örneği göstermiş olacağız.

Bienallere destek veriyoruz.  İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nı, İstanbul Modern Müzesi’ni desteklemeyeceğiz de nereyi destekleyeceğiz? Ama emin olun burada her karar büyük tartışmalar ve görüşmelerle çıkıyor. Hakikaten bir katma değer sağlamaya çalışıyoruz ve o katma değer TEPTA’nın logosunun bir yerde görünüyor olması kadar basit değil. Hatta birçok sponsorlukta o logoyu kaldırttığımız olmuştur. İş doğru yapıldı mı, birilerine fayda sağlandı mı ve tabii ki bütün bu süreçte biz de fayda sağlayabildik mi, bilinç ya da farkındalık yaratabildik mi diye bakıyoruz.

N.İ.: Ürünlerinizle bir projeye destek verdiğiniz zaman bu ürünlerin ana merkezleri ile ayrıca görüşüyor musunuz? Mesela bir sponsorluk kapsamında iGuzzini kullanacaksanız kendilerine uygun olup olmadığını soruyor musunuz?

Ö.Y.: Genellikle Türkiye’deki işler için yapmıyoruz. Marka temsilciliğini bize verdikleri zaman bütün inisiyatifi de vermiş oluyorlar. Artık o bizim markamız; o yüzden buradaki bütün kararlarda tam yetkiliyiz. Tabii ki her yaptığımızı karşılıklı iletişim halinde yapıyoruz. Ama örneğin, Venedik Mimarlık Bienali’nde Darzana’yı aydınlatırken İtalya’daki markamız Linea Light Group ile iletişime geçtik. Daha çok yurt dışı projelerinde gerektiği durumlarda onlarla iş birliği yapıyoruz. Onun haricinde genellikle onlar yaptığımız çalışmaları görüp takdir ediyorlar.

Biz tasarım merkeziyiz ve ekimiz bu konuda çok deneyimli; dolayısıyla ekibimizin bu gücünü, bilgisini kullanıp onu paylaşma mecburiyeti hissediyoruz.

N.İ.: Bilginin paylaşıldıkça değer kazandığı düşüncesinden yola çıkarak 25. yıla özel “Mimarlarla Sohbet Programı” düzenlemiştiniz; mimarların deneyimlerini paylaştığı, arşiv niteliği taşıyan önemli bir projeydi ve aslında kutlama kapsamında yapılan çalışmaların yalnızca bir parçasıydı. İstanbul Apartmanları kitabının da dâhil olduğu 30. yıla özel çalışmalarınızı dinlemek isteriz.

Ö.Y.: Kitap aslında bu işin bir sürpriziydi. Geçen yıl Robi Ebeoğlu’nun İstanbul Apartmanları sosyal medya hesabını görmesinin ardından, acaba bunu kitaplaştırabilir miyiz diye düşündük. Fotoğrafçı M. Serdar Kılıç ve yazar Turan Farajova ile tanışınca, bu gençlere kesinlikle destek verilmeli, dedik. Bu yıl yine mimarların merkezde olduğu bir etkinlik serimiz var: “30. Yıl Buluşmaları” kapsamında küçük mekânlarda, az kişinin katılımıyla her ay ışığın felsefesi, ışık ve sanat, ışık ve felsefe, mimarlık ve ışık gibi konularda söyleşiler yapıyoruz. İlk söyleşimizi 24 Mart’ta SAHA Derneği’nde Ali Kazma ve Hale Tenger’in katılımıyla; ikinci etkinliğimizi ise 20 Nisan’da Kurşunlu Han’da İnsanın Işığı teması ile Serhan Ada ile gerçekleştirdik. Bu küçük buluşmalar yıl sonuna kadar devam edecek ama daha büyük sürprizlerimiz de olacak.

Ayrıca yıl sonunda bir YouTube kanalı açmayı ve aydınlatmanı eksik kaldığını düşündüğümüz teknik kısım için eğitim videoları paylaşmayı planlıyoruz. Biz tasarım merkeziyiz ve ekimiz bu konuda çok deneyimli; dolayısıyla ekibimizin bu gücünü, bilgisini kullanıp onu paylaşma mecburiyeti hissediyoruz. Belirli bir seviyeye gelmiş tüm firmaların bu paylaşımı yapabilmesi lazım.

 

Mimarlıktan hiç anlamayan bir şirketseniz ve mimari alanda bir iş yapacaksanız bu işe yöneticinizin veya satıcınızın karar vermesi yanlış olur.

N.İ.: Ürünlerin ve markanın tanıtımı ile sınırlı kalmayıp mimarlık kültürünü besleyen tüm bu iletişim projelerini geliştirirken nasıl bir yol izliyorsunuz? Dışarıdan çeşitli noktalarda, iş birliği yaptığınız kurumlar, isimler oluyor mu?

Ö.Y.: Bu soruya duygusal bir cevap vereceğim. Eğer bir firma bir kurumla -bu ister hizmet veren üçüncü bir kurum olsun, ister sizin sponsor olduğunuz bir yer olsun-sağlıklı bir ilişki kuruyorsa zaten birlikte uzun soluklu işlere imza atılıyor. Mesleki hayatımdaki 28. yılımdayım ve bunun başka türlüsünün mümkün olmadığını biliyorum; ilişkilerin iyi ve güçlü kurulması, dürüst olunması gerekiyor. TEPTA, sponsor olduğumuz kuruluşlarla, sanat ve mimarlık dünyası ile hep iyi ilişkiler kurma gayretinde bir markadır. Mekân ve iş birliği tercihlerimizi buna göre yaptık; örneğin bugüne kadar sponsoru olduğumuz mekânları kullanmayı tercih ettik. İstanbul’un en şaşalı yerinde kiralayıp bir mekân tutabilirsiniz ama samimiyeti olmaz gibi geliyor bana. Markamız samimiyet peşinde biraz da.

Burada küçük bir ekibimiz var; kendi içimizde geliştiriyoruz bu tür projeleri. Biz önce fikirleri oluşturuyoruz, sonra yönetimle beraber onları tartışıyoruz. Bazen iptal oluyor, bazen gelişiyor, bazen de hiç beklenmedik işlere atılıyoruz; çok dinamik bir şekilde devam ediyor. Tabii operasyon kısmını da biz yönetiyoruz; davetli listesinden tutun, e-bülteni, davetiyesi, konukların karşılanması, ikramlara kadar. Bunun için profesyonel hizmet alınabilir ama biz çok küçük ölçekte ve kendi içimizde çözmeye çalışıyoruz. Ekibimizin yaptığımız çalışmalarda uzman ve deneyimli olması önemli. Örneğin, sanat dünyası ile ilgili bir şey üretebilmeniz için o dünyanın içinde olmanız gerekiyor. Zaten o dünyanın basınını; etkinlikleri, galerileri, sanatçıları takip ediyor olmanız lazım. Ondan sonra neyin iyi neyin kötü olduğuna karar verebiliyorsunuz. Böyle bir ekip ile ilgili işler inhouse olarak yönetilebilir; yoksa dışarıdan hizmet almaktan başka bir şans yok.

Şirketlerde belirli bir kültürel altyapı yoksa-ki çoğu şirkette de yoktur-, o zaman onlar ya önlerine gelen ya da popüler anlamda en çok ses getiren projeye evet deyip aslında kendi markaları için yanlış olan bir yöne gidebilirler. Bu noktalarda, eğer bizimki gibi bir iç ses yok ise, tabii profesyonel destek alınması şart. Mimarlıktan hiç anlamayan bir şirketseniz ve mimari alanda bir iş yapacaksanız bu işe yöneticinizin veya satıcınızın karar vermesi yanlış olur. Bu uzmanlaşmayı dijital görünürlükten içerik üretimine, reklam çalışmalarından fotoğraf çekimine dek çeşitlendirebiliriz. Çoğunlukla her şeyi kendi içimizde çözmeye çalışmakla birlikte yetkin olmadığımız konularda bizim samimiyetimizle örtüşecek her çözüm ortağından elbette destek almayı dileriz.

Bazı genç PR şirketleri bizimle iletişime geçiyor. İstiyorum ki hakikaten yaratıcı fikirler gelsin. Hemen hemen çoğu örneğin “Aydınlatmalarınızın hepsini yan yana koyalım, bir sergi açalım” gibi fikirlerle geliyorlar. Peki, tamam da niye yapalım? 5N1K vardır ya, neyi yapalım, neden yapalım, kime yapalım, ne zaman yapalım, nasıl yapalım, hangi parayla yapalım… Sadece bizim yaptığımız iş için değil bütün işler için bunları konuşabiliyor olmamız lazım. Biz projeleri yöneticilere, markalarımıza böyle sunuyoruz. Nitelik üretmek, değer yaratmak derken biraz bunlara kafa yormaktan bahsediyorum.

Bazen sponsor olduğunuz kurum tarafından bazen de yapının içinde dahi kıymeti bilinemeyebiliyor.

N.İ.: Tasarım ve mimarlık kültürüne destek veren tüm bu çalışmalarınızda nasıl geri dönüşler aldınız?

Ö.Y.: Bu tür konumlama, iletişim projelerinin hiç gerekli olmadığına inanan -bu tür çalışmalar yapan şirketlerin içinde dahi- bir anti-kitle vardır mutlaka. Bir armatürden 10 tane satınca şu kadar kâr ediyorsunuz ama 3 tane sponsorluk yaptığınızda belki 5 tane, 10 tane yeni müşteriniz oluyor; markaya dair farkındalık ve bağlılık artıyor ama bunların hiçbirini rakamsal ölçüp, biçerek sunamıyorsunuz; anti- kitle bu noktada devreye giriyor. Ölçümlenemeyeni hissetmeniz sezmeniz lazım. O yüzden bu çalışmalar çok risklidir. Bazen sponsor olduğunuz kurum tarafından bazen de yapının içinde dahi kıymeti bilinemeyebiliyor.

Bu konularda uzun yıllar boyunca başka sektörlerde de çalışmış biri olarak söylüyorum; şirketlerde hep bunun mücadelesi vardır. Bu nedenle sizin sürekli o nicel kısmı da gösteriyor olmanız gerek. Bir bilgiyi paylaşabiliyor olmamız, bir katma değer sunuyor olmamız lazım ya da bizimle çalışan mimarlara, işverenlere bir yarar sağlıyor olmamız lazım; biz bunun için çalışıyoruz. Eğer bu bakış açısına sahip olursanız sonuç iyi oluyor.

Tabii ki teşekkür de alıyoruz, önceki yıllarda gerek 25. Yıl sergimiz gerekse 25 yıl kitabımızla, son aylarda örneğin İstanbul Apartmanları kitabıyla ilgili çok iyi yorumlar geldi. Yaptığımız küçük buluşmaların her ikisinde de ilgi ve övgü büyüktü. Bunlar gerçekten de çok motive edici.


bi_özet Mimarlığı Destekleyenler söyleşi dizisini şuradan inceleyebilirsiniz:
https://bi-ozet.com/category/soylesi/mimarligi-destekleyenler/
* Söyleşi 22 Şubat 2022 tarihinde TEPTA’nın Levent’teki ofisinde gerçekleşmiştir. Temmuz 2022’de güncellenerek yayına alınmıştır. Söyleşiye TEPTA’dan Özlem Yalım ve Sinecan Çirişoğlu; Binat Mimarlık Medya Grubu’ndan Banu Binat, Ayşegül Tuğtepe, Neslihan İmamoğlu katılmıştır.
Söyleşi Dizisi Koordinatörü: Neslihan İmamoğlu
Fotoğraflar: Sahir Uğur Eren

TEPTA’nın mimarlık kültürüne katkı sunduğu projelerle ilgili haberlere bi-özet üzerinden ulaşabilirsiniz:

(TEPTA Aydınlatma) Sancaklar Camisi’nin İç ve Dış Mekân Armatürlerini Yeniledi!

TEPTA’nın Yıl Boyunca Devam Eden 30.Yıl Kutlamalarında İkinci Durak: “Işık, Gölgemiz ve Biz” 

TEPTA 30. Yıl Kutlamaları: “Güncel Sanatta Işık”

(TEPTA Aydınlatma) 30. Yılını “İstanbul Apartmanları” Kitabıyla Kutluyor!

(Tepta) Zindan Kapı’da Açılan İLK Sergiye Destek Veriyor!

(Tepta Aydınlatma), “Olimpos Sergileri 2: Peyzaj” Sergisinin Aydınlatma Sponsoru…