[söyleşi]: “Bizi bir araya getiren mimarlık ve tasarım kültürüydü.”

Meriç Öner, Pelin Özgen, Melis Cankara, Neslihan İmamoğlu

SALT Araştırma ve Programlar Direktörü Meriç Öner, SALT Arşiv Yönetmeni Melis Cankara ve Kalebodur Pazarlama İletişimi Müdürü Pelin Özgen ile SALT Mimarlık ve Tasarım Arşivi’ni ve Kalebodur’un bu arşive verdiği desteği konuştuk.

Neslihan İmamoğlu: Son zamanlarda özellikle kurumlar destekçi ya da sponsor bulmakta zorlanıyorlar. Hatta uzun süre çalıştıkları destekçiler ile yollarının ayrıldıklarını sürekli duyuyoruz. Özellikle sanat alanındaki desteği nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum sizde nasıl?

Meriç Öner: Ortamda bir değişim olduğu doğru. Ama böyle bütüncül olarak yanıtlanacak bir konu değil. Bazı yapılar bu desteğe ulaşmak için daha çok zorlanıyor. Geçici olmanın sorunları var. Örneğin bir bienal yapıyor olmakla sürekli bir kültür kurumu içerisinde olmak arasında farklar var.

Desteğe ne gözle bakıldığını sorgulamak için çok da doğru bir an. Konuya Mimarlık ve Tasarım Arşivi üzerinden giriş yaparsak, Kalebodur ile SALT’ın ilişkisi, en başından beri bir işbirliği olarak öngörüldü ve böyle dillendirildi. Özellikle malzeme üreten, üretim içinde olan bir kurumla birlikte durmak çok değerli. Biz de kültür alanında üreticiyiz. Bir son ürün pazarlamayan ama üretimi önemseyen bir niyete ve yapıya sahibiz.

Desteğin ne şekilde gerçekleştiği de önemli. “Sponsorluk” kelimesi mesela, ilişkiyi belirleyici oluyor. Kalebodur ise bizim “destekçimiz”. Çünkü bir destek mekanizması; ortak iş yapma ve yapılan işin içine dâhil olan bilgi birikimi, insan kaynağı, finansal kaynak vb. bakımından kapsayıcı bir birliktelik anlamına geliyor.

Meriç Öner, Pelin Özgen, Melis Cankara

MÖ: “Türkiye’de yeterince konuşulmadığını düşündüğüm pozisyon bu aslında:  Destek olma ve böylece daha uzun soluklu bir işin parçası olma hali.”

Bizi bir araya getiren mimarlık ve tasarım kültürüydü. Bunu ön plana koyduğunuzda içeriğin oluşturulması o işi bilenin elinde. Bu desteğin duyurulması, konuşulması, kime temas etme potansiyeli olduğunun değerlendirilmesi, iki ekibin birlikte yürüttüğü işler. Türkiye’de yeterince konuşulmadığını düşündüğüm pozisyon bu aslında:  Destek olma ve böylece daha uzun soluklu bir işin parçası olma hali. Bunu bir reklam mekanizması olarak değerlendirirseniz kuşkusuz bugün piyasalar daha iyiyken daha çok olur, ertesi gün daha az. Soruyu sanat ya da kültür üzerinden kendini konumlandıran başka kurumlara da sormanız lazım. SALT’taki içerik üretme farklılığı böyle bir destek ve ilişkiyi getiriyor. Başka türlü içerik üretme modellerinde başka türlü ilişkilere gidiyorsunuz.

Kalebodur bizim için çok kritik: SALT Araştırma Mimarlık ve Tasarım Arşivi, adı üzerinde arşiv. Önümüzdeki 30-40 yıl boyunca birilerinin kullanıp üzerine konuşacağı bir birikim üretiliyor. O kadar zor bir konu ki sizinle aynı niyette olmayan birisiyle konuşulması dahi mümkün değil. Kalebodur ile bu işbirliği benim zihnimde pek çok klişeyi kırdı. Çünkü o klişelere göre bir “marka”yı mutlu etmek için doğru zaman, iyi piyasa gibi içerikten uzak parametreler içerisinde üretim yapmak gerekir. Hâlbuki biz içeriğin kendisine ve geleceğine önem verdiğimiz için bu konuda ortaklık yapabilecek insanlarla, kurumlarla buluşmaya çalışıyoruz. Kalebodur, arşive destek olarak bu kırılmayı yarattığı için en başından beri çok değerli bir birliktelik oldu.

Nİ: SALT ve Kalebodur birlikteliği nasıl başladı, Kalebodur bu projede yer almaya nasıl karar verdi?

Pelin Özgen: Bizim işbirliğimiz aslında SALT inşaat halindeyken başladı; Han Tümertekin’in aracılığı ile kendimi bir gün şantiye ofisinde buldum. Muazzam bir yerdi bizim için. Türkiye’de her gün karşımıza çıkamayacak bir proje çalışılıyordu. Görür görmez de Kalebodur olarak elimizden gelen tüm desteği vermek istediğimizi söyledik.

Çok kısa bir süre sonra Murat Tabanlıoğlu beni arayarak, bir AKM sergisi planladığını ve SALT ile beraber çalıştıklarını söyledi. Kalebodur olarak bu sergiye destek verip veremeyeceğimizi sordu. Konu arşivcilik olunca biz de DNA’larımızdan gelen bu konuyu sahiplenmek istedik. Akabinde de Pelin Derviş, Gökhan Karakuş, Meriç Öner, Murat Tabanlıoğlu ve ekibi ile beraber sergiye çalıştık. SALT ile ilk çalışmamız AKM’nin sergisi oldu. Çok da güzel ve ilgi çeken bir sergiydi bence, çok keyif aldık bu serginin içinde olmaktan. AKM’nin mimari nitelikleri ve mimarlık tarihindeki yerinin izlendiği sergide, 1/60 ölçeğindeki maketi de yapıldı.

Meriç Öner, Pelin Özgen, Melis Cankara

PÖ: “Sürdürülebilir, nitelikli bir iş yapmak istiyorsanız orada yaptığınız şey, sizin gerçekten marka DNA’nızda var olanı –bizimkinde mimarlık kültürüne yatırım var- desteklemek ve devam ettirmek olmalı…”

Sonra “Yerelde Modernler” sergisini birlikte yaptık. “Yerelde Modernler” çok güzel bir sergiydi, kimsenin görmediği ve kimsenin aslında ulaşamayacağı bir dokümantasyon araştırması oldu. Akabinde gelen “YAZLIK: Şehirlinin Kolonisi” sergisiyle heyecanımız katbekat arttı diyebilirim.

Sürdürülebilir, nitelikli bir iş yapmak istiyorsanız orada yaptığınız şey, sizin gerçekten marka DNA’nızda var olanı –bizimkinde mimarlık kültürüne yatırım var- desteklemek ve devam ettirmek olmalı… Bizim için SALT, bu anlamda doğru adres oldu.

SALT Galata’yı mekân olarak da çok kullanıyoruz. Mesela Ayşe Birsel’le üç tane projemiz var. Onlardan iki tanesi tasarımla alakalı, diğeri de “Futurelab” diye geleceği tasarladığımız bir atölye çalışması. Bu atölyelerin bazılarını SALT’ta gerçekleştiriyoruz, çünkü burası bize farklı bir enerji veriyor. Bizim için Kalebodur’un bir parçası haline geldi SALT.

Meriç Öner, Pelin Özgen

PÖ: “Zaten marka olmanın temelinde bu yatıyor: Bir şeye inanacaksınız ve onu sürdürülebilir kılacaksınız.”

Nİ: Kalebodur’un SALT Araştırma Mimarlık ve Tasarım Arşivi’ne desteği bu yıl gerçekleştirilecek olan “Farklı Kaydet: Dijital Olarak Üretilmiş Mimari İçeriklerin Arşivlenmesi” başlığı altındaki programlarla sürüyor. Kalebodur’un arşive yönelik başka çalışmaları da var mı?

Geçtiğimiz yıl da SALT’ta Mimarlık ve Tasarım Arşivi meselesi gündeme geldi. Kalebodur’un temelde inandığı şeylerden bir tanesi zaten arşivcilik. Çok büyük bir yatırım yapıyoruz aslında biz arşiv meselesine. 17 yıldır Türkiye’nin ilk dijital mimarlık arşivi olan Arkiv’in sponsoruyuz. Aralıksız bir sponsorluk Türkiye’de çok nadir görülen bir şey. Zaten marka olmanın temelinde bu yatıyor: Bir şeye inanacaksınız ve onu sürdürülebilir kılacaksınız. Sürdürülebilir kılmadığınız takdirde o projenin içinde yer almanızın zaten hiçbir anlamı yok.

Arşivcilik konusunda Prof. Celal Abdi Güzer’le beraber yürüttüğümüz “Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor” da özel bir proje. Yıllar sonra “2000’li yıllarda neler konuşulmuş”u soranlar için günü, yarına bırakmak için konuşuyoruz. Kendi içinde bir web sitesi var, kalıcı videoları var. Hepsi gelecekte bugün neler konuşulmuşu iletmek için hazırlanıyor ama  bugün de çok ilgi çekiyor, gündem yaratıyor.

Nİ: Bir de özellikle arşivcilik genel olarak Türkiye’de çok fazla çalışılmayan bir alan maalesef. Kişisel tarih bile çok fazla önemsenmiyor. Bu noktada kurumların özellikle arşive yönelik çalışması dikkat çekiyor. Bir taraftan da mimarlık kültürüne yönelik olunca daha da ilgimizi çekiyor…

PÖ: 17 yıldır bir şeye sponsor oluyorsanız ve onun devamlılığını sağlamaya çalışıyorsanız marka olarak, bunun ciddi anlamda size ticari bir şey getiremeyeceğinin farkında olarak yapmanız gerekiyor. Bu bir toplumsal sosyal sorumluluk aslında. Buna inanmanız gerek her şeyden önce. Biz bütçelerimizi Türkiye mimarlık tarihi ya da kültürüne katkı sağlayacak projelere ayırıyoruz, amacımız Türkiye mimarlığına katkı sağlamak.

MÖ: Bugün için Türkiye’de çok az arşiv çalışması olduğunu ve kişisel tarihin önemsenmediğini düşünmüyorum. Biraz da aradığınız kaynağın ne olduğuna bağlı. Belki 10 sene önce böyle konuşabilirdik. Şimdi artık böyle bir konuma koymak yanlış olur.

Ancak mimarlık-tasarım tarihine dair içeriğin henüz toplanmamış olması bizim için kritik bir eksiğe işaret ediyordu. Özellikle 1950’ler sonrasını toplamak şimdiye kadar hiçbir kurumun aklına dahi gelmemiş muhtemelen. Biz o açığı kapatmaya çalışıyoruz. 20. yüzyıl Türkiye’sinde çok iyi bildiklerimizi, bir yandan da belki haberdar olduğumuz ama bilmediklerimizi bir araya getirmeye çalışıyoruz. Bir arada olduklarında daha çok bilgi üretebileceği için. Yoksa onları tekil olarak incelemek kahramanlar yaratabilir en fazla.

Toplamaya 2008 yılında başladık, yani SALT’ın kapılarını açmadan önce. Kalebodur ile işbirliğimizin beşinci, SALT’ın ise altıncı senesi. Artık belli bir doygunluğa eriştiğini düşünüyorum Mimarlık ve Tasarım Arşivi’nin.

Melis Cankara

 

MC: “Sadece bir kâğıt parçası gibi görünen belgenin aslında 4-5 kişi, bir şekilde üstünden geçmiş oluyoruz ve onu ne kadar detaylı tanımlayabilirsek araştırmacı için bu ilişkiler ağını o kadar artırmış oluyoruz. “

Melis Cankara:  Aslında sadece mimarlık arşivinin değil arşivin bütününün aynı ortamda bulunuyor olması, sanırım SALT Araştırma’nın en önemli zenginliklerinden bir tanesi. saltresearch.org’dan erişilebilen Osmanlı Bankası Arşivi, Mimarlık ve Tasarıım Arşivi, Girit Arşivi, American Board of Commissioners for Foreign Missions, IFEA, aile ve sanat arşivleri ile diğer koleksiyonların bir aradalığı- ilginç ve çapraz ilişkiler karşınıza çıkarabiliyor. Benim arşivde karşılaştığım en ilginç durum şöyle: Cengiz Bektaş Arşivi’nde okuduğum bir mektubun sonunda Cengiz Bey’e bir kitap gönderildiği yazıyordu. Gönderen kişinin ailesine ait olan bu kitabın sonunda bir soyağacı vardı, soyağacındaki kişilerden birinin ismini aradığımda SALT’ın Girit Arşivinden çıktı. Arşiv, bütün bu ihtimallere açık. Bu durum araştırmacının nasıl baktığıyla da çok alakalı. Öte yandan, SALT’taki ekibin farklı uzmanlıklardan geliyor olması da önemli. Sadece bir kâğıt parçası gibi görünen belgenin aslında 4-5 kişi, bir şekilde üstünden geçmiş oluyoruz ve onu ne kadar detaylı tanımlayabilirsek araştırmacı için bu ilişkiler ağını o kadar artırmış oluyoruz. Yapmaya çalıştığımız şey bu: Detaylı kataloglamayı önemsiyoruz. Dolayısıyla bizim için çok hummalı ve uzun bir süreç aslında.

Nİ: Peki, mimarlık arşivlerini diğer arşivlerden farklı kılan neler oluyor?

MÖ:  Mimarlık arşivleri gerçekten en kapsamlı arşiv. Doğası gereği öyle oluyor: Ebadından senelerce süren projeler olmasına…

MC: Bir de mimari projeleri destekleyen başka belgeler karşımıza çıkıyor. Aslında onlara projelerden daha çok heyecanlanıyoruz: Sözleşmesinden iş programına, yazışmalarına ya da ofis içi daha küçük notlara kadar bir sürü belgeyle karşılaşmak mümkün arşivde. Bütün bunlar bir arada olduğu zaman da daha anlamlı bir hale geliyor.

MÖ: Ekonomi çalışması da yapabiliyorsun birim fiyatı olan bir belge yakaladığın anda. Ya da belli dilekçelerden iş ilişkisinin nasıl yürüdüğünü takip edebiliyorsun. Bu ODTÜ’de çok karşımıza çıkan bir şey. Hem o paftanın, fotoğrafın kendisi gibi çok cezbedici ve kahraman etmeye müsait ortamı dengeliyor, hem de topluma, döneme dair farklı veriler sağlıyor.

Nİ: Arşiv çalışmasının sanırım başlangıcı bir şekilde belli: Neyle yola çıktığı, “Şu arşivi yapıyoruz” dediğiniz an, mesela Altuğ-Behruz Çinici ile başlama nedeni.  Ama arşivin bitiş noktası “Bu artık tamamlandı, kapatıyoruz” denecek bir şey değil. Bu yüzden de sürekli katmanlaşarak gelişen bir süreç var. Bu süreçte nasıl bir yöntem izliyorsunuz?

Meriç Öner

MÖ: SALT Araştırma koleksiyonlarının öncülü Osmanlı Bankası Arşivi. Sedad Hakkı Eldem üzerine SALT öncesinde yapılmış sergiler var. Bu vesileyle oluşmuş bir dijital arşiv var. “Modernin İcrası: Atatürk Kültür Merkezi 1946-1977” sergisini çalışırken Tabanlıoğlu Arşivi’ni derledik. Pek çok başlangıç noktası söylenebilir anlayacağınız. Ama Altuğ-Behruz Çinici Arşivi’ni alma ve onu ortaklaşa bir projeye dönüştürme kararı, istenen yönde bir adım atabilme becerisiydi.

MÖ: “Her serginin kendisi yeni bir kapı açıyor, bambaşka bir konunun içine dalıyorsunuz birden. Bu yüzden sonunu bilmek, beklemek hiç mümkün değil.”

Burada seçimde bulunmak şart. Tek işi arşiv yapmak olan bir yer olmadığımız için -mekânsal kapasitemiz çok kısıtlı- mümkün olduğu kadar belgeyi iade edebileceğimiz ama dijital kopyasını bilgi olarak çevrimiçine kazandırabileceğimiz bir tutumu tercih ediyoruz. Öte yandan önümüze gelen, bizim peşine düştüğümüz ve oradan yeni bir kapı açarak artan, yapboz gibi bir mesele arşiv. Dur demek çok kolay değil. Her serginin kendisi yeni bir kapı açıyor, bambaşka bir konunun içine dalıyorsunuz birden. Bu yüzden sonunu bilmek, beklemek hiç mümkün değil. Zaman içerisinde bazı refleksleri daha doğru yönetecek bilgimiz, birikimimiz, deneyimimiz oluyor.

Arşiv geçmişi, şu anı, geleceği bir arada düşünmeyi gerektiriyor, kendi başına durağan ve bir odaya kapanarak yapılıp da biten bir iş asla değil. Başlangıç ve sonu çok kolay tarif edememek bu yüzden. Yöntem tarif edebiliriz ama yöntemlerin mutlaka değişeceğini öngörebiliriz.

Arşiv açısından çok kritik bir konu maddi ve manevi yatırım gerektiren yazılım tarafı. İlk günden beri aynı sistemi kullanıyoruz, ikinci bir sisteme geçilmesini, hatta sistemlerin çoğaltılmasını tartışıyoruz. Uluslararası düzeyde takip edilmesi gereken gelişmeler ve düzenlemeler var. Arkada sürekli arşivle ilgili soruları canlı tutan bir mesele bu. Dijital içerik bunu gerektiriyor zaten.

Nİ: Bu konuda da işbirliği yaptığınız uzmanlar var mı peki?

MÖ: Tarifli bir iş birliği diyemeyiz ama dostlukta olduğumuz uzmanlar var.  SALT Araştırma’nın kullandığı profesyonellere açık, satın alınan bir sistem. Açık kaynaklı yazılımlardan faydalanmak istiyoruz. Bu sebeple SALT ekibinde bir bilgi teknolojisi uzmanı ile birlikte çalışıyoruz. Kütüphane tarafında BiblioPera projesi kapsamında iş birliklerimiz var. Arşiv tarafındaki ortaklıklara örnek olarak Melis şu anda dijital arşiv meselesi için farklı kurumlarda araştırma ziyaretlerinde bulunuyor.

Meriç Öner, Pelin Özgen, Melis Cankara, Neslihan İmamoğlu

MÖ: Programları bağımsız değil beslenmeyi sürdüren bir konu olarak görmemizin sebebi de bu. Kamuyla yüzleşme anı bizim için çok önemli.

Nİ: Bir arşiv çalışması yapılıyor ve arşivde aynı zamanda bilgiler toplanıyor, çeşitli konulara göre aralarındaki ilişkiler inceleniyor. Bayağı katmanlı bir çalışma var ama bunun dışında SALT’ın kamuya yönelik de yoğun bir programı oluyor. Sadece bir arşiv çalışması yapıp “Dileyen ulaşabilir” denilen bir sistem de olabilirdi ama böyle değil ve arşiv çalışması bir yandan da yoğun programlarla yürütülüyor Bu program fikrinden biraz bahsedebilir misiniz?

MÖ: SALT kurulduğundan beri bu işleri yürüten bölümün adı “Araştırma ve Programlar”. Programın bu içerikten mümkün olduğunca beslenmesi, oluşması bir hedef. Diğer hedef kurum dışındakilerin arşivi kullanması için iyi bir ortam sağlamak. Birbirlerinden ayrı düşünülmedi hiçbir zaman. Sadece arşivin olması gibi bir niyet hiçbir zaman olmadı.

MC: Bir de bazen çalıştığımız bir arşiv, başka soruları gündeme getiriyor. O zaman program da kendiliğinden çıkıyor.

MÖ: Belki fark bu olabilir. Arşivi saklamanız gereken ve neredeyse fetiş derecesinde değer atfettiğiniz bir nesne olarak da görebilirsiniz. Biz onu bilgi olarak görüyoruz. O bilgiyle karşılaştığımız anda onu çeşitli biçimlerde işlemenin, paylaşmanın isteği oluşuyor bizde.

Pelin’in sözünü ettiği işbirliklerinin hepsi program olan ama hem belgeler üzerinden geçmişi inceleyen hem de o vesileyle yeni belgeleri arşive katan konulardı. AKM böyle bir konu, “Yerelde Modernler” öyle. Sergi kapsamında buraya getirilen maketler vs. hepsi orijinaldi, 50’ler sonrasında SSCB coğrafyasına o dönemin üretimini açarak bakmanın ne kadar kritik olduğuna işaret ediyorduk. Türkiye’ye dair arşivlerin genişlemesinin anlamı da bu. Hem coğrafya hem tarih üzerine yeni bir soru sorabilmek için sergiler arşive destek oluyor.

Bu sene yine kendi arşivimizden de çok faydalanarak “İşveren Sergisi”ni çalışıyoruz. O da “YAZLIK: Şehirlinin Kolonisi” sergisinde Altuğ- Behruz Çinici Arşivi ile başlayan bir maceranın yeniden birleştiği bir nokta.

Bir arşivle birisinin baş başa zaman geçirmesi ve onun üzerinden yazarak çizerek sadece düşünerek bir şey üretmesi çok değerli, zaten bütün belgeleri dünyaya açmak yolunda pek çok kurumun yapmaya imkânının olmadığı bir işe girişilmesinin sebebi bu. Öte yandan değerli olan başka bir şey onlar üzerinden sorduğumuz soruları kamuya açmak. Böylelikle ona tepki alabiliyorsunuz, düzeltme yapabiliyor, yeni katkı edinebiliyorsunuz. Programları bağımsız değil, beslenmeyi sürdüren bir konu olarak görmemizin sebebi de bu. Kamuyla yüzleşme anı bizim için çok önemli.

Meriç Öner, Pelin Özgen, Melis Cankara, Neslihan İmamoğlu

MC: “Fiziksel olan belgenin orijinalliğinden bahsedebiliriz ama dijital olarak üretilmiş bir belgenin orijinalliği başka bir şey.”

Nİ: Bir sorum da bundan sonraki arşiv çalışması üzerine: Az önce de bahsettiğiniz “Dijital Arşiv meselesi”. Sizin çalışma sisteminizde nasıl bir etkisinin olacağını düşünüyorsunuz?

MC: Orada şöyle bir şey var. Ciddi olarak sadece çalışma sisteminin değil bizatihi arşivin kendisinin ve tanımının değişmesi gibi bir durum söz konusu. Örneğin, dijital olarak üretilmiş bir belgeyi korumakla fiziksel olan bir belgeyi korumak arasında önemli bir fark var: Fiziksel olan belgenin orijinalliğinden bahsedebiliriz ama dijital olarak üretilmiş bir belgenin orijinalliği başka bir şey. Orada yeni bir orijinallikten ya da kopyayı korumaktan bahsetmemiz gerekiyor. Bunun dışında teknolojiye paralel giden bir durum var, dolayısıyla artık arşiv uzmanının başka birtakım donanımlara da sahip olması gerekiyor. Yine teknolojiye bağlı olarak bilginin sadece bir kişide değil, farklı farklı kişilerde olduğunu unutmayıp işbirliklerinin sağlanması gerekiyor. Bu konuda tartışılan bir başka konu da; arşiv kullanıcısının kim olacağını öngörmek ve ona göre saklamak ya da korumak. Çünkü dijital olarak üretilmiş içerikler fiziksel olarak çok küçük yer kaplasa da korunmaları yüksek maliyet gerektiriyor. Ve her gün aslında o büyüklüğün algısı da değişiyor.  1TB’lık büyüklük 5 sene önce başka bir şeydi, bugün çok başka bir anlamına geliyor. Dolayısıyla kendimizi de sürekli yenilememiz, güncellememiz gerekiyor.

Bunların dışında dijital olarak üretilmiş mimari içeriklerin kendine has problemleri var; bu da biraz kullanılan çizim programlarının çeşitliliğinden ve birbirleriyle uyumsuzluğundan kaynaklanıyor. Pazar sürekli güncellenmek üzerine kurulu dolayısıyla geride kalan üretimler her an çöp olabilir. Mimari üretimler iyi kurgulanmadıysa, iyi saklanmadıysa ya da iyi çizilmediyse korunmaları gerçekten ayrı bir sorun. Dolayısıyla bu noktada mimarlık ofisleri ile ciddi bir işbirliği yapmak gerekiyor. Eğer bundan on sene sonra Türkiye’de bugün üretim yapan bir mimarlık ofisinin arşivini almak istiyorsak, bugünden itibaren birlikte masaya oturmamız gerekiyor. Arşivcinin pozisyonunu da değiştiren bir durum bu. Bu kadar büyük hacimlerden bahsettiğimizde ister istemez bir seçim söz konusu oluyor. Analog arşivlerde bunu tercih etmiyoruz. Arşivi olduğu gibi almaya ve olduğu gibi korumaya çalışıyoruz, tasnif ederken de bu durumu göz önünde bulunduruyoruz. Öte yandan aynı yaklaşımı dijital olarak üretilmiş içeriklere uyarlamak bugün için imkânsız.

MÖ: Çözülmüş bir sorun değil bu arada, “SALT Araştırma’da şunu yaparsak bunu sağlarız” gibi bir pozisyona geçmek için konuşmuyoruz. Kendin için toplamak, biriktirici arşivci olmakla, kamu kurcalasın diye toplamak arasında fark var. Hepimizin içeriği; neticede bulutta duruyoruz, hiçbirimizin özellikle bir sahiplikte olması gerekmiyor. Bu koşullarda SALT Araştırma Mimarlık ve Tasarım Arşivi bir yöntem tarifinde bulunabilir belki. Bana sorarsanız on sene sonra bütün kurumların kendi arşivlerini -istiyorlarsa- erişilebilir bir şekilde kendilerinin hazır etmesi gerekecek. Dijitalin imkânları üretimi çoğaltıyor. Hatta belki düşüncesizce. İçeriğin katmanları ve muğlaklığı dışarıdan birisinin devreye girmesini zorlaştırıyor. Bunları bugünden tartışmak gerektiğini fark ettik. Programın var olma sebebi bu. Umuyorum ki mimarlık kültürüne uzun vadeli bir katkısı olur bu tartışmaların.