Wes Anderson’ın The Phoenician Scheme filmi, 20. yüzyıl ortası Avrupa’sının ihtişamlı bir güç, sanayi ve aile karmaşası rüyasını gözler önüne seriyor. 2025 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan filmin prömiyerinin ardından, uluslararası gösterim turu Mayıs ayı sonunda başlıyor. Filmin set tasarımı, Anderson’ın dönem mimarisinden ilham alan mekân kullanımlarını ve karakteristik simetrik kompozisyonlarını yansıtıyor.

The Phoenician Scheme, 1950’lerin altıncı uçak kazasından sağ kurtulan iş insanı Anatole ‘Zsa-zsa’ Korda‘nın hikâyesini merkeze alırken zanaatkârlık, pratik efektler ve set tasarımıyla yaratılan mekânların potansiyellerine odaklanıyor. Büyük bir bölümü Almanya’nın Potsdam kentindeki Studio Babelsberg’de çekilen Wes Anderson’ın onuncu uzun metraj filmi, stüdyo ortamlarını kapsamlı biçimde kullanarak sahneyi sinemasal bir yapıya dönüştürüyor. Bu yapım, yönetmenin şimdiye kadarki en yoğun stüdyo kullanımı olarak öne çıkarken, yapım tasarımcısı Adam Stockhausen ile birlikte oluşturulan görsel dünya, Venedik sarayları ve Berlin villalarında görülen yanılsamalı mermer duvarlar ve sütunlardan esinleniyor.
Wes Anderson’la Moonrise Kingdom, The Grand Budapest Hotel, Isle of Dogs, The French Dispatch, Asteroid City ve kısa film The Wonderful Story of Henry Sugar gibi projelerde de birlikte çalışan yapım tasarımcısı Adam Stockhausen, yönetmenin simetri, teatral anlatım ve detaylara odaklanan stiline bu filmde de katkı sağlıyor. The Phoenician Scheme özelinde Stockhausen, Zsa-zsa karakterinin büyüyen hedefleri ve içsel çelişkilerini yansıtan, sürekli değişen mekânlar tasarlıyor. Zsa-zsa’nın görkemli konutunun iç mekânı, mermer duvarları, parlatılmış pirinç detayları ve değerli sanat eserleriyle bir koleksiyonerin hayatını yansıtan bir atmosfer yaratıyor.

Çekim, sahneleme ve set tasarımı konusunda kendime özgü bir tarzım var. Zaman zaman bu yaklaşımı değiştirmem gerektiğini düşündüğüm anlar oldu ama aslında bu tam olarak yapmak istediğim. Bu benim film yönetmeni olarak imzam gibi. Ve sanırım artık kararımı verdim: Kendi imzamla devam edeceğim. – Wes Anderson
Wes Anderson’ın sinemasında mimarlık, yalnızca bir arka plan değil, anlatının yapısal bir unsuru olarak işlev görüyor. Zaman ve mekân, yönetmenin belirli bir estetik düzenle yeniden kurguladığı sahneye dönüşüyor. Simetri, renk paletleri ve tarihsel referanslar üzerinden kurulan bu düzen, karakterlerin dünyalarıyla doğrudan ilişki kuran bir yapı oluşturuyor. The Phoenician Scheme, bu yaklaşımın belirgin şekilde uygulandığı bir yapım olarak öne çıkıyor. Filmdeki mekânlar, karakterin hem çevresi hem de içsel süreciyle bağlantılı olarak şekilleniyor; yapım tasarımı, anlatının gelişimine paralel biçimde mimari unsurları dönüştürüyor. Böylece mimarlık, filmde görselliğin ötesine geçerek anlatının taşıyıcı öğelerinden biri haline geliyor.
Filmin fragmanını izlemek için: YouTube
