(Kalebodur)’la Mimarlar Konuşuyor” Ocak Ayında Tansel Korkmaz Bilgin’i Ağırladı…

Prof. Dr. Tansel Korkmaz Bilgin

Kalebodur’un, mimarlık sektörünün gelişimine katkıda bulunmak amacıyla hayata geçirdiği “Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor” söyleşi programı, yeni yılda yeni konuklarla devam ediyor. Prof. Dr. Celal Abdi Güzer’in sunduğu ve sektörün önemli isimleri ile mimar adaylarını buluşturan programın ocak ayındaki konuğu ise, İstanbul Kent Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tansel Korkmaz Bilgin oldu.

ODTÜ‘de lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladıktan sonra mimarlık alanında yenilik arayışıyla İstanbul’a taşınmaya kararı verdiğini belirten Prof. Dr. Tansel Korkmaz Bilgin, “Mimarlığın tanımının, toplumla ilişkisinin değiştiği yıllardı. Biz de gençtik ve yenilik istiyorduk. Ama ODTÜ gibi köklü geleneğe sahip bir üniversitede bu çok zordu. Bu nedenle 2000 yılında İstanbul’a taşındım. Bilgi Üniversitesi’nde Mimarlık Fakültesi olmadığından İletişim Fakültesi’nde ders vermeye başladım. Ayrıca Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde de stüdyo yapıyordum. Ama bu dönemde mimarlar ve akademisyenlerle beraber bir yüksek lisans programı kurma isteğimiz vardı. İhsan Bilgin’in önderliğinde Nevzat Sayın, Emre Arolat, Han Tümertekin, Murat Tabanlıoğlu, Mehmet Kütükçüoğlu ve Can Çinici gibi önemli mimarların yanı sıra Murat Güvenç, Sibel Bozdoğan, Günkut Akın gibi akademisyenlerin de içerisinde olduğu çok heyecan verici bir ekiptik. Birlikte işe koyulduk ve ilk defa fakülte olmadan bir yüksek lisans programını hayata geçirdik. Bilgi Üniversitesi’nde yüksek lisans programı çok başarılı olunca bu kez fakülteyi kucağımızda bulduk” diye konuştu.

Hakkı verildiği zaman mimarlık eğitimi hayatta ilerlemek için çok iyi bir donanım sunuyor ve yaratıcılık aşılıyor.

Türkiye’de birçok fakültenin herhangi bir kurgusu olmadan açıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Tansel Korkmaz Bilgin, şunları söyledi:

“Fakülteyi açalım, nasılsa öğrenci gelir, gibi bir yanlış anlayış var. Oysa, hikayesi olan bir okul çok daha önemlidir. Bugün konuştuğumuz ve başarıları ile övündüğümüz ODTÜ’nün, Boğaziçi’nin birer hikayesi var. Biz de Bilgi Üniversitesi’nde bunu yapmaya çalıştık. Mimarlık yüksek lisans programının ne ve nasıl olması gerektiğini 2002’de konuşmaya başladık. 2004’te ise Bilgi Üniversitesi, mimarlık yüksek lisans bölümü açmak üzere YÖK’e başvurdu ve 2005’de de eğitime başladık. Yaklaşık 3 yılı, tartışmalarla geçirdik. En zevkli kısmı da bu oldu. Çünkü, bu tartışmalardan biz de çok şey öğrendik. Tartışmak aslında insanı dinç tutuyor. Bu yaklaşımı fakülte kurulunca da devam ettirdik. İdeal bir mimarlık eğitiminin peşinde değildik, çünkü zamanla birlikte ideal eğitim de sürekli değişiyor. Dolayısıyla, ideal eğitim diye bir şey yok. Bilgi Üniversitesi’nde de bu şekilde düşündük. Şu anda Kent Üniversitesi’nde de aynı şeyi yapmaya çalışıyoruz. Üniversite, insanın ekmek parasını kazanmak için yatırım yaptığı bir yer değil; önemli olan insanın, hayat enerjisi bulduğu bir yerde, iyi bir eğitim almasıdır. Bugün artık tasarım ve mimarlık, çok zengin bir alan ve çok büyük bir şemsiyeyi oluşturuyor. Buradan alınan eğitim ile uzun dönemde farklı işler yapmak da mümkün. Hakkı verildiği zaman mimarlık eğitimi hayatta ilerlemek için çok iyi bir donanım sunuyor ve yaratıcılık aşılıyor. Var olanı iyi çalışmak, sınırlarını iyi anlamak ve onu geliştirmenin yöntemlerini üretmekten geçen bir yaratıcılık altyapısından bahsediyoruz. İnsan, ‘mezun olunca ne kadar para kazanacağım’ diyerek başlamamalı. Aksine, dört seneyi iyi geçirebileceği bir eğitim ortamının olup olmadığına bakmalı. Zaten, iyi eğitim aldıktan sonra birçok yerde başarılı olmak mümkün hale gelir.”

Eğer birlikte yaşama kültürünü oluşturamazsak, o zaman hem iklim krizi hem de sosyo-ekonomik kriz açısından çok tehditkâr bir gelecek bizi bekliyor demektir.

İnsan merkezli düşünmenin bırakılması yerine, “doğa-insan-toplum” düşüncesinin tekrar kurulması gerektiğini anlatan Prof. Dr. Bilgin, “Eskiden birlikte yaşamayı konuşuyorduk. Bunu da farklı sınıfların, farklı jenerasyonların, farklı kültürlerin bir arada kentte nasıl yaşayacağı temelinde konuşuyorduk. Yani, insan merkezli düşünüyorduk. Şimdi ise, artık bütün canlılarla birlikte yaşamayı konuşuyoruz. Bugün geldiğimiz noktada genel olarak, ‘koruma’ başlığının, bizim artık temel işimiz olduğunu düşünüyorum. Ekolojik sistemlerin korunması, kültür mirasının korunması, mağdurların korunması ve tüm bunların nasıl birlikte yaşayacağı bir sistem. Bu aslında mimarların, hatta bütün üniversitelerin de konusu. Eğer birlikte yaşama kültürünü oluşturamazsak, o zaman hem iklim krizi hem de sosyo-ekonomik kriz açısından çok tehditkâr bir gelecek bizi bekliyor demektir. Bizler, yeryüzünün efendisi değil, mütevazi bir parçasıyız. Ona her zarar verdiğimizde, dönüp bizi vuruyor. Aslında salgın da o, gelmekte olan kuraklık da o… Bu nedenle artık disiplinlerarası değil, disiplinler ötesini konuşmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

Bilgi Üniversitesi’ndeki mimarlık yüksek lisans programının kuruluş sürecinden Türkiye’deki mimarlık eğitiminin durumuna, mimarlığın diğer bilimlerle ilişkisinden birlikte yaşama kültürünün önemine kadar birçok konunun ele alındığı söyleşinin tamamı Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor web sitesi veya Kalebodur Youtube hesabı üzerinden izlenebilir.