Selçuk Avcı (İstanbul Mimarlık Festivali 2020) Kapsamında Gerçekleşen “NEDEN DOĞAL?” Panelini Anlatıyor!

The Circle ve Binat İletişim & Danışmanlık’ın ortaklığında 5-11 Aralık 2020 tarihleri arasında gerçekleşen İstanbul Mimarlık Festivali 2020’nin ilk paneli, 5 Aralık Cumartesi günü “Neden Doğal?”  başlığıyla 15:00-17:00 saatleri arasında  Selçuk Avcı’nın moderatörlüğünde  Aslı Özbay, Ömer Selçuk Baz, Burak Pekoğlu, Ali Derya Dostoğlu’nun katılımıyla düzenlendi. İMİB’in gün sponsorluğunda gerçekleşen panelde tasarımlarında farklı doğal taşları farklı şekillerde kullanan mimarlardan oluşan katılımcılar doğal taşı geniş bir yelpazede örneklerle ele aldı. Festival Yürütme Kurulu Ekibi Üyesi ve Panel moderatörü Selçuk Avcı görüşlerini aktarıyor*: 

“Neden Doğal?” sorusu bu akşam tüm konuşmacılarımızı birleştiren temaydı: Bütün konuşmacılar bizi malzemeye, özellikle de taşa ve böylece de Mimarlık Festivali’nin açılış günümüzün sponsorlarına bağladı. Ömer Selçuk Baz, Ali Derya Dostoğlu, Burak Pekoğlu ve Aslı Özbay’ı, özellikle taşın doğası hakkında konuşmak için bir araya getirmeyi seçtik, her mimarın hayatının bir aşamasında aşık olacağı bir malzemedir taş.

Konuşmacılarımız panel boyunca, bu malzemeye duyulan özel merakın, malzemenin özelliklerine dair derin bilgi ve uygulanmasına dair deneyimleri de içeren çok özel bir ilişkiyi doğurduğunu gösterdiler.

Ömer Selçuk Baz’dan oturumu açmasını istedik çünkü evvela kendisinin yeryüzünden yeni çıkarılmış o devasa taşlarla olan ilişkisini ve bu ilişkiyi nasıl geliştirdiğini anlamak istiyorduk. İçgüdüsel olarak, oturumun başında malzemenin doğasını kavramanın hepimize ilham vereceğini hissetmiştim. Ayrıca Selçuk’un herkese ayrılan 8 dakikayı kesinlikle aşacağını da biliyordum.

Selçuk’un işini betimlemesi ve bu taş parçalarıyla kurduğu bedensel ilişki, daha fazla zamana, ilişkilerimizin gelişeceği, araştırma yapıp fikirleri test edebileceğimiz ve her projenin hak ettiği konsept tasarımını geliştirebileceğimiz kadar zamana ihtiyaç duyduğumuzu bir kez daha hatırlattı bize. Zamanın “insana-ait-zaman” bakış açısından değerlendirilmediği bir zamanda yaşıyoruz ve kimse kendi zamanını dakikalar ve liralarla ölçemiyor; zira düşünecek vaktimiz olmadığını ve her zaman daha da hızlı hareket etmemiz gerektiğini hissediyoruz.

Ömer Selçuk Baz’ın taşları bana, taşların getirdiği yavaşlamanın tadını çıkarıp önemli şeylere daha fazla zaman ayırmamı söyledi ve taşlarla çok fazla vakit geçirebildiği için kendisini kıskandım açıkçası.

Aslı bir süredir Kapadokya’da yaşıyor ve salgın nedeniyle mecburen Bodrum’da kalması evini ve “korumasız” bıraktığı Peri Bacaları’nı daha çok özlemesine neden oluyor. Aslı Özbay’ın Kapadokya’da yayınlanan projeler kapsamında neler yaptığını herkes biliyor; Aslı’nın yaptığı çalışmalar, o toprağın yumuşak tüf taşı yapılarına bazı harika doğal müdahalelerde bulunmasını sağladı. Fakat Aslı, taşın diğer yönüne, yeryüzünden nasıl ve nerede çıkarıldığına ve belki de çıkarılacak miktarın ne kadar olacağına dair kararlara odaklanmaya karar verdi. Bu konuya odaklanması, panel ve izleyiciler arasında ilginç tartışmalara neden oldu; bu, tam da oluşturmak istediğimiz türden, diyalog açısından zengin bir paneldi.

İMİB’in bize sağladığı, taş ocakların rehabilitasyonunu ve nelerin mümkün olduğunu gösteren son slaytları görmekten çok mutlu oldum. İngiltere’deki  Eden Projesi’nden bahsetmeyi düşündüm ama moderatör olarak kendimi tutmam gerekiyordu. Bence Eden bir taş ocağının nasıl olabileceğine dair harika bir örnek. Çin’e ihraç edilen blok taşların bize işlenmiş taş olarak geri dönmediğini, Çin’de tüketilmek üzere ithal edildiğini ve bunun klasik bir şehir efsanesi olduğunu duyunca da rahatladım. Aslında İMİB, Türk Taş sektörünün mermer ve traverten ihracatında dünyada ilk sırada yer aldığını söylüyor bize. Ulusal olarak bu sektörlerde çok ilerlemiş olmamız bizim için bir gurur kaynağı olmalı.

Ancak Aslı Hanım, hepimizin bu ülkede iyileştirilmesi gerekliliğinde hemfikir olduğu çevresel etki konusunu tekrar hatırlamamızı sağladı.

Burak, tüm eğitimini ABD’de tamamladı ve tavrını şekillendiren deneyimlerinin bir kısmını da ABD’de yaşadı ve hala oradaki profesyonellerle güçlü bağlarını koruyor. Kendimi Burak’a biraz yakın hissediyorum çünkü çalışmaları benim Avrupa’dan Türkiye’ye doğru uzanan çalışmalarıma benzer bir yörünge sergiliyor. Burak, bir heykeltıraşın zihninin binalardaki taşa nasıl uygulanabileceğini çok merak eden bir mimar. Aldığı  GEMSS 2019 ödülünde, S2OSB HQ projesinin cephesinde gösterdiği gibi Burak’ın heykeltıraş olmak için taşa ihtiyacı yok, ancak taşa olan ekstra sevgisi dikkatini neredeyse tamamen taş kullanımına yöneltmesini sağlamış. Burak’ın bir mimari heykeltıraş olarak aracı, onu birçok karmaşık taş cephe tasarlamaya ve inşa etmeye teşvik eden parametrik modellemedir. Bununla birlikte, taşları adeta havada uçurması, Louis Khan’ın ünlü alıntısına atıfta bulunarak “bir taş parçası ne olmak istiyor” sorusunu sormamı sağladı ve bu, bazı taşların “yerinde ağır kalması” gerektiği konusunda başka bir renkli tartışmaya daha sebep oldu.

Burak bize taşın potansiyel olarak sonsuz yüksekliklere uçmasına nasıl izin verileceğini anlamış ve bu bölgede taş konusunda en yetkin isimlerden biri olduğunu da göstermiş oldu.

Ali projelerini benim de en az onun kadar sevdiğim bir bölgede yapıyor ama zaten “yerinde ağır duran” taş binalarda bazı harika müdahaleler yapmış olmanın avantajına da sahip. Ali’nin projeleri Ömer Selçuk’un bize ilham verici şekilde anlattığı kayalar temasına güzel bir dönüş yapmamızı sağladı ve son zamanlarda çok zaman geçirdiğim Behram Kale’nin güzel kesilmiş taş duvarlarını hatırlattı. Ali’nin Ayvacık bölgesindeki müdahaleleri, Van’dan gelen taş ustaları tarafından yapılan çok mütevazı ve güzel hazırlanmış mücevher benzeri parçalardır. Burada, Selçuk gibi Ali’nin de ince işçilikten ve taşları taş ocaklarından çıkarmak yerine yıkılmış eski binalardan almaktan hoşlandığını gördük. Taşın nasıl bir sürdürülebilir malzeme olduğuna dair bir diğer harika örnekti bu. Ali’nin diğer çalışmalarıyla da ilgileniyordum çünkü Bademli Köy projesinde, ağır taş bazalara oturan kereste gibi diğer doğal unsurları olan malzemeler kullanmaya başlıyor ve bunu yaparken de hepimizin sevdiği manzaraya daha hafifçe adım atıyor. Şahsen, Ali gibi genç bir mimarın bu kadar önemli projeleri yürütmesinden çok mutluyum ama bir sonraki gün Zafer Yanal paneli içindeki görüşmeler bu kadar zengin manzaralarda bina inşa ederken dikkatli olmamız ve aşırı yapılaşmaya karşı uyanık kalmamız gerektiğini hatırlattı bize.

Ali, bir yandan taş gibi ağır bir malzeme ile hafifçe hareket etmenin ne kadar kolay olduğunu, bir yandan da malzemenin özüne dokunan birer zanaatkar olmamız gerektiğini söyledi bize.

Konuşmacı başına 8 dakikalık bu yeni format, daha fazla diyalog için bize bol bol zaman verdi ve izleyicilerden de birçok soru içeren zengin bir tartışma alanı sağladı.

Ama benim bu panelden öğrendiğim en önemli şey, bu malzemeye dair becerilerimizin çok yüksek bir aşamaya ulaştığını, sadece bu oturumda bile devasa miktarda kaynak ve bilginin dile getirildiğini ve bunun önümüzdeki yıl The Circle’da ister dijital ister fi-jital olsun bir sempozyumda tekrar ele alınması gerektiğini görmem oldu.

Açılış günü benim için hayatımdaki en ilham verici günlerden biriydi ve İstanbul Mimarlık Festivali’ni düzenlemekle çok doğru bir şey yaptığımızı, doğru ve iyi bir girişim etrafında bir araya geldiğimizi, gelecek günlerde de içinde yaşadığımız ‘dijital’ çevreye rağmen bilgilerimizi paylaşıp yeni birliktelikler kurmaya devam edeceğimizi hissetmemi sağladı.

*Bu metin Selçuk Avcı tarafından 7 Aralık 2020 tarihinde yazılmıştır.

Etkinliğin tamamını Festival’in YouTube hesabı üzerinden izleyebilirsiniz.