[Siyah Pijama] – Onur Özkoç: “… tasarım önceliklerinin değişmesi olası.”

Motto Mimarlık'ta uzaktan çalışmaya başlayanların masalarını devralan kediler

Güncel çalışma koşullarında mimari üretim süreçlerinin durumunu öğrenmek amacıyla başlattığımız  “Siyah Pijama” isimli araştırma bölümümüzde Motto Mimarlık’tan Onur Özkoç sorularımızı cevapladı.

Bu yeni süreçle baş etmek için neler yapıyorsunuz?

Açıkçası Heves’in, Duygu’nun, benim veya Derya’nın hayatımızda pek bir şey değişmedi, belki biraz yoğunluğumuz arttı ama bununla baş edebiliyoruz. Toplantılarımızı da artık mümkünse çevrimiçi yapıyoruz ki bu bizim için çok daha konforlu (ve etkili).

Sanırım buradaki asıl büyük değişiklik evden çalışan arkadaşlarımız için oldu. İdari görevleri ofise gelmesini zorunlu kılmayan bütün ekip arkadaşlarımız uzaktan çalışıyorlar. Onların da gün içerisinde ruh sağlıklarını koruyabilmeleri için bazı önlemler almaya çalıştık. Örneğin, bütün gün pijamayla oturmuyoruz 🙂 Elif bize Google üzerinde bir yapay zeka bot’u “attendance bot” tanımladı: Sabah hangi projede çalıştığımızı soruyor, öğlen yemek yememizi, akşam da artık çalışmayı bırakmamızı hatırlatıyor; faydalı bir bot. Çevrimiçi ortak çalışma ve senkronizasyon sistemimizde iyileştirmeler yaptık, anlık olarak hangi projede çalıştığımızı, karşılaştığımız sorunları görebiliyor ve tepki verebiliyoruz.

Bu zorunlu “esaret”in bizim açımızdan zamanı daha iyi kullandığımız ve ekip olarak kendimize de daha fazla zaman ayırmayı öğrendiğimiz bir süreç olduğunu düşünüyoruz.

Uzaktan çalışmaya hangi noktada karar verdiniz? Sizi bu kararı almaya yönlendiren ne oldu?

Uzaktan çalışmaya Mart ayının başında, işlerin ciddileşmeye başladığı zamanda karar verdik. Önce bir düşünce olarak kendi aramızda tartıştık. Ardından isteyen herkesin evden çalışabileceğini duyurduk. Hem fiziksel hem de psikolojik konforumuz yaptığımız işten aldığımız keyfi ve işin kalitesini etkiliyor, dolayısıyla burada serbestlik sağlamak uzun vadede önemliydi.

Uzaktan çalışırken hangi araçları kullanıyorsunuz?

Covid-19’dan önce de sık sık seyahat etmemiz, dolayısıyla uzaktan çalışmamız gerekiyordu. Bu yüzden, bulut ve ortak çalışma becerilerinden dolayı bütün altyapımız G-suite üzerinde kurulu. Son dönemde hemen hemen komple uzaktan çalışmaya geçince de aynı şekilde devam ettik. G-suite üzerinde hemen her ihtiyacımızı karşılayabiliyoruz. Sadece proje toplantıları için “Zoom”, Google Meet’e kıyasla biraz daha verimli bir platform. Daha yoğun tartışmamız gereken bir toplantı yapacaksak Zoom’da buluşmayı tercih ediyoruz.

Sizin için uzaktan çalışmanın dezavantajları ve avantajları neler?

Kaç inch bir ekrandan bakarsanız bakın, hiçbir çevrimiçi görüşme yüz yüze görüşmenin yerini tutmuyor. Tam tarif edemediğimiz bir soğukluğu var sayısal araçların. Önemli bir dezavantajı bu olabilir. Bir başka dezavantajı da, ofis içindeki sunucumuzu olduğu gibi buluta aktaramamış olmamız, dolayısıyla hafızamızı tazelemek gerektiğinde sunucudan buluta aktarmak için ek bir mesai harcamamız gerekiyor.

Öte yandan, zamanı verimli kullanma becerimiz önemli ölçüde arttı. İnternette sık sık denk geldiğimiz bir görsel var, bilirsiniz, elinde “That meeting could have been an e-mail” (bu toplantı bir e-posta da olabilirdi!) yazan bir adam var. Adam haklı! Hayati olmayan görüşmeler elimine olunca zaman kazandık, bunu da verimli kullanmaya çalışıyoruz.

Bir de ofis boşalınca ortalık kedilere kaldı. Gönüllerince ve amaçsızca koşup yuvarlanabiliyorlar! (Gerçi herkes ofisten çalışırken de çok farklı değildi)

Elinizde ne tür projeler (şantiye, fikir, yarışma) vardı? Projelere göre çalışma organizasyonunda nasıl değişiklikler oldu?

Hem şantiyemiz, hem konsept hem de uygulama projesi aşamasında olan projelerimiz vardı. Bir kısmı beklemeye geçti, bir kısmı ise hız kesmeden devam etti. Henüz çalışma organizasyonumuzda bir değişiklik olmadı, mümkün olduğunca rutinimizi ve standartlarımızı korumaya gayret ediyoruz.

Şehir dışı ya da yurt dışı projeleriniz var mı? Bunlar nasıl etkilendi

Projelerimizin büyük çoğunluğu şehir dışı ve yurt dışı işleri. Özellikle seyahat edemememizden dolayı yavaşladılar tabii. Zaten takvimi oturmuş ve devam eden işlerde bir problem yaşamıyoruz, sadece ilerleme biraz yavaşlıyor. Ancak henüz emekleme aşamasında olan işleri ilerletmek daha zorlaştı. Üzerinde birlikte fikir yürütülmesi, toprağa basılması, çevrenin görülmesi gereken işlerde bazı kararları almayı mecburen daha rahat ve güvenli günlere erteliyoruz.

Açıkcası verdiğimiz yurt dışı danışmanlıklarda bir sıkıntı yaşamadık; fakat şantiyeler çok zorlandı. Hem biz kontrol etmekte çok zorlanıyoruz hem de detayına uygun malzeme ve işçilik sağlamak bazen mümkün olmadığından terminleri ertelemek gerekiyor. Özellikle artık tamamlanma aşamasına gelmiş bir işi durdurmak da çok mümkün olmadığından daha önce öngörmediğimiz şekilde, son dakika kararlarıyla çözdüğümüz sorunlarla baş etmek zorunda kalıyoruz. Özetle bu işlerin stresi çok arttı…

Sizce bu salgının yapı malzemeleri ve tasarım kararları üzerinde dönüştürücü bir etkisi olacak mı?

Açıkçası bu konuda fikir yürütmek çok zor. Salgının ve distopik yaşama biçimimizin daha ne kadar süreceğine bağlı olarak pek çok farklı senaryo yaşayabiliriz. Salgının öngörüldüğü gibi yaz aylarında sönümleneceğini varsayarsak yaşananların büyük ölçüde unutulması ve tamamen eskiye dönülmesi olası görünüyor. Dolayısıyla 2021 yılında 2019’a geri dönüş yaşayabiliriz.

Öte yandan, konuya başka bir açıdan yaklaşırsak, içinde bulunduğumuz durum bize “eski” hayatımızda düşünmeden yaptığımız pek çok tercihi yeniden sorgulatır oldu: hijyen algımız, sosyallik anlayışımız, öğrenme ve öğretme biçimlerimiz, iletişim kurma şeklimiz… Kaçınılmaz olarak mekân ihtiyaçlarımızı da sorgular olduk. Bu anlamda, (umarız) bugünlerde öğrendiğimiz kıymetli dersleri unutmazsak, hem kullanıcılar hem de tasarımcılar için tasarım önceliklerinin değişmesi olası.

Günlük rutinimizin büyük bir kısmını alıştığımız mekânlardan bağımsız olarak da gerçekleştirebiliyor olmamız tasarımcılar için özgürleştirici bir veri akışı sağladı. İşlevin mekâna olan bağımlılığının kademeli olarak azalması, mekânda bulunmayı bir mecburiyet olmaktan çıkarıp bir tercih olmaya evriltebilir. Bu anlamda, mekân kurgusunda “işgörür” olmanın ötesinde bir kalite aranması gerekir, bu da her disiplinden tasarımcılar için önemli bir fırsat olacaktır.