[söyleşi]: “Kültür endüstrisi içinde ürettiğimizin bilincinde olarak üreten kişileriz.”

N. Müge Cengizkan

Son dönemlerde Vitra ile Kentin Hayalleri Programı’nın koordinatörlüğünü yürüten N.Müge Cengizkan ile mimari yayıncılık, editörlük ve küratörlük üzerine konuştuk.

Bugüne kadarki çalışmalarınız mimarlık yayıncılığı, mimari araştırma programları ve sergileri gibi alanlarda yoğunlaşıyor. Bu alanlarda çalışmaya nasıl başladınız?

ODTÜ’de lisansüstü çalışmalarım sırasında daha derinlemesine yürüyen araştırmaların bugünün nitelikli dergilerine kabulü, bu ilgiyi başlattı diyebilirim. Mimarlığın çok yönlü doğası ile lisans eğitiminde tanışıyorsunuz. Lisansüstü çalışmaların tümü ise mimarlığın farklı alanları ile tanışmak için çok daha farklı fırsatlar sunuyor. Bahsettiğiniz bu alanlarda her şey yazma pratiği ile başlıyor, çünkü düşüncelerinizi ancak böyle strüktüre edebiliyor, bağlamsal bir bütünlük elde etmek üzere yönlendirebiliyorsunuz.

İlk adım diyebileceğim, 2002 yılında Mimarlık Dergisinin editörlüğünü üstlenmekti. Bence o günkü deneyimimle henüz tam örtüşmeyen bir pozisyondu. Bugün 55 yaşına yaklaşan derginin 12 yılının en yakın tanığı olarak, en uzun süre editörlüğünü yürüten kişi oldum. Mimarlar Odası’nın yayını olarak Mimarlık, hemen hiçbir döneminde bilinen anlamda “bir editör dergisi” olmadı. Oda örgütlülüğünün kolektif üretim anlayışı bunu gerektirmekteydi. Derginin son editöryalinde de söylediğim gibi, tasarım kadar uygulamanın sonuç ürünü biçimlendirmedeki kilit rolünü bir mimar olarak bilmek, bir mimarlık yayını üzerinde alınan kolektif kararların bireysel üretimle şekillenmesi konusunda fikir verecektir.

İlgim nedeniyle kendimi içinde bulduğum yayın ortamında, bir Yayın Kurulu olan ve -göstermelik değil- son 15 yıldır her iki ayda bir düzenli toplanan kurul üyeleriyle birlikte; dergiyi düzenli bir periyoda oturttuk, grafik tasarımını yeniledik, dergi web sayfasını açık kaynak ulaşıma açtık, 1963 yılına kadar tüm sayıların kelime kelime tarandığı veritabanını kurduk, akademinin bizden sürekli talep ettiği uluslararası veritabanlarıyla ilişkiye geçip uluslararası tanınırlık aldık, dergi ile ilgili küçük sergiler yaptık… Bunlar “rutin kıvamlı” konulardı. Bana deneyim kazandıran “zihinsel kıvamlı” asıl konular ise; 25 bin tirajlı bir derginin her aşamasını koordine etmek, ardında Odanın varlığının bütçesel konformizmine yaslanmamaya çalışmak, Oda’nın anlık gündemlerini sakince ele almak ve tarafları ikna etmek, diğer mimarlık dergilerinin çeşitli nedenlerle ilgilenmeyeceği konuları okuyucuya geçirebilir biçimde ele almak, seslendiğiniz kitlenin çeşitliliğini bilerek verili sayfa sınırları içinde her okuyucunun en az bir yazıyla / bölümle ilgilenebileceği çeşitliliği sağlamaya çalışmaktı, diyebilirim.

2014’te derginin editörlüğünü bıraktım ve bugün bağımsız araştırmacı, editör ve küratör olarak çalışmalarımın yanı sıra yarı zamanlı olarak Mimarlar Odası’nın yayın ve sergi koordinatörlüğünü yürütüyorum.

Mimarlar Odası bünyesinde güçlü bir Yayın Bölümü’nün olduğu dönemler oldu. Özellikle UIA 2005 İstanbul Kongresi öncesi ve sonrasındaki yıllarda yoğun bir çalışma ile hemen her yıl 30’a yakın kitap yayımladık. Bu bütün, çok sayıda editör ve yazarın nitelikli katkılarıyla gerçekleşti. İçinde pişmek, tam da böyle bir durum. Sadece içerik üretimi değil, grafik tasarımcıdan fotoğrafçıya, güvendiğiniz matbaalarla kurumsal ve bütçesel ilişkilerden az sözle çok şey konuşabildiğiniz teknik adamlara, ortaya çıkan yayınların dağıtım, satış ve depo örgütlenmesine tek kişi olarak koordine etmezseniz, yayıncı bir şirket çatısı altında çalışmadığınız için o ürün kimsenin eline ulaşmaz. Bir kurum içinde bir işi sahiplenirseniz sizin olur, artık sizden bilinir. Bıraktığınızda eksikliği duyuluyorsa kurumsallaşmış bir yer bıraktınız demektir. Odadaki durumumu bu nedenle bazen, fabrikaya çıraklıktan verilmiş fakat eşzamanlı müdür yapılmış bir fabrikatör çocuğuna benzetirim.

Bu araştırmalar ile sergi, kitap gibi sonuç ürünlerin, akademik ve mesleki, iki ayaklı araştırmaların sonucu olduğunu söyleyebilirim.

Türkiye’de henüz bir tanımı yapılamamış ve gerekli becerilerin nasıl bir eğitimle edinileceği konusu açıklığa kavuşturulamamış olan mimarlık editörlüğü ve küratörlüğü alanlarının bugünkü durumunu nasıl yorumluyorsunuz?

Kültür endüstrisi içinde ürettiğimizin bilincinde olarak üreten kişileriz. Bugün Türkiye akademik alanında müzecilik, sanat yönetimi gibi bölümler var. Ne türde bir eğitim veriyorlar deneyimlemedim, daha kurumsal işleyişlerle ilgili olduklarını sanıyorum. Mimarlar Odası’nda uzun zamandır Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri’ni yürütüyorum. Ödül süreci tamamlandıktan sonra bir arşiv-sergi, arşiv-kitap niteliğinde sürüyor. Ayrıca, Ulusal Sergi’den doğan ve onun yan programları olan Anma ve Sinan Ödüllü Mimarlar Programları ilerliyor. Bunlar araştırma, sergi, sempozyum ve kitaplar barındıran programlar olan ve öncül mimarlar üzerine büyük oranda biyografik ve retrospektif çalışmalar. Anma Programları ise bir mimarlık tarihi araştırma programı: Kişiyi odağına aldığı kadar o kişinin içinde olduğu ya da yarattığı dönem ve iklimleri de gözardı etmiyor. Örneğin Zeki Sayar’ı Arkitekt dergisi ve dergi etki alanıyla birlikte ele alırken, Seyfi Arkan ile birlikte Türkiye modernizmini tartıştırdık. Bunları Oda içinde ve çevresinde kesinlikle azınlık diyebileceğim birkaç değerli isimle birlikte yürütüyoruz. Bu araştırmalar ile sergi, kitap gibi sonuç ürünlerin, akademik ve mesleki, iki ayaklı araştırmaların sonucu olduğunu söyleyebilirim.

Dergi editörlüğü ile kitap editörlüğünü ayrı tutmak gerekse de, mimarlık alanında hem editörden hem küratörden beklenenlerde belirli ortaklıklar var: Akademik alana ayak basmış olmanız, mimarlık tarihine bulaşıklığınız, mesleki tartışmaları ve meslek profesyonellerini izliyor olmanız gerekiyor. Ve bir de Türkiye gibi son on beş yılını “kent sektörüne” ve “inşaat sektörüne” adamış bir üretim ortamında tartışmalara önü ve arkasıyla hakim olmanız bekleniyor. Eğer çalışmalarınız belirli odaklar üzerinde ilerliyorsa -örneğin mimarlık eğitimi, kuramı ya da teknolojisi uzmanlaşma isteyeceği için-, zihin açıcı bir yayını hedefliyorsanız, akademik alandan beslenmek bir gereklilik.

…o güne kadar neredeyse her alanında çalıştığım yayıncılık işinde bir tek “yazan” olmaya cesaret edememiştim.

Program koordinatörlüğünü yürüttüğünüz, son çalışmanız olan “Kentin Hayalleri” projesine nasıl dahil oldunuz?

2011 ile 2015 yılları arasında, benim de proje ekibi içinde olduğum Vitra Çağdaş Mimarlık Dizisi her yıl bir yapı tipolojisine odaklanan, kitap ve sergi ürünlü bir projeydi. Projenin son üç yılında “konut”, “kültür” ve “eğitim yapıları” gibi her yıl başka bir yapı tipine eğilen kitaba girecek yaklaşık 50 yapının belirlendiği seçici kurullarda yer aldım. Sonrasında ise, seçilen yapıların bir kısmını da yerinde görerek, her biri için mimari değerlendirme metinleri kaleme aldım. Özel bir deneyimdi; çünkü o güne kadar neredeyse her alanında çalıştığım yayıncılık işinde bir tek “yazan” olmaya cesaret edememiştim. Ankara’da yaşadığım için çoğuyla aynı masada çalışma imkanı bulamadığım birçok keyifli insanla yeniden tanıştım.

VÇMD sonrası Vitra yeni bir projeye adım atmak istedi. VÇMD projesi çeşitli gereklilikler nedeniyle baştan İstanbul ve Ankara ile sınırlandırılmıştı. Bu kez İstanbul dışındaki kentlere ulaşmak istiyorlardı. Odadaki çalışmalarım nedeniyle Türkiye’nin farklı kentlerinde gerek mimarlık profesyonelleri gerek akademisyenler gerekse de kentlerdeki Oda birimleriyle iletişim içindeyim. Bu kentleri mesleki tartışmalar açısından da tanıyorum. Bu temaslar, Vitra ile Kentin Hayalleri projesini önce ekip olarak bizim düşleyebilmemiz için iyi bir zemin kurdu, diyebilirim.

“Kentin Hayalleri” projesini hayalleri büyük küçük demeden, hayalperest olmayı bir olumsuzluk cümlesi olmaktan çıkararak kurguladık.

Bu proje için nasıl bir planlama süreci geçirdiniz ve bu tür çok ayaklı projelerin planlamasında izlediğiniz belirli yollar var mı? 2016 yılında yürütülen proje kapsamında ziyaret edilen kentlerde ele alınan konular nasıl bir düzen içinde işlendi? Kentler üzerinden tartışılan farklı konuları bir kitapta nasıl bir araya getirdiniz?

“Kentin Hayalleri” projesini hayalleri büyük küçük demeden, hayalperest olmayı bir olumsuzluk cümlesi olmaktan çıkararak kurguladık. Yapıcı, dinamik, zihin açıcı tartışmalar hedefiyle ilerledik. Kentlerin ihtiyaçları, beklentileri ama özellikle hayallerine odaklanan Program kapsamında bahsettiğiniz gibi, İzmir, Adana, Ankara, Kayseri ve Antalya’ya gidildi. Hırsla büyüyen kentlerin ortaklaşan, mutat, kronik konularını göz ardı etmeden, ama doğrudan sorunlarına da odaklanmadan, kentlere özgü olanları öne çıkarmak ve üzerine hayal kurdurmak istedik. Konuşmacılarımıza ödevler verdiğimiz de doğrudur, çünkü ekip olarak ödevlerimize çalıştık. Cemal Emden her kentin hayal-teması çerçevesinde panoramik ve noktasal çekimler yaptı. Her kent için ayrıca kısa kent videoları hazırlandı. Toplamda bir iki saatlik bir yoğunlaşmayı böyle elde ettik. Geribildirimlere bakıldığında sanırım başarılı da olduk.

Kitabı ise programdan ayrı ağırlıklarla kurguladık. Odağına Emden fotoğraflarını alan kitapta kentlerdeki tartışmalar özetlendi. Programın ayrıca oldukça dolu bir mikro sitesi bulunuyor. Burada her kent için tartışma metni, etkinliği değerlendiren ve tartışan yazılar, videolar ve fotoğraflar yer alıyor. Mikro sitenin kitaba yansıması ise ilgili bölümlerin başında kullanılan bir karekodla farklı okumalara yönlendirmek biçiminde oldu.

Bundan sonraki çalışmalarınız nasıl devam edecek? Gerçekleşmesi kesinleşen projeleriniz var mı?

Louis Kahn’a bugün yeniden bakmak ve Türkiye’de Kahn’ın öğrencisi olmuş kişiler üzerine Cemal Emden ile birlikte kurguladığımız bir sergi ve yayın üzerine uzunca süredir çalışıyoruz. Sergisi Pera Müzesi’nde Aralık başında açılacak, kitap ve katalog gibi farklı yayınları da olacak kapsamlı bir proje.

SALT için Meriç Öner ile bir “İşveren Sergisi” üzerinde çalışıyoruz. Eylül ortasında SALT Galata’da açılacak. Sergiye paralel bir kitabın süreç içinde projeye bir desteği olur mu, henüz tartıyoruz. Sergi çalışmalarım ağırlıklı olarak mimar figürler üzerine olageldi. Bu nedenle uzunca bir süreden sonra tematik bir sergi üzerinde çalışmaya başlamak keyifli.

Mimarlar Odası programları kapsamında uzunca süredir farklı kişilerle üzerinde çalışmakta olduğumuz kitaplar var. “2016 Ulusal Mimarlık Ödülleri: Yapılar, Projeler, Fikirler” son dönemin Ulusal Sergisi’nin arşiv-kitabı niteliğinde. Anma Programı içinde Ali Cengizkan ve Selda Bancı ile yürüttüğümüz “Ernst A. Egli: Türkiye’ye Katkılar: Yerel Yorumlar, Eğitimde Program, Pratiğin Muhasebesi” kitabı, “Baysal-Birsel Rasyonalizmi: 20. Yüzyılın İkinci Yarısında Mimarlık Pratiği” kitabı ve Gizem Albayrak ile yürüttüğümüz “Yere Ait Bir Mimarlık: Ersen Gürsel” kitabının, 2017 içinde yayımlanmasını umuyorum.