Waterway No58 filminin tanıtım etkinliği, 22 Mayıs 2025 tarihinde PETRA The Flooring Co.’nun Sarıyer’deki yönetim binasında sektör temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşti. Film gösterimi öncesinde düzenlenen söyleşide, moderatörlüğü Esra Aydınoğlu üstlenirken; işveren Neslihan Etöz, BINAA kurucusu Mimar Burak Pekoğlu, Çelik Yapı’nın sahibi İbrahim Korkut, B Plan kurucusu Bora Bayraktar ve yönetmen Umut Karaduman sürece dair deneyimlerini paylaştı.
Esra Aydınoğlu: Neslihan Hanım, siz bu projenin işvereni ve aynı zamanda sahibisiniz. Waterway No58 aynı bölgede hayata geçen dördüncü projeniz. İlk projeniz Işık, ikinci projeniz Ateş, üçüncü projeniz Toprak ve son projeniz Waterway No58 (Suyolu). Pek çok projenin görünür olmak için çok çaba harcadığı E5 kıyısında sizin dördüncü projeniz Suyolu nadiren sakin, zaman zaman akıcı ama genellikle çok yoğun olan E5 aksında bizi dinginliği ile karşılarken, alçak gönüllülüğü ile kucaklıyor. Nasıl doğdu Waterway No58 projesi?
Neslihan Etöz: Bir insanın kendi inançları neyse yarattığı odur. Benim spiritüel bir tarafım var. Toprağın, ağaçların ve hayvanların içinde büyüdüm ve inancımda da su her zaman için hayattır. Bir hocam demişti ki: Bir soru sorduğunda ve cevap alamadığında yaşa ve gör. Sen bir balıksın, bir nehrin içinde gidiyorsun ve bir engele takılıyorsun. Girdaba giriyorsun, dönüyorsun, dönüyorsun ve çıkamıyorsun. Eğer gücün, inancın yoksa oradan atlayıp denize ulaşamazsın.

Suyolu nasıl oluştu? Benim bir bina yapmam ve burada görünür olmam lazım diye düşündüm. Bu, su olacak dedim; hayatı temsil edecek. Bahsettiğiniz E5, bizim için Ankara asfaltıydı. Çok yoğun, çok zorlu, insanların çok stresli olduğu bir alan. Esas işimiz akaryakıt olduğu içininsanlarla birebir ilişki içindeyiz. İnsanları her hali ile gördüğümüz yer burası. O zaman ne yapacaksınız, o yoğunluğun içinde bir dalga formu vereceksiniz; yazlığınıza gidiyorsunuz, denize giriyorsunuz, rahatlıyorsunuz. Bu projede onu yaratmak istedim aslında: bir rahatlık, bir dinginlik, bir dalga, bir su, bir hayat…
E.A.: Sevgili Burak Pekoğlu sana sormak istiyorum. 2012 yılında kurduğun BINAA bugüne kadar pek çok projenin tasarımını gerçekleştirdi ve bu tasarımlar başarı ile uygulandı. Bursa’da Argül Weave, İstanbul’da Nobis, Qarat, Serdivan Evleri, Altınova Sanmar Yönetim Merkezi, Sakarya 2.OSB Yönetim Binası ve Camisi ilk aklıma gelenler. S2OSB’nin Genel Merkezi Audi ve Jaguar Türkiye’nin çekim platosu oldu. Nice projeden ve kendi mimarlık atölyendeki 10 yılı aşkın tecrübenden sonra Waterway No58’de, aslında kiralanmak üzere tasarlanan konvansiyonel bir ofis binasında, E5 gibi zorlu bir aksta projeye yaklaşımınız neydi BINAA olarak?

Burak Pekoğlu: Her şeyden önce şanslıydık. Karşımıza değerli bir işveren çıktı. Genç bir ekip olarak -10 yıl bir mimarlık firması için genç sayılır- biz de hâlâ öğreniyoruz. Türkiye coğrafyasının sahip olduğu değerli doğal taş kaynakları üzerine araştırma yapma ve bu konudaki tecrübelerimizi aktarma fırsatı bulduk. Neslihan Etöz ile tanışmamızdan itibaren, doğayla iç içe geçen sohbetlerimizde, bizden tamamı cam kaplı olmayan, kendi kendini temizleyen, minimum bakım gerektiren cepheye sahip ve esnek kullanıma yönelik bir idari ofis binası talep etti.
Waterway No58, İstanbul’un stratejik bir noktasında yer alıyor. Hızlı bir araç trafiğinin geçtiği, arka planda ise kent dokusunun benzin istasyonu ile iç içe geçtiği dinamik bir lokasyon. Burada uluslararası standartlarda bir idari ofis binası tasarlanması ve değerli bir firmanın bu binada yer alması hedefleniyordu. Tesadüf bu ya, 25 yıllık köklü bir firma olan, aynı zamanda projenin de yükleniciliğini üstlenen Çelik Yapı, projeye ev sahibi olarak dahil olacağını ve burayı kullanacak ilk firma olacaklarını açıkladı. Bu, bizim için gerçekten çok anlamlıydı; çünkü projeyi inşa eden firmanın aynı zamanda onu sahiplenmesi işin ruhunu tamamlayan bir unsur oldu.
Gerçekten iyi bir proje ve mimari, yalnızca yetkin bir mimarın varlığıyla ortaya çıkmaz. İyi bir işveren, iyi bir ekip, güçlü bir fikir ve deneyimle birlikte hayat bulur. Biz de pandemi döneminde, sevgili Neslihan Hanım ve proje yöneticimiz Bora Bayraktar ile bir araya geldik. Yaklaşık bir yıl süren tasarım sürecinin ardından, izin süreçleri iki yıl devam etti. Projenin hemen yanında bir petrol istasyonu bulunuyor ve altından metro hattı geçiyor; bu da araziyi son derece zorlu ve karmaşık hâle getiriyordu. Ancak tüm bu güçlükler, projeye olan inancımızı pekiştirdi. Neslihan Hanım sadece bir yatırımcı değil, aynı zamanda deneyimli bir işletmeci olarak sürece derinlemesine hakimdi. Bölgeye olan hakimiyetiyle de projeye değerli katkılarda bulundu.
Sonuç olarak, biz bu projede limitler dahilinde İdari bina olarak kullanılacak fonksiyonel bir kutu tasarladık. İstanbul’daki mevcut imar anlayışına baktığımızda, genellikle bütüncül bir şehir planlaması eksikliği görülüyor. Ancak bu gibi örneklerde, parsel bazında işverenlerin inisiyatifi ve vizyonu sayesinde nitelikli yapılar ortaya çıkabiliyor.

Waterway No58, bu yaklaşımın iyi bir örneği oldu. Neslihan Hanım, iki ayrı parseli birleştirerek binayı geriye çekmek, önünde geniş bir peyzaj alanı bırakmak ve yapının çevresiyle daha iyi bir ilişki kurmasını sağlamak istedi. Pek çok yatırımcı, parselin tamamını kullanma yönünde ısrar eder; bu yaklaşım bizi şaşırttı ve çok heyecanlandırdı. Bu karar doğrultusunda, elimizdeki imkânlar dahilinde en optimum kütle planlamasını gerçekleştirdik.
Tasarım süreci içeriden dışarıya doğru gelişti. Yapının çekirdeğinden başlayarak iç mekân kurgusu oluşturuldu ofis alanları, pandemi koşullarını da gözeterek şekillendi. Tamamen cam kaplı bir ofis yerine, doğal havalandırmaya olanak tanıyan, camları açılabilir, her katında balkonlar bulunan, kullanıcının ihtiyaçlarını karşılayabilecek mutfak alanları içeren bir yapı tasarlandı. Giriş katında kamusal bir galeri alanı oluşturuldu. Cephe tasarımı da bu iç mekân kurgusunu yansıtarak, dolu/boş ritmiyle şekillendi. Bu yaklaşımı pek çok uluslararası ofis yapısında da görebilirsiniz. Aynı zamanda binayı doğal taşla, adeta bir terzi titizliğinde ve akışkan form geçişleriyle, gün ışığıyla değişen ve çevresiyle etkileşime giren dinamik bir forma kavuşturduk. Amacımız sadece kendine değer katan değil, bulunduğu çevreye de katkı sağlayan bir yapı ortaya koymaktı. Bu süreci sadece mimari açıdan değil; işverenimiz, yüklenici firma ve tüm değerli taşeronlarımızla birlikte yürüttük. Kısa film de bu bütüncül yaklaşımın bir yansıması oldu.
E.A.: İbrahim Bey bu proje ile ilgili sizi heyecanlandıran, hatta binayı kiralayarak Çelik Yapı’nın genel merkezi yapma noktasına kadar götüren unsur neydi?

İbrahim Korkut: Biz projenin başlangıcında, düşünce aşamasında yokuz. Binanın uygulamasına geçerken müteahhit olarak seçiliyoruz. Müteahhitliğini üstlendiğimiz bir yapıda, binanın sağlamlığını ve bir hata olup olmadığını inceliyoruz. Biz başka bir gözle etüt ediyoruz.
Cepheyi binaya taşıtan ve hesaplarını kontrol eden yüklenicidir. Cephe taşeronunun tüm hesaplarını kontrol ettik. Düzeltilecek yerleri düzelttik. Bizim sanatsal olarak değil, binanın yükleri taşıması özelinde katkımız oluyor. Bu yönden öncelikli görevimizi yerine getiriyoruz.
Projeye katıldığımız andan itibaren mal sahibi ve mimarla takımın bir parçasıyız. Fikirlerimizi paylaşıp müzakere ederek nihai hale getiriyoruz ve bunu çok önemli buluyoruz. Tüm birimlerin -yüklenici, işveren, mimar- işbirliği içinde çalıştığı sağlıklı, dayanıklı bir proje oldu Waterway No58. Burada özellikle vurgulamak istediğim yüklenici, ev sahibi, mimar arasındaki işbirliği.
E.A.: Hangi noktada kiracı olmaya karar verdiniz?
İ.K.: Bunu aslında Neslihan Hanım ve Bora Bey bize teklif etti. Bu kadar emek sarf ettiniz, burayı siz kiralayın, sizin ofisiniz olsun dediler. Biraz düşündük ve sonra karar verdik.
E.A.: Bora Bey, siz bu projede tüm disiplinlerle işveren arasındaki köprüsünüz. Aslında kelimenin tam anlamıyla proje yönetimi yapıyorsunuz. Bu model Türkiye’deki proje uygulamalarında ne kadar yaygın?
Bora Bayraktar: Türkiye’de proje yönetimi olması gerektiği kadar yaygın değil. Waterway No58’de proje yönetim modeli işverenin de vizyonu ile örtüştü. Projenin konseptinden uygulama sürecinin sonuna kadar mimar ve mühendisleri proje yönetimi ile tüm sürecin içine dahil ederek orkestrasyonu sağlıyoruz. Ülkemizde maliyet artışı olarak görünse de sonuç ürünün niteliği ile değer mühendisliği oluşturulmaktadır.
E.A.: Türkiye’deki mimarlık ortamında mimari proje yapım sürecinin film dokümantasyonuna çok alışık değiliz. Nereden doğdu bu fikir?
B.P.: Bu projede kendime şunu sordum: Final sonucundan ziyade üretim süreci neden bu kadar heyecan verici geliyor? Çünkü burada farklı disiplinleri bir araya getirdik. Perde arkasında ciddi bir emek, üretim ve düşünsel yoğunluk vardı. Bu süreci neden filme almayalım, diye düşündük aslında.
Ofis içinde bu fikri konuşurken sevgili ekip arkadaşımız Aysu Karaduman, “Ağabeyimin bir ajansı var, film yapıyorlar” dedi ve bize Umut’un çalışmalarını gösterdi. Gerçekten özgün ve etkileyici işlerdi. Sonrasında Umut Karaduman ile tanıştım, genç ve yetenekli bir yönetmen. Bu fikri işverenimize taşıdık ve projenin yoğun temposu içine film yapım sürecini de dahil ettik.
Bu oldukça deneysel bir süreçti. Sahada ve ofiste yoğun bir koşturma sürerken ve konteyner ofisimizde çalışmaya devam ederken, Umut projeye adeta görünmez bir figür gibi dahil oldu ve perde arkasındaki hikâyeyi kayda aldı. Bu süreç interaktifti, bizim de katkılarımız oldu.
Ortaya çıkan 25 dakikalık belgesel, sadece fiziksel yapım sürecini değil, aynı zamanda taşların Denizli’de kesilmesinden, Afyon’da işlenmesine ve İstanbul’a ulaşmasına kadar tüm arka plan organizasyonunu gözler önüne serdi. Umut bu hikâyeyi farklı bir bakış açısıyla anlatarak sürece ayrı bir katman kazandırdı.
E.A.: Mimari belgesel “Waterway No58”, 63 ülkeden gelen binlerce başvuruyla büyük bir uluslararası katılımın sağlandığı International Istanbul Short Film Festival & The Writer’s Journey’de resmi seçkiye alındı. İlk gösterimi 17 Mayıs 2025 tarihinde AKM’de düzenlendi. Festival, yaratıcı ve cesur anlatıları desteklemenin yanısıra, tematik vurguları olan yapımlara da özel bir kategori ayırıyor. Hemen öncesinde ise Athens International Monthly Art Film Festival’de “Honorable Mention” Ödülü’ne ve Brazil New Visions Film Festival’inde “Best Cinematography” kategorisinde birincilik ödülüne lâyık görüldü. Anladığım kadarı ile uluslararası festival yolculuklarında iz bırakmaya devam edecek bu eser. Yönetmenimiz Umut Karaduman’a sormak istiyorum. Başka hangi festivallere başvurdunuz bu belgesel ile?

U.K.: Waterway No58 belgesel filmimizle bugüne dek 30’a yakın ulusal ve uluslararası festivale başvuruda bulunduk. Filmin içeriğiyle en çok örtüşen, mimarlık odaklı prestijli festivaller arasında öne çıkan başvurularımızdan biri, Barselona’da düzenlenen BARQ – International Architecture Film Festival. BARQ, İspanya’da yalnızca mimarlık ve iç mekân tasarımı temalı belgesel filmlere adanmış tek film festivali olma özelliğini taşıyor.
Yine başvurduğumuz bir diğer önemli organizasyon, Architecture Film Festival Rotterdam (AFFR). Mimarlık, şehircilik ve sinema arasındaki ilişkiyi keşfetmeye adanmış AFFR, bu alanda dünyanın önde gelen festivallerinden biri olarak kabul ediliyor ve 2000 yılından bu yana iki yılda bir Rotterdam’da düzenleniyor. Festival; belgesel, kısa film, animasyon ve kurmaca türündeki yapımları mimarlık ve kentsel yaşam perspektifiyle izleyiciye sunuyor.
Ayrıca, Architecture & Design Film Festival (ADFF), mimarlık ve tasarımın yaratıcı ruhunu kutlayan ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bu alana adanmış en büyük film festivali olarak öne çıkıyor. ADFF, New York merkezli olmakla birlikte, Los Angeles, Chicago, Toronto ve Vancouver gibi şehirlerde de etkinlikler düzenliyor.
Bunların yanısıra, Prag’da yeni bir inisiyatif olarak hayata geçirilen Film and Architecture Festival, 63 yıllık geçmişe sahip New York Film Festival ve yarım asrı aşkın süredir düzenlenen Toronto International Film Festival (TIFF) de başvuruda bulunduğumuz önemli festivaller arasında yer alıyor.
E.A.: Çok tebrik ediyorum. Gerek resmi seçkiye girmesi gerekse de ödüller, filmin sanatsal vizyonunu, görsel ustalığını ve mimari mekânın ruhunu yansıtma yeteneğini onurlandırıyor.
Peki Denizli, Afyon, Bostancı, Balat, Tuzla beşgeninde geçen çekimler sırasında unutamadığınız anlar nelerdi?
U.K.: Öncelikle buraya gelen herkese, ardından da özellikle Burak’a çok teşekkür etmek istiyorum. Bu fikir onun vizyonuyla ortaya çıktı. “Güzel bir bina yapıyoruz, bununla ilgili bir film de yapalım” dediğinde, bu yaklaşım benim için de oldukça cezbediciydi. Çünkü içerisinde sinematografik birçok öğe barındırıyordu: binanın yapısı, iç mekânı, cephesi, gün ışığıyla birlikte değişen gölgeleri… Her köşede sinematik bir fotoğraf vardı. Benim için oldukça keyifli bir süreçti. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık ve ortaya da güzel bir film çıktığını düşünüyorum.
E.A.: Dilerim bu mimari belgesel film ülkemizin değerli mimarları ve inşaat sektörü oyuncuları için bir örnek teşkil eder ve nice yapıtın inşa sürecinin belgelenmesine vesile olur. Peki son olarak kimlerin emeği geçti bu projeye?
B.P.: Alimoğlu, Metalkoza ve Kasso Mühendislik firmalarının bu projedeki katkıları gerçekten çok değerliydi. Elbette tüm bu süreci yöneten ana yüklenicimiz Çelik Yapı’nın emeği de çok büyük. Haftalık olarak gerçekleştirdiğimiz sistematik toplantılarda mimari açıdan tüm detaylar bize danışıldı. Sevgili proje yöneticimiz Bora Bayraktar adeta bir hakem gibi süreci yönetti, disiplinlerarası dengeyi sağladı.

Belki de en başından itibaren işverenin yanısıra belirli profesyonellerin sürece aktif olarak dahil edilmesi, projeyi bir platforma dönüştürüyor. Bu noktada biz mimar ve mühendisler de gerçekten keyif alıyor, sürece tutkuyla katılıyoruz. Çünkü büyük bir sorumluluk üstleniyoruz. Mimarlık, insan odaklı bir meslek, tıpkı doktorluk gibi.
Bu filmle yalnızca görsel ve sanatsal süreci değil, aynı zamanda arka plandaki bu çok sesli orkestrasyonu da anlatmak istedik. Buradaki amacımız yalnızca süreci dokümante etmek değil; mimarinin ötesine geçerek farklı disiplinleri, aktörleri ve aralarındaki etkileşimi görünür kılmaktı. Ne yazık ki ülkemizde bu yaklaşımı benimseyen proje sayısı hâlâ çok az. Oysa bu tür örnekleri çoğaltmamız gerektiğine inanıyorum.

Waterway No58 mimari belgesel filmine buradan ulaşabilirsiniz.
