[Taksim Kentsel Tasarım Yarışması] – beoffice: “…bariyerleri kaldırmayı, bağlantıları artırmayı öneriyoruz.”

Taksim Kentsel Tasarım Yarışması’nda halk oylamasına sunulan projeler üzerine gerçekleştirdiğimiz araştırmamızda 15 sıra numaralı projenin müellifleri beoffice + Şerif Süveydan + Sezer Bahtiyar sorularımızı cevapladı:

Projeye başlarken Taksim için belirlediğiniz problemler nelerdi? Projeniz bunlara nasıl çözümler getiriyor?

Taksim’in son yüz yıllık tarihi ardı arkası kesilmeyen bir müdahaleler tarihi olarak özetlenebilir. Meydana nizam vermeyi amaçlayan ve tepeden inme kararlarda kendini ifade eden sert müdahale hevesi belki de Taksim’in en önemli sorunudur. Onca müdahaleye rağmen bir türlü hedefine ulaşamayan, yine de her defasında yeni sert müdahaleleri çözüm olarak gören anlayışın kentsel belleğin de aşınmasına neden olduğunu söyleyebiliriz. Kentsel alanı mimari bir gösterinin dekoruna çeviren bu anlayışın sorunlu olduğunu hemen başta tespit etmek gerek.

Belki de bu hırpalayıcı süreç nedeniyle bugün Taksim’de hissettiğimiz gelip geçen onca insana rağmen giderilemeyen bir ıssızlık ve tekinsizlik hissi. Taksim Meydanı şu haliyle yön duygunuzu kaybedeceğiniz ve Gezi Parkı’nın kullanım imkanlarını da azaltan tanımsız bir boşluk olarak duruyor. Bu bakımdan mevcut durumu ıssızlık ve kimlik kaybı olarak tarif etmek mümkün.

Oysa Taksim İstanbul’un ve Türkiye’nin son yüz yıllık hikayesinin en önemli sahnelerinden biridir. Yakın tarihimizde pek çok anıya tanıklık etmiş benzersiz hafıza mekanıdır. Biz bu hafızaya saygı duyuyor, onu geleceğe taşımak için bariyerleri kaldırmayı, bağlantıları artırmayı öneriyoruz. Bu amaca uygun olarak 4 katmanlı bir program öneriyoruz:

  • Önceliğimiz Taksim’i yeniden uzun süreli bir inşaat sürecine sokmadan, mümkün olan en az müdahale ile en büyük faydayı sağlayacak bir mekansal kurgunun ortaya konması oldu. Mevcut tanımsız boşluğu birbirini destekleyen mekanlar dizisine dönüştürmek için etaplara bölünebilecek, kapsamlı müdahale gerektirmeyen bir dönüşüm kurgusu önerdik.
  • Bu kurgunun farklı taleplere göre uyarlanabilir ve esnek olmasını önemsiyoruz. Günde 1 milyondan fazla kişinin kullandığı bir alanın çok çeşitli kullanım imkanlarına açık ve uyarlanabilir olmalıdır.
  • Taksim’in ve Gezi Parkı’nın kentle bağlantılarının artırılmasını ve böylece İstanbulluyla buluşmasını sağlanmamız gerekiyor.
  • Ve son olarak, halkın dönüşüm kararlarına katılımını bir temenni olmaktan çıkarıp somut bir program olarak tanımlayabilmek amacıyla sürecin en başında çalışmaya başlayacak bir kurumsal yapı öneriyoruz. Canlı bir kamusal hayat sadece planlama kararları ve tasarımla değil, aynı zamanda katılımcı bir anlayışın ve sabırlı bir sürecin sonunda mümkün olabilir. Taksim Kolektifi’ni tam da bu süreci koordine etmek üzere İBB’nin öncülüğünde ve desteği ile oluşturulacak katılımcı bir platform olarak önerdik. Proje sürecinin bir parçası olarak kurulacak Taksim Kolektifi’nin etkinlik organizasyonundan lokal tasarım katkılarına kadar geniş bir yelpazede katılımcı planlama açısından deneysel bir imkan sunacağını düşünüyoruz. Bu öneriye uygun olarak projemizin adını da Taksim Kolektifi olarak belirledik. Kolektif’in kuruluşu proje sürecini, Taksim’in dönüşüm aşamalarını ve nihayet yenilenmiş Taksim ve Gezi’nin idaresini içerecek bütüncül bir perspektif öneriyor.

Taksim Meydanı’nı bir geçiş güzergahı olarak mı, kamusal bir buluşma alanı olarak mı ele aldınız? 

Taksim Meydanı 1950’lerden itibaren İstanbul için önemli bir ulaşım odağı işlevi gördü. Kuşkusuz bu bir tesadüf değildi, çünkü Taksim Tünel-Şişli üzerinde merkezi ticari eksenin geliştiği topografik sırtın genişlediği ender noktalardan biriydi. Lastik tekerlekli araçların yol ağı geliştikçe Taksim’in ulaşım ağı içindeki rolü de arttı. Meydan kentlilerin sadece büyük kutlamalarda bir araya geldiği, diğer günlerde ise çoğunlukla aktarma yapılan önemli bir uğrak noktası olmuştu.

Ancak 2000’lerden itibaren kentin ölçeğindeki dramatik değişim, ardından metro gibi büyük altyapı yatırımları Taksim’in ulaşım ağı içindeki özellikli konumunu aşındırdı. Ve nihayet yayalaştırma projesinin ardından Taksim’deki araç hareketliliği de son bulunca meydanın bir geçiş güzergahı olma işlevi büyük oranda sona ermiş oldu. Hikayeyi bu şekilde değerlendirdiğimizde Taksim’in artık geçiş güzergahı üzerindeki bir odak olmaktan çok bir buluşma mekanı olarak düşünülmesi gerektiği açıkça ortaya çıkıyor. Biz de projemizi bu bağlam üzerine kurguladık. Meydanın yaya bağlantılarının artırılmasını ve mevcut bağlantılarının güçlendirilmesini önerdik. Taksim İstanbulluların ihtiyaç duyduğu bir ortak zemin, bir buluşma noktası olmalıdır.

Toplumun taleplerine göre programlanacak kent hayatının bütün imkanlarına açık bir Taksim Meydanı hayal ediyoruz. Sıcak bir yaz günü açılan fıskiyelerle serinlemek, bir yaz akşamı konseri veya açık hava sineması, karlı bir kış gününü ısıtan bir festival panayırı, sonbaharda bienal kapsamında düzenlenen bir dijital sanat sergisi, Ramazan’da herkese açık bir iftar sofrası, bir bayram kutlaması veya İstanbulluların taleplerini dile getirdikleri bir protesto gösterisi…

Projemizde meydanı büyüklüğünden hiç taviz vermeden daha tanımlı hale getirecek, cüssesini ortaya çıkaracak öneriler geliştirdik. Cumhuriyet Anıtı’nı merkez alarak AKM ve Cumhuriyet Caddesi yönünde nizami ağaç dizisi ile oluşturduğumuz eksenler, insan gözünden bakıldığında görsel ilişkiyi kesmeyen, geçirgen ve gölgelikli bir yürüyüş ve dinlenme aksı iken, uzaktan bakan biri için ağaçların yumuşak silueti ile tanımlanmış meydan sınırını oluşturuyor. Böylece boşluk tanımlı bir mekana dönüştürülüyor. Dikdörtgen formundaki meydanın diğer kenarını yeni AKM’nin cephesi sınırlandırıyor. Proje kapsamında Atatürk Kültür Merkezi’ni tarihi anlamı ile izlenen ve izleyen bir yapı olarak tekrar Taksim Meydanı’nın parçası haline getirmeyi önerdik.

Büyük toplulukların bir araya gelme alanı olan Taksim Meydanı’nı bütüncül halini korunmak üzere özellikle büyük bir boşluk olarak bıraktık. Zemin altına yerleştirilen su sistemi aktif halde iken ıslak bir sulu eğlence ve gösteri alanına dönüşen meydan, sistem kapatıldığında su ile ilgili hiçbir elemanın zemin üstü kottan algılanmadığı, büyük kalabalıkları barındıran bir zemine dönüşecek. Bununla birlikte, gerektiğinde kurulacak geçici strüktürler meydanın farklı dönemlerde farklı amaçlarla kullanılmasını sağlayacak, kullanımı artıracak.

Projenizde Meydan ve Gezi Parkı’nın ilişkisi için ne öneriyorsunuz?

Henri Prost meydanı Gezi Parkı’nın merkez aksında Tarihi Yarımada ve Boğaz’a bakan bir teras olarak kurgulamıştı. Alanın güneyindeki otel bloğu ve yapı adasının inşası ile bu fikir terk edilmiş oldu. Taksim Meydanı uzun bir süre sadece gösteriler sırasında büyük kalabalıklar tarafından doldurulan büyük bir refüj olarak kaldı.

Şimdi Taksim Meydanı’nı Gezi Parkı’nın mekansal uzantısı olarak tekrar tanımlama imkanına sahibiz: meydan parkın açıldığı ve parkla bütünleşen büyük etkinlik alanı olabilir.

Gezi Parkı’nın tarihi merdivenleri ve rampaları ile meydanın ilişkisini seyir imkanını artıran bir avantaj olarak değerlendirdik. Böylece birbiri ile bütünleşebilen park ve meydan büyük kalabalıkları içerebilecek kentsel ölçekte bir etkinlik alanına dönüşebilecek.

Meydanda yaya ve araç ulaşımını nasıl değerlendirdiniz?

(“Meydanda” ile kastedilenin Taksim Meydanı’nın kendisinden öte tüm proje alanı olduğu düşünülerek cevap verilmiştir.)

Taksim ve Gezi bisikletli ve yayalar için iyi tanımlanmamış bir dolaşım ağının içinde yer alıyor. Projede, mevcut kentsel ulaşım strüktürü ve otobüs ve metro çıkış noktaları dikkate alınarak yayalar için net bir dolaşım- erişim planlaması önerdik.  Bu planlama aynı zamanda “engelsiz” bir kurguya sahip.

Projemizde önerilen Yaya Köprüsü, Taksim Meydanı ve Gezi Parkı ile Maçka Parkı’nı birbirine bağlayarak kentsel erişilebilirliği artırmayı amaçlayan yeni bir güzergah olarak önerildi. Bu yeni bağlantı sayesinde meydandan başlayarak Gezi Parkı’ndaki bir dizi aktivite noktası, AKM, Atatürk Kitaplığı gibi farklı mekansal fragmanlar sinematik bir gezi yolu boyunca birbirine bağlanmış olacak. Köprü aynı zamanda, Prost tarafından öngörülen cazip Boğaz manzarası, kültürel ve rekreatif akslara sahip Gezi Parkı’nın hatırasını canlandırmayı amaçlıyor. Araç trafiği ve topografik engellere takılmadan rahatça uzanan Yaya Köprüsü ile oluşturulan bağlantının bir diğer önemli katkısı Maçka ve Nişantaşı’ndaki yoğun konut bölgesini Taksim ve Gezi’ye bağlaması olacak.

Köprü yaya ve bisikletlilerin ortak kullanımına açık olması sayesinde aktif bir rekreasyon önerisi olarak da değerlendirilebilir. Maçka Parkı’ndan başlayıp Taksim’e varan bir koşu veya bisiklet rotası bu şekilde mümkün olabilecek. Bu yeni aktivite yıllar sonra Gezi Parkı’na sporu da içeren yeni bir rekreasyon katmanı kazandırmayı amaçlıyor.

Mevcut tramvay hattı kent sakinleri ve turistler tarafından yoğun bir şekilde kullanılmakta. Projemizde tramvay hattının Gezi Parkı çevresinde ring oluşturacak şekilde uzatılmasını önerdik. Böylelikle tramvay kullanımının artarak, İstiklal Caddesi, Taksim ve Gezi’nin entegrasyonunu güçleneceğini öngörüyoruz. İlave edilen güzergah üzerinde oluşturulan duraklar bu eksen üzerindeki farklı odak noktalarına erişimi kolaylaştıracak.

Motorlu araç trafiğine yönelik herhangi bir müdahale önermedik, zira trafiği yeniden düzenleyecek büyük bir inşaat sürecinin şu aşamada yarar sağlamayacağı kanısındayız. Öte yandan, 2012 yılında yapılan düzenleme ile Tarlabaşı-Harbiye bağlantısının yeraltına alınmasının ardından tünel içinde kalan otobüs duraklarının tekinsiz izbe mekanlar olmaktan çıkarılması gerekiyordu. Bu mekana gün ışığı ve temiz hava almak için meydan ile yeraltı duraklarını bağlayan yeşil bir amfi önerdik. Burada planlanan kademeli yeşil amfi otobüs duraklarının mekan kalitesini artıracak ve meydana doğrudan erişim sağlayacak.

Ağaçlandırma konusunda nasıl bir yaklaşım izlediniz? Ağaç türlerinin konuma ve zemin yapısına uygunluğu gözetildi mi?

Taksim için hazırladığımız öneride peyzaj konusunu toprak, su, bitki örtüsü, malzeme, insan sağlığı ve sosyalleşme alanlarını içeren, sürdürülebilirlik odaklı bir çerçevede ele aldık.

Bitki seçimi özelinde bakıldığında, Gezi Parkı’nın mevcut ağaç dokusunu gerekli sağlıklılaştırma müdahaleleri ile mümkün olduğunca koruduk, aynı zamanda yeni bitki ilaveleri ile parktaki yeşil alanı artırdık. Yeni eklenecek ağaçları çınar, meşe, erguvan, ıhlamur gibi bölgenin endemik türleri arasından seçtik, böylece habitatın sürekliliği sağlanırken, bitkilerin sulama ve bakım ihtiyaçları en aza indirgenmiş oldu.

Merkezinde Cumhuriyet Anıtı’nın bulunduğu iki eksen uzun süre Taksim’in mekansal düzenini belirlemişti.  Yayalaştırma projesinin ardından okunaklılığını kaybeden bu ana eksenleri ağaçlarla gölgelenmiş, Gezi Parkı ve Taksim Meydanı’nın yakın çevresi ile bütünleşmesini sağlayacak yeşil bir kuşak olarak yeniden kurguladık. Bu eksenler kısmen doğal zemine oturmakta, kısmen zemin altındaki geçitlerin üzerinde yer almaktadır. Yapısal zemin üzerinde yer alacak ağaçların gelişebilmesi için, seçilen çınar ağacının kök yapısını gözeterek, ağacın sağlıklı gelişmesini sağlayacak derinlik ve yaygınlıkta toprak alan sağlayan kaskatlı tepeler oluşturduk. Önerdiğimiz bu detay kullanıcıların ağacın gölgesi altında konforlu şekilde oturmasını sağlayacak ve eksen boyunca görsel algıyı kesmeyecek nitelikte.

Projeniz meydanın gece kullanımına dair nasıl bir kurgu sunuyor?

Taksim yakın zamana kadar geceleri de temposu düşmeyen, 24 saat yaşayan bir mekandı. Taksim’in bu niteliğini destekleyecek, meydanın tarihi anıtlarının görsel algısını bozmayan genel bir aydınlatma senaryosu kurguladık. Tabii bu senaryo içinde meydan özel bir yer tutuyor.

Meydanın aydınlatması, her biri ayrı ayrı odaklanma imkanına sahip bir dizi LED spot ışığı barındıran altı adet 12 metre yüksekliğinde paslanmaz çelik aydınlatma direkleri ile sağlandı. Aydınlatma direkleri üzerine yerleştirilen video-mapping imkanına sahip özel projektörler sayesinde özel günlerde meydana ışık, renk ve hareket hayat vermeyi hedefliyoruz. Bir bayram gecesi veya bir sanat etkinliği esnasında bu özel projektörlerin meydanın çeşitli yüzeylerinde dijital gösteriler sunması mümkün olacak. Veya meydan bir yaz akşamı güzel bir açık hava sinemasına dönüşebilecek. Bu tür imkanların Taksim’in gece hayatını zenginleştireceğini düşünüyoruz.

Aydınlatma ve kentsel mobilya gibi öğeler için öneriler geliştirdiniz mi?

Aydınlatma senaryosunda amaca ve bağlama göre değişkenlik gösteren esnek çözümler önerdik. Sözgelimi meydanda yer alan Cumhuriyet Anıtı ve Maksem gibi tarihi anıtların gece algısını bozmayan, daha çok zemine yerleştirilmiş elemanlar kullanıldı. Ya da Cumhuriyet Anıtı’nı merkez alan iki eksenin aydınlatması için çok fonksiyonlu, tramvayın elektrik hatlarını da taşıyan yüksek aydınlatma direkleri tercih edilirken, basamak ve rampalarda aydınlatma armatürlerinin peyzaj elemanlarına entegre edildiği armatürün gizlendiği çözümleri tercih ettik. Armatürün görünür olduğu durumlarda ise mümkün olduğu kadar ince, zarif ve mümkünse çok işlevli olmalarını hedefledik.

Kent mobilyaları için nihai bir çözümden çok genel bir tarif ile yetinilmesi bize doğru göründü. Bu gibi ayrıntıların projenin ilerleyen safhasında halkın katılımı ve önerilerle birlikte geliştirmeyi düşünüyoruz. Taksim Kolektifi’nin işlevlerinden biri de bu olacaktır.

Şartname, proje kararlarınız üzerinde ne kadar kısıtlayıcı oldu?

Yarışma şartnamesi teknik bilgi açısından oldukça detaylıydı ve jürinin ve idarenin beklentilerini net bir şekilde ortaya koyuyordu. Söz konusu beklentiler tasarımı biçimsel olarak yönlendirmek yerine, bu tasarım uygulandığında Taksim’de hedeflenen yaşamı ifade eder nitelikteydi. Özellikle Taksim’in halkla bağlarının güçlendirilmesi ve alanın kültür ve sanat etkinliklerine imkan sağlaması yönündeki tavsiyenin önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu bakımdan şartnamenin kısıtlamaktan çok zihin açıcı olduğunu söylemek mümkün. Taksim Kolektifi adını verdiğimiz ve kentlinin Taksim’deki yaşama aktif katılımını sağlayacak oluşumu projenin bir parçası olarak önermemizi sağlayan bu imkan oldu.


ANA EKİP

Şerif Süveydan, Y.Mimar
Burcu Sevinç Yılmaz, Mimar
Rıfat Yılmaz, Mimar
Süleyman Yıldız, Mimar
Sezer Bahtiyar, Y.Mimar
Murat Güvenç, Prof.Dr., Şehir Plancısı
Herman Salm, Peyzaj Mimarı

DANIŞMANLAR

Gülsün Tanyeli, Prof. Mimar; Koruma ve Restorasyon
Uğur Tanyeli, Prof. Mimar; Kentleşme
Evrim Gürel Süveydan, Grafik Tasarımcı; İşaretçiler / Yönlendirme
Duygu Çakır, Elektronik Mühendisi; Aydınlatma
Gürden Gür, Mimar; Aydınlatma
Erdem Özlü, İnşaat / Ulaşım Mühendisi; Ulaşım
Cantekin Turan, İnşaat Mühendisliği; Ulaşım
Hakan Mintaş, Çevre Mühendisi; Altyapı
İpek Duben, Sanatçı; Güzel Sanatlar, Yerel Halk
Cem Kozar, Y.Mimar; Küratörlük
Özkan Çalışkan, İnşaat Mühendisi; Strüktür
Ertuğrul Ağaoğlu, Elektik Mühendisi; MEP
Ömer Altun, Elektik Mühendisi; MEP
Duygu Erten, Dr. İnşaat Mühendisi; Sürdürülebilirlik, Fonlama
Bilge Kobaş, Y.Mimar; Sürdürülebilirlik
Zeynep Uşşaklı, Mimar; Yönetim


OYLAMAYA KATILMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN