[Siyah Pijama] – OKTAA: “… uzaktan çalışmak yeni normalimize dönüştü.”

Gürkan Okta ve Birge Yıldırım Okta'nın evde çalışma mekanı.

Güncel çalışma koşullarında mimari üretim süreçlerinin durumunu öğrenmek amacıyla başlattığımız “Siyah Pijama” isimli araştırma bölümümüzde OKTAA’dan Birge Yıldırım Okta ve Gürkan Okta sorularımızı cevapladı.

Bu yeni süreçle baş etmek için neler yapıyorsunuz?

Biz, tamamen evden eğitim-tasarım döngümüzü yürütmeye adapte olmaya çalışıyoruz. Aile hayatı ile tamamen iç içe geçmiş bir ofis düzeni sürüyor. Evde çalışmaya başlamak için ritüellerimizi artırmaya ve motive olmaya gayret ediyoruz. Evde programlı yaşamaya aynı saatte uyuyup uyanmaya, aynı saatte egzersiz yapmaya, belli saatlerle ara vermeye çalışıyoruz. Ev içinde birbirimizle uyumlu bir rutin oluşturmayı, mekanları paylaşmayı öğrendik.

Uzaktan çalışmaya hangi noktada karar verdiniz? Sizi bu kararı almaya yönlendiren ne oldu?

16 Mart günü üniversitelerin de uzaktan eğitim sürecini ilan etmesi ile uzaktan çalışmaya karar verdik. Dolayısı ile bugün [Soruların cevaplandığı tarih olan 16 Nisan’da] itibari ile tam bir ay olmuş. Sanırım pek çoğumuz için uzaktan çalışmak yeni normalimize dönüştü.

Uzaktan çalışırken hangi araçları kullanıyorsunuz? Sizin için uzaktan çalışmanın dezavantajları ve avantajları neler?

Bizim en büyük dezavantajımız ekibimizle birlikte çalışamamak ve evi ofis mekanı olarak kullanmak. Özellikle de evde bir bebek varken süreci yürütmek bazen çok zor olabiliyor. Dönüşümlü çalışmamız gerekebiliyor. Çoğu zaman da kendimizi yatak odasında toplantı yaparken veya ders verirken bulabiliyoruz. Toplantılar, dersler, jüriler ve proje çalışmaları için Zoom’u kullanıyoruz. Proje derslerinde tabletle öğrencilere çizimler yaparak ekran paylaşımı ile süreci yürütüyoruz. Maket, çizim, eskiz gibi analog tasarım araçlarını daha az kullanmaktayız. Bu süreçte daha da dijital bir dünya ile sarmalandığımız bir gerçek.

Elinizde ne tür projeler (şantiye, fikir, yarışma) vardı? Projelere göre çalışma organizasyonunda nasıl değişiklikler oldu?

Bizim elimizde 2 yarışma bulunuyor: İstanbul Senin Haliç Kıyı Tasarımları Yarışması’nda ön elemeyi geçmiş ve aktif olarak projeye çalışmaya başlamıştık. Çok-disiplinli bir ekibimiz var ve ortak bir mekanda çalışmaya ihtiyaç duyuyoruz. Fakat şu an buluşmalarımızı çevrimiçi gerçekleştiriyoruz. Düzenli toplantılar yapmaya ve kendimizi ekip olarak motive etmeye çalışıyoruz. Katılmayı planladığımız bir yarışma ileri bir tarihe ertelendi. Bir diğerinin akıbetini henüz bilmiyoruz. Bir yandan yarışmaların sürmesi bizi dinamik tutuyor, diğer yandan yarışmaların sonuçlanması ve kamu kurumlarının bütçelerini yarışma ödülleri için ayırmasının şu dönemde iyi bir süreç yönetimi olduğunu düşünmüyoruz. Kamu kurumlarının tüm bütçelerini bu süreçte COVID-19 salgınını kontrol altına almak, ihtiyaç sahiplerine maddi ve manevi destek sağlamak amaçlı harcamaları gerektiğine inanıyoruz.

Bakanlıkla ilişkili şantiyelerin bir kısmı uzaktan sürüyor fakat süreç çok daha yavaş ilerliyor.

Şehir dışı ya da yurt dışı projeleriniz var mı? Bunlar nasıl etkilendi?

Didim ve Bodrumda iki konut ve otel projemiz vardı. Bütçe kısıntıları nedeni ile her ikisi de şu an ertelenmiş durumda.

Sizce bu salgının yapı malzemeleri ve tasarım kararları üzerinde dönüştürücü bir etkisi olacak mı?

Bu salgının sadece inşaat ve tasarım sektöründe değil pek çok sektör/disiplin için önemli dönüşümlere yol açacağı ortada. Salgın; ahlak, hijyen, doğa, kamusal alan, ev, ortak müşterekler, eşitlik, kaynaklar gibi pek çok kelimeye ilişkin kavrayışımızı yeniden düşünmeye zorladı bizi. Artık ekolojinin bir reklam sloganı olmaktan çıkıp hayatlarımızı sürdürebilmek için zaruri olduğunu anladık. Muhtemelen bu süreç bize doğada çözünebilen malzemeleri seçmeyi, kamusal alanlarda birleştiricilik kadar ayrışma hallerini düşünmeyi, imar yönetmeliklerine deprem, yangın, engelli erişimi vb. parametrelere salgın hallerini eklemeyi öğretti/öğretecek. Doğal, kentsel, sosyal müştereklerin eşit paylaşımı, erişimi, dönüşümü ve kullanımının hepimiz için sadece kentsel değil insani bir hak olduğunu iyice kavradık. Bireysel çıkarlarımızın önemsizliği ile yüzleştik. Toplum, doğa ve dolayısı ile gezegenle bütünleşik bir sistemde olduğumuzu tekrar hatırladık. Bu konjonktürde tasarım kararlarının malzemelerin dönüşümü de kaçınılmaz olsa gerek.