[Siyah Pijama] – Nevzat Sayın: “İyimserlik olmadan mimarlık yapılamaz…”

Nevzat Sayın'ın ev-ofis'indeki çalışma mekânı

Güncel çalışma koşullarında mimari üretim süreçlerinin durumunu öğrenmek amacıyla başlattığımız “Siyah Pijama” isimli araştırma bölümümüzde Nevzat Sayın, sorularımızı yanıtlıyor. 

Bu yeni süreçle baş etmek için neler yapıyorsunuz?

Anlamaya, alışmaya, kendimizi bu yeni durum içinde bir şekilde konumlandırmaya çalışıyoruz. Evlere dağıldık ve “home office” denilen ve ne olduğunu şimdiye kadar deneyimlemediğimiz çalışma biçimi içinde diri durarak işlerimizi yürütmeye çalışıyoruz. Anlaşılıyor ki bugünden yarına harika bir çözüm olmayacak. Daha az harika olanları kendi deneyimlerimiz içinde bulabiliriz belki diye düşünüyoruz.

Uzaktan çalışmaya hangi noktada karar verdiniz? Sizi bu kararı almaya yönlendiren ne oldu?

Yıllardır her Pazartesi ofis içi toplantı yaparız. Bir önceki haftayı değerlendirmek ve bir sonraki haftaya karar vermek için ortak düşünce oluşturmaya çalıştığımız toplantılardır bunlar. Sadece işlerimizi değil, aklımıza gelen her şeyi konuşuruz. Mart’ın başındaki toplantıda çocuklar bu Korona zırıltısını gündeme getirdi ve hemen o akşam evlere dağılıp, yeni duruma geçtik.

Uzaktan çalışırken hangi araçları kullanıyorsunuz?

Herkes ofisteki kendi bilgisayarını evine taşıdı. Aramızdaki fiziksel mesafe arttı İstanbul, Eskişehir ve Antalya’dayız ama “yakınlığımız” azalmadı. Ben de cep telefonu ve tabletle ve tabii ki Dilara’nın desteğiyle her şeye yetişmeye çalışıyorum. Dün cep telefonumda bir uyarı gördüm: “ekran süreniz %197 arttı”.

Sizin için uzaktan çalışmanın dezavantajları ve avantajları neler?

Ben yüzyüzeliğe çok alışkın ve bunu talep eden biriyim. Aynı mekânda olmak, sesleri tonlarıyla duymak, tepkileri anında görmek, beğenileri, kızgınlıkları, şaşkınlıkları tam olduğu sırada fark etmek çok önemli benim için. Göz ucuyla konuşmak, nidayla cevap vermek, kaşlarını kaldırarak soru sormak çok güzel ve çok sıcak bir ilişki biçimi. Kendi adıma söylemeliyim ki uzaktan çalışmaya kendiliğimden gelmezdim ama zorunluluklarla başetmek mimarlara bahşedilmiş bir beceri gibi; hemen vaziyet aldık. Avantajlarını henüz bilmiyorum ama dezavantajı, ekrana yapışık yaşamak…

Elinizde ne tür projeler vardı? Projelere göre çalışma organizasyonunda nasıl değişiklikler oldu?

Şu sıralarda Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde bir fabrika bitiriyoruz ve aynı işletmenin daha önce yaptığımız fabrikasını bir Ar-Ge merkezine dönüştürüyoruz. Manisa Organize Sanayi’de de bir fabrika yapıyoruz. İstanbul, Göztepe’de Aydın Doğan Güzel Sanatlar Lisesi’nde müzik bölümü için 300 kişilik bir konser salonu yapıyoruz. FMV Florya Kampüsü için davet edilen 5 ofisten biri olarak bu çağrılı yarışmayı yapıyoruz. 160 IQ üzerindeki öğrencilerin eğitim kurumu olan BİLSEM için Gebze’de bir okul projesi üzerinde çalışıyoruz. İzmir, Urla’da 250.000 m2‘lik arazide yeni bir yerleşme için çalışıyoruz. MEB için Kilis’te eski bir suma fabrikasını okula dönüştürüyoruz. Kandilli’de iki ev ve Nişantaşı’nda bir mağaza da çalışmalarımız arasında. Bütün bu işlerin bu yeni durum karşısında ne olacağı, nereye varacağını bilmiyoruz. İyimserlik olmadan mimarlık yapılamaz, biz de iyimserliğimizi koruyoruz.

Şehir dışı ya da yurt dışı projeleriniz var mı? Bunlar nasıl etkilendi?

Şehir dışı işlerimiz var ve şehir içinde olanlardan bir farkı yok etkilenme açısından. Yurt dışı projemiz yok.

Sizce bu salgının yapı malzemeleri ve tasarım kararları üzerinde dönüştürücü bir etkisi olacak mı?

Bu salgının daha az “fiyakalı” ama çok daha “iyi” malzemeler ve tasarım kararları üzerinde öğretici bir etkisi olacağını ummak isterim ama tam bunu isterken, “Sinema insanlığa hiç bir şey öğretemez. Çünkü insanlık hiç bir şey öğrenmeyeceğini son 4000 yılda ispatlamıştır” diyen Tarkovski geliyor aklıma; bu cümlede sinemayı alın, mimarlığı koyun…

Dilara Sezgin’in evindeki çalışma mekânından