[söyleşi]: “Tanrı mimar kalıbının yıkılıp, işbirlikçi mimar kalıbının geliştirilmesi gerekiyor.”

Sebla Arın ile “Oyun Engel Tanımaz” projesi ve katılımcı mimarlık üzerine konuştuk

 

“Oyun Engel Tanımaz” projesi bildiğimiz kadarıyla sizin doktora çalışmanızın bir parçası. Bu fikir nasıl ortaya çıktı ve gelişti? Bu alanda çalışmaya nasıl karar verdiniz?

Bursa Nilüfer Belediyesi Oyun Engel Tanımaz Parkı

“OETP’nin başarılı bir projeye dönüşmesini sağlayan en büyük etken, tüm paydaşların bu projenin önemine ve gerekliliğine inanmış olmasıydı.”

Oyun Engel Tanımaz (OETP), İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimari Tasarım Programı’nda tamamladığım doktora tezimin alan çalışması. Aslında OETP çocukları kentsel tasarım süreçlerine dahil etmeyi hedefleyen bir eğitim ve katılım projesi olarak tanımlanabilir. Doktora çalışmamı “Çocuklar İçin Yapılı Çevre Eğitimi” konusunda yaptığım için OETP’nin eğitim koordinatörlüğünü üstlendim. Doktora eğitimi almaya başlamadan önce de çocuklarla kısa süreli tasarım ve mimarlık atölyeleri yürütmüştüm. Ancak akademik boyutta bu konuyla ilgilenmeye başlayınca çok daha kapsamlı bir eğitim modeli geliştirmeye niyetlenmiştim. İnternette yaptığım önceki çalışmaları görünce Mimar Nuray Adal benimle iletişime geçti. Nilüfer Kent Konseyi koordinatörlüğünde çocuklarla beraber yapılması planlanan bir oyun parkı projesinden bahsetti. Bunun üzerine somut bir mimari ürün beklentisi olan bir projenin ancak kapsamlı bir eğitim programının hayata geçirilmesi ile mümkün olabileceğini belirterek 28 haftalık bir eğitim programı önerisi sundum. Nilüfer Belediyesi ve meslek odalarının da desteği söz konusu olunca projenin hayata geçmesi önündeki tüm engeller kalkmış oldu. OETP’nin başarılı bir projeye dönüşmesini sağlayan en büyük etken, tüm paydaşların bu projenin önemine ve gerekliliğine inanmış olmasıydı.

Yüksek lisans eğitimimi tamamladıktan sonra, doktoraya başlamadan önce yaklaşık 6-7 yıl boyunca profesyonel olarak mimarlık piyasasında çalıştım. Bu süre zarfında gördüm ki; mimari çevrenin oluşumunda müşteriden yatırımcıya, yükleniciden kanun koyucuya, yerel yönetimlere kadar pek çok aktör etkili oluyor. Hatta söz konusu bu aktörlerin etkileri mimarlardan çok daha büyük olabiliyor. Bu nedenle yapılı çevrenin niteliği mimarların mesleki eğitimi kadar -hatta daha fazla- toplumu oluşturan bireylerin mimari farkındalığıyla doğrudan ilişkili. Tam da bu nedenle, her kesime erişebilen yapılı çevre eğitiminin yaygınlaştırılmasının hem mesleğimizi daha sağlıklı icra edebilmek, hem de daha nitelikli yaşam çevreleri oluşturmak ve bunların sürekliliğini sağlayabilmek adına son derece önemli olduğuna inandım ve bu konuda çalışmaya karar verdim.

“Projenin katılımcısı olan çocuklar, projenin her aşamasına dahil edildi.”

Bu proje birçok aktörün işbirliğiyle gerçekleşti. Çok sayıda ve farklı aktörün bir arada çalışmasının avantaj ve dezavantajları sizce neler?

Projenin tam anlamıyla demokratik bir katılım sürecini işletebilmesi adına kentsel bir mimari mekanın tasarımında etkili olan tüm aktörlerin bir araya getirilmesi son derece önemliydi. Burada organizasyon anlamında en büyük yük proje koordinatörü olan Nilüfer Kent Konseyi’ne aitti. Eğitim sürecinde farklı alanlardan akademisyenler ve profesyonel meslek insanları kendi branşlarında katkı sundular. Meslek odaları (Mimarlar Odası Bursa Şubesi, Peyzaj Mimarları Odası Bursa Temsilciliği) teknik anlamda katkı sunarken, yerel yönetim (Nilüfer Belediyesi) gerek proje arsasının temini gerekse uygulama projesinin hayata geçirilmesi konusunda katkı koydu. Projenin katılımcısı olan çocuklar, projenin her aşamasına dahil edildi. Böylelikle bir kentsel tasarım sürecinin her aşamasını doğrudan deneyimleme şansı buldular. Sadece bu proje anlamında değil, kentli yaşam kültürünü kavrama ve bir kullanıcı / vatandaş olarak kentsel haklarının farkındalığını oluşturma anlamında da çocuklara büyük yarar sağladığını düşünüyorum bu projenin. Çok sayıda paydaşın olması ve demokratik karar alma süreçlerinin işletilmesine özen gösterilmesi projenin uzun bir sürede tamamlanmasına neden oldu. Ancak ortaya çıkan kazanımlar ve projenin bu alanda bir ilk olması göz önünde bulundurulduğunda söz konusu gecikmenin çok da büyük bir kayıp olmadığını söyleyebilirim.

“Farklı bedensel ihtiyaçların ortak mekânsal çözümlerle nasıl karşılanabileceğini araştırdılar.”

Engelli ve engelsiz çocukların aktif katılımıyla gerçekleşen atölye süreci boyunca oyunun engelleri kaldırdığı durum ve/veya anları bizimle paylaşabilir misiniz?

Projenin en önemli katkılarından biri belirttiğiniz gibi engelli ve engelsiz çocukları bir araya getirmesiydi. Bu sayede ortak bir yaşam kültürü geliştirebilmenin önemini ve gerekliliklerini kavrama imkanı buldular. Farklı bedensel ihtiyaçların ortak mekânsal çözümlerle nasıl karşılanabileceğini araştırdılar. Bunun için birbirlerini gözlemlediler, dünyaya birbirlerinin gözünden bakmayı denediler ve ortak buluşma noktaları keşfettiler. Oynadıkları oyunlarda eşit biçimde katılım gösteremediklerini fark ettikleri durumlarda, oyunu ve oynayış biçimini dönüştürerek çözümler ürettiler. Ve tüm bu deneyimler yaptıkları ortak tasarımda etkilerini gösterdi. Proje kapsamında hayata geçirilen, zemindeki karelerde ve taşların yüzeylerinde oluşturulan doku farkları sayesinde görme engellilerin de oynayabileceği dev satranç; tekerlekli sandalye ile de içinde dolaşılabilecek biçimde tasarlanan bitki labirenti; bedensel engelli çocukların tekerlekli sandalye ile erişerek engelsiz çocuklarla ortak bir düzlemde buluşabildiği kum havuzu gibi tasarımlar yukarıda bahsettiğim oyun deneyimlerinin sonucunda ortaya çıktı.

“…yapılı çevre eğitimi programlarının toplumu oluşturan tüm bireylere erişebilmesi, yaşam çevrelerinin niteliğini artıracaktır.”

Kullanıcının da tasarım sürecine dahil olduğu çalışmaları son zamanlarda çok duymaya başladık. Bu çalışmaların son yıllarda artmış olmasının sebebini neye bağlıyorsunuz ve bu çalışmaların mimarlığa nasıl bir katkısı var?

Bu durum, her konu hakkında bilgi ve yetki sahibi olan “tanrı-mimar” kalıbının yıkılıp, her konu hakkında kimlerle ortaklaşabileceğini araştıran “işbirlikçi-mimar” anlayışının yaygınlaşması ile ilişkili bir bakıma. Mimarın tek karar verici konumunda olması tasarım sürecini kısaltsa da kimi zaman kısır çözümlere mahal verebiliyor. Katılımcı süreçler ise mimarın doğrudan kullanıcı ile ortaklaşabilmesine, çok sesli bir tasarım sürecinin deneyimlenmesine ve farklı beklentileri karşılayabilen bir tasarım ürününün ortaya çıkmasına imkan tanıyor. Ancak bu çok seslilik zaman yönetimi ile ilgili sorunlara neden olabiliyor. Bu noktada mimarın konumunu ve hangi noktada inisiyatif alması gerektiğini doğru belirlemesi çok önemli.

Ben yapılı çevre eğitimin yaygınlaştırılmasının katılımcı tasarım anlayışı adına çok hayati öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Bireyin / kullanıcının kendi yaşam çevresinin şekillenmesinde söz sahibi olması elbette ki çok kıymetli. Ancak verilen kararların gerek bireyin gerekse toplumun yaşam standartlarının oluşmasında belirleyici olacağını unutmamak gerekiyor. “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak” adına yapılı çevre eğitimi programlarının toplumu oluşturan tüm bireylere erişebilmesi, yaşam çevrelerinin niteliğini arttıracaktır. Katılımcı tasarım süreçlerinin somut mekânsal ürünlere dönüştürülmesi ise katılımcıların verdikleri emeğin takdir edildiğini görmelerini sağlayarak büyük bir motivasyon sağlayacaktır. Aksi takdirde uygulamaya dönüşemeyen, yalnızca fikir sorma basamağında takılan bir katılım projesinin konvansiyonel yöntemlerden çok da farkı kalmayacaktır.

“Henüz zihinleri kalıplar içine sokulmadığı için mekanla ilgili farklı kavrayışları, çok yaratıcı çözüm önerileri olabiliyor.”

Çocuklarla beraber bir üretim sürecine girmek dışardan çok zor gibi görünüyor. Bu süreç içerisinde çocuklarla ‘mimarlık ve tasarım’ konularıyla ilgili iletişim kurmaya çalışırken zorlandınız mı? Çocukların mekan ve tasarıma dair dünyalarında neler var?

Çocuklarla mimarlık ve tasarım konularında çalışmak son derece zevkli ancak bir o kadar güç. Henüz zihinleri kalıplar içine sokulmadığı için mekanla ilgili farklı kavrayışları, çok yaratıcı çözüm önerileri olabiliyor. Bu anlamda kendi adıma da çok öğretici bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. OETP öncesinde de bu denli uzun soluklu olmasa da çocuk ve mimarlık üzerine çeşitli atölyeler düzenlemiştim. Bu yüzden çocuklarla çalışmaya aşinaydım. Ancak bu projenin farklı ve zorlayıcı olan tarafı eğitim programı sonunda bir oyun parkı tasarımının oluşturulmasının ve bu tasarımın hayata geçirilmesinin hedefleniyor olmasıydı. Bu nedenle yaptığımız çalışmalarda yönlendirici olmadan sadece bir yol gösterici olarak çocukların hayal güçlerini olabildiğince yaptıkları tasarımlara yansıtmalarına imkan vermek, öte yandan onları tasarımlarının uygulanabilirliğini sorgulamaya sevk etmek gerekiyordu. Süreç boyunca en çok bu iki durum arasındaki dengeyi kurmak için çaba sarf ettiğimizi söyleyebilirim. Yaptığımız stüdyo çalışmaları boyunca işin özüne inmelerini, kendisi için tasarım yaptıkları eylemi (bizim projemizde bu eylem oyundu) tekrar tekrar sorgulayarak daha önce yapılmamış neler ortaya çıkarabileceklerini düşünmelerini sağlamaya çalıştım. Mimari tasarımın özünün de bu yeniden sorgulama süreci olduğuna inanıyorum.

Bana göre OETP’nin yapılan diğer çalışmalar arasından fark edilmesinin nedeni uzun soluklu bir proje olması ve çocuklar tarafından ortaya konan mimari tasarım kararlarının kağıt üzerinde kalmayıp hayata geçirilmesi.

Proje, Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA)’nin 3 yılda bir düzenlediği “Çocuk ve Mimarlık” alanında yapılmış olan çalışmaların değerlendirildiği Golden Cube Awards’ta Türkiye’yi temsil edecek. Öncelikle tebrik eder ve başarılar dileriz. Projenin UIA’nin dikkatini çekmesinin sebebi sizce nedir? Bundan sonraki süreç nasıl işleyecek?

Proje ulusal jüri değerlendirmesinin ardından Türkiye’yi temsil etmek üzere seçildi. Türkiye’de mimarlık ve çocuk çalışmaları çok eski bir geçmişe sahip değil. Son 10-15 yıldır farklı platformlarda bu konuda çalışmalar yapılıyor. Bana göre OETP’nin yapılan diğer çalışmalar arasından fark edilmesinin nedeni uzun soluklu bir proje olması ve çocuklar tarafından ortaya konan mimari tasarım kararlarının kağıt üzerinde kalmayıp hayata geçirilmesi. Bu elbette kapsamlı bir katılımcı tasarım süreci sonunda gerçekleştirilebildi ve projenin başladığı ilk günden, oyun parkının inşa edilip aktif biçimde kullanılmasına dek pek çok farklı paydaş işbirliği yaptı. Çocukların kentsel tasarım kararlarına doğrudan katılabilmeleri, bu anlamda gerekli altyapıyı oluşturacak bir eğitim programına dahil olmaları ve bu süreçte etki sahibi olan birçok farklı aktörle diyalog kurabilecekleri, bu süreci birebir deneyimleyebilecekleri ortamın sunulması projenin özgün yönünü oluşturuyor. Tabi ki bu henüz yolun başı. Bu çerçevedeki yapılı çevre eğitimi ve çocuk katılımı projelerinin yaygınlaşması ve daha kapsamlı hale getirilmesi, daha nitelikli ve kullanıcı dostu kentsel mekanların oluşturulabilmesi adına son derece faydalı olacaktır.