[söyleşi]: “Bir kurumun -özellikle Türkiye’de- 90. yaşını kutlaması bizim için çok özel.”

Bilge Erdem ve Lale Özgenel

Mimarlar Derneği 1927’nin 90. yıl kutlamaları vesilesiyle Yönetim Kurulu Başkanı Lale Özgenel ile derneğin faaliyetlerini, 90. yıl etkinliklerini, mimari kurumları ve iletişim çalışmalarını konuştuk.

Bilge Erdem | Mimarlar Derneği 1927, Türkiye’deki ilk bağımsız mimarlık örgütü olarak biliniyor. Günümüzde Mimarlar Derneği 1927’nin faaliyetleri hangi alanlarda ve amaçlar doğrultusunda sürdürülüyor?

Lale Özgenel | Mimarlar Derneği 1927, 90 yıl önce kurulduğu günden bu yana öncelikle mimarlık mesleğinin örgütlenmesini; daha sonrasında bu örgütlenmenin gerçekleştirildiği dönemden itibaren ise mimarlık ortamına çok yönlü katkı vermeyi amaçlıyor. Örneğin; eğitim, uygulama, pratik veya farklı alanlarda yaptığı etkinliklerle mimarlığın bir kültür alanı olarak yaygınlaşmasına, daha çok paylaşılmasına destek olmaya çalışıyor. Derneğin hedefini de bu anlamda, üyelerini bir araya getirmek; buradan aldığı birikimle de Türkiye’de ve uluslararası ortamda mimarlık mesleğinin ve kültürünün gelişmesine yönelik etkinlikler ve faaliyetlerde bulunmak diye özetleyebilirim.

“Mimarlık sadece kendinden beslenmiyor, çok çeşitli başka ortamlardan da beslenen ve üretimine aktaran bir alan.”

Bu etkinlikler nasıl çeşitleniyor?

Dernek yaklaşık 22 yıla yayılan son dönemi içinde etkinliklerini çok düzenli olarak yürütmekte. Örneğin, yaklaşık 9-10 ay boyunca her salı günü etkinliğimiz oluyor. Bu etkinliklerin birkaç ekseni var: Bunlardan ilki mimarlığın kendisini konu alanlar. Örneğin, güncel mimarlık tartışmalarını dernek mekanına taşımak ve bir kere daha onların üzerinden geçmek.

Bir başkası, mimarlıkla ilgili başka kültürel disiplinlerden veya alanlardan konuşmacılar çağırarak bilgi birikiminde zenginlik ve çeşitliliği sağlamak; çünkü mimarlık sadece kendinden beslenmiyor, çok çeşitli başka ortamlardan da beslenen ve üretimine aktaran bir alan. Mesela müzik, resim, sanat gibi aklınıza gelebilecek pek çok kültür-sanat ve düşünce ortamından konuklar çağırarak konuşma, panel biçiminde etkinlikler yapıyoruz. Bunların yanı sıra bir başka eksen, belli tematik konular üzerine yoğunlaşan sergiler yapmak.

Önemsediğimiz bir başka etkinlik türü ise yarışma. Özellikle son 7-8 yıl içinde geliştirdiğimiz iki öğrenci yarışmamız var: mimarlık metinleri yarışması ve fotoğraf yarışması. Fotoğraf yarışması daha geniş kapsamlı tabii; metin yarışması ise lisans ve lisansüstü düzeyde üniversite öğrencilerine yönelik. Bunları düzenli olarak, tematik başlıklar altında gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Ayrıca sergileri oluyor ve metinleri yayınlıyoruz. Böylece genç mimar adaylarına belki de ilk defa yayın yapma fırsatını da sunmuş oluyoruz.

Dönem dönem uluslararası etkinliklerimiz de oldu. Bunların bir kısmı konferans, bir kısmı ise sergi şeklindeydi. İçinde bulunduğumuz 90. yılda da benzer bir uluslararası boyutu programımıza katmayı hedefledik. Büyükelçiliklerin Ankara’da olması sayesinde elde ettiğimiz bir avantaj var. Onlara birer mektupla çağrıda bulunduk ve bizimle ortak proje yapmak konusunda istekleri olursa burada olduğumuzu söyledik. Buna cevap veren elçilikler oldu. Onlarla gerçekleştirdiğimiz temaslar sonucunda ilk olarak Litvanya Büyükelçiliği’yle birlikte Kaunas ve Ankara başkentleri üzerine bir modern mimarlık sergisi açtık. Bir yandan farklı büyükelçiliklerle temas halindeyiz. Olumlu yanıt aldığımız durumda onlara önerdiğimiz projeleri gerçekleştireceğiz.

Mimarlar Derneği 1927’nin işleyişinden bahseder misiniz? Günümüz itibariyle kaç üyeye sahip ve bunlardan ne kadarı faaliyetlere aktif katılımda bulunuyor?

Dernek aslında Türkiye genelinde faaliyet gösteriyor; ama üyelerinin büyük çoğunluğu Ankara’da bulunuyor. Tabii ki İstanbul, İzmir, Antalya gibi Ankara dışındaki şehirlerde yaşayan üyeleri de var. Üye sayımız yaklaşık 200. Bunların yarıya yakınının etkinliklerimizden aktif olarak haberdar olduğunu söyleyebilirim; ama tabii hepsi her etkinliğe gelemiyor. Yine de etkinliklerimizde mekanımızı anlamlandıracak sayıda katılımcımız oluyor.

Dernek tabii ki gönüllülük esası üzerinden çalışan bir kurum. Beş kişiden oluşan bir yönetim kurulu var. Ayrıca her dernekte olduğu gibi denetleme ve onur kurulu gibi yan kolları var. Bu kurulların hepsinde derneğin hem daha eski üyeleri hem daha genç üyeleri yer alıyor. Prensip olarak da dernek yönetimleri; birbirinin devamı niteliğinde, aynı işleri sürdüren, aynı hedefler doğrultusunda hareket eden çalışma ilkelerini benimsiyorlar.

“Komşularıyla birlikte etkinlik yapan bir mimarlık örgütü olmanın keyfini sürüyoruz.”

Mimarlar Derneği 1927, bu yıl 90. yaşını kutluyor. Bu çerçevede planlanan etkinliklerden bahseder misiniz?

Bir kurumun -özellikle Türkiye’de- 90. yaşını kutlaması bizim için çok özel. Bu nedenle de sorumluluk ve daha yoğun bir çaba gerektiriyor; ama öte yandan da ülkemizin içinde bulunduğu koşulları gözardı etmeden bu 90 yıllık varlığı taçlandırmak istiyoruz. Dolayısıyla program ajandamızı, hem kutlamalar hem de Türkiye’nin, içinde bulunduğumuz bölgenin ve giderek dünyanın da karşılaştığı bir takım sorunlara değinmek, bu konularda bir takım etkinlikler yapmak üzere de hazırlamaktayız. Örneğin; gündemde mülteciler, afetler, savaşlar gibi çok önemli sosyal yaralar var. Bunları mimarlık üzerinden yeniden düşünmeye ve mimarlığın bu yaralara nasıl bir tedavi sunabileceğinin üzerine en azından görüş alışverişinde bulunmaya ihtiyaç var. Bu ve önümüzdeki yıla yayılacak şekilde bu konulara odaklanan bir ana eksenimiz olacak.

Önemli bir başka amacımız modern mimarlık üzerine düşünmek, etkinlik yapmak ve elimizden geldiği kadar bu dönemin mimarlığının özel olduğunu anlatabilmek; korunmasına katkıda bulunabilmek. Ayrıca dediğim gibi mimarlığa olduğu kadar, hayatın akışı içinde aslında fark edilmeyen ama önemli kültürel roller üstlendiğini düşündüğümüz bazı noktalara da temas etmek istiyoruz. Bu amaçla “Hayat Sokakta” diye bir dizi başlattık ve bunun kapsamında dernek mekanımızda yeni nesil kahve dükkanı işleten girişimciler ya da kukla oynatanlar gibi kişi, ekip ve faaliyetler üzerine odaklanmak da istiyoruz. Öte yandan aralarda müzik ve sanat üzerine etkinliklerimiz oluyor.

İşin iyi olan tarafı, sanıyorum, yeni dernek mekanına -Cinnah 19’a- taşınmamızla birlikte etkinliklere öğrencilerin biraz daha fazla ilgi gösterdiğini, mimar olmayıp etkinliğe katılan dostlarımızın sayısında bir artış olduğunu görmemiz.

Bir diğer ilginç nokta ise içinde bulunduğumuz dernek mekanının, bir apartman bloğu ve çok özel bir yapı içinde olması. 1960’lardan beri kullanılan bir konut bloğu içinde birleştirilmiş iki mekanımız var. Yapının içinde hala konut olarak kullanılan çok sayıda daire var ve bu dairelerin ev sahipleri de bizim etkinliklerimize katılıyor. Dolayısıyla komşularıyla birlikte etkinlik yapan bir mimarlık örgütü olmanın keyfini sürüyoruz da diyebilirim.

“Belki de yapılması gereken bu işbirliklerini kurmak ve pekiştirmek olmalı.”

Bizler bu tip etkinlikler konusunda en büyük sıkıntılardan birinin duyuru olduğunu düşünüyoruz. Mimarlık alanında, özellikle akademik ve kurumsal anlamda şehirler arası kopukluk ve  iletişimsizlik sık sık gündeme geliyor. Sizce bunun kaynağı ne ve bunların aşılması için önerileriniz var mı?

Çok da emin değilim, çoğu zaman sıkı bir şekilde iletişime geçemiyor oluşumuzun nedeninden; ama çok pratik bir nedeni de olabilir. Kendi deneyimlerimizden yola çıkarsam; bir ayda düzenli, dört veya beş tane etkinlik yapan bir dernek olduğunuz zaman, bu etkinlikleri duyurmak için yürüttüğünüz iletişim, koordinasyon ve diğer hazırlıkların önceki ayın sonra haftalarını anca yakalayabildiğini söyleyebilirim; çünkü program anca netleşebiliyor. Dolayısıyla siz netleşmemiş bir programı paylaşmak konusunda çekince gösteriyorsunuz. Netleştiği zaman da bunu yayınlamakta gecikmiş olabiliyorsunuz. Ama tabii günümüzde bu yayınlama aşaması dijital ortam üzerinden de gerçekleşebildiğinden bu sorunu çözmek için belki bir dijital network veya bir etkinlik havuzu oluşturulabilir. Belki de vardır ve ben bilmiyorumdur. İletişimin hızlı olmasına ve etkinliklerin bir yerde toplanabilecekleri bir sisteme atılabilmesine imkan veren dijital bir altyapı olur mu, bunu birileri üstlenir mi, bilmiyorum. Aslında bunları paylaşmayı hep istiyoruz, hazırlık yapıyoruz, ama pratik açıdan biraz geride kalıyor olabileceğimizi düşünüyorum.

Ankara’nın neden olduğunu bilmediğim şöyle bir durumu da var: Yavaş yavaş pek çok özel veya kamu kurumunun İstanbul’a taşınması, Ankara’nın akıldan ve gönülden çıkmasına mı yol açtı? Dolayısıyla Ankara’da bir etkinlik yapmak ve buna Ankara dışından hem katılımcı bulabilmek hem de destek sağlayabilmek, İstanbul’da olan bir dernekten katbekat daha zor. Daha çok çaba sarf etmeniz, daha aktif olmanız, sanırım daha çok enerji ve zaman ayırmanız gerekiyor… Bunun yanı sıra elbette bunları daha rahat yapmanızı sağlayacak bir maddi kaynak da gerekiyor. Bütün bunların bir arada olduğu bir durum da sanırım çok nadirdir.

İletişim üzerine uzmanlaşmış ekiplerle çalışabilmekse büyük bir ayrıcalık. Bizler Yönetim Kurulu’ndaki gönüllü beş kişi olarak iletişim uzmanlarının yürüttüğü işleri kendimiz yapmaya çalışıyoruz; amatör bir formatta ama aynı heyecanla. Bu nedenle sizin gibi iletişim uzmanlarıyla tanışmak, hem bu becerilerimizi artırmamıza hem de bunu daha iyi yapabilmemize imkan verebilir. Belki de yapılması gereken bu işbirliklerini kurmak ve pekiştirmek olmalı. Bizim de Mimarlar Derneği 1927 olarak 90. yılımızda böyle bir işbirliğine girmiş olmamız, bir şans ve bundan sonrası için bir yönlendirici olacaktır.

“Gerektiğinde birleşmeli, ortak bir güç olarak hareket etmeli ve değiştirebileceğimiz şeylere birlikte yönelmeliyiz diye düşünüyorum.”

Türkiye’de birçok farklı amaç ve yapıda mimarlık örgütünün bulunması konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu kurumların bulundukları şehirler açısından ne gibi farklılıklar gösterdiklerini düşünüyorsunuz? Sizce bu durumun sebep ve sonuçları nelerdir?

Birbiriyle iletişim halinde olup gerektiğinde birbirini destekleyecek işbirlikleri yapıldığı sürece bence mesleğin farklı alanlarına odaklanan derneklerin veya kurumların olması bir zenginlik. Bence bu çok önemli de hatta. Dolayısıyla her kurum kendi hedefi doğrultusunda düşüncelerini istediği ortam ve formatlarda bence paylaşmalı; ama ortak konular veya hedefler söz konusu olduğunda rahatlıkla bir araya gelip bunu etkisi daha büyük olacak bir şekle çevirmeli. Buna inanıyorum. Bence çeşitlilik her zaman iyidir, tatlı bir rekabettir. Yani siz diğer kurumların hedefleri ve yaptıkları karşısında kendinizin ne durumda olduğunu sorgular ve nasıl katkı koyabileceğinizi düşünürsünüz. Bence bu iyi bir şey.

Ankara’da da bizim dışımızda olan kurumlarla çoğu zaman iletişim halindeyiz. Zaten üyelerimizin bir kısmı o derneklerin de üyeleri. Bu anlamda etkinliklerden haberdar olma veya aynı üyelerin bir başka dernekte de yönetim kurulu, jüri üyesi gibi görevlerde olması bizim aşina olduğumuz, güzel konular. Ama derneklerin kendi amaçları özelinde ve ekseninde etkinlikler yapması bence esas olmalı. Gerekli durumlar ve -bugünlerde pek çok kez dile getirdiğim gibi- sorunlar karşısında yapabileceğimiz yardım ya da destek çerçevesinde birleşebilmek de önemli. Gerektiğinde birleşmeli, ortak bir güç olarak hareket etmeli ve değiştirebileceğimiz şeylere birlikte yönelmeliyiz diye düşünüyorum.

Ankara bu anlamda nüfus olarak -İstanbul’a kıyasla konuşuyorum- belki küçük olabilir. Yine de ilginç bir şekilde haftanın birkaç günü mimarlıkla ilgili bir etkinlik bulabileceğiniz bir kent. Bunu da farklı derneklerin varlığına borçlu.

“Bu olgunluğa sahip bir yönetimimiz olduğu için de çok şanslıyım açıkçası.”

Mimarlar Derneği 1927’nin Yönetim Kurulu Başkanlığını 2016 yılından bu yana siz yürütüyorsunuz. Bunların yanı sıra ODTÜ, CAG Mimarlık Atölyesi ve International Women’s Forum Türkiye gibi çeşitli kurumlar bünyesinde görevler üstlendiniz. Kariyerinizin kapsadığı tüm bu alanlar birbirini nasıl etkiliyor?

Bu görev ve sorumlulukların planlanmamış olduğunu söylemem lazım. Hiçbir zaman yürüttüğüm görevlere ya da üstlendiğim sorumluluklara yönelik bir hedef içinde olmamama rağmen bunlar -bence- tesadüfi olarak birleşti ve bu birleşmeden dolayı ben, üstlendiğim görevleri kendime göre daha rahat ve iyi yaptığımı düşünüyorum.

Ben Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde öğretim üyesiyim, esas işim akademisyenlik. İlgi alanım da aslında mimarlık tarihi; özel olarak da Antik Dönem ve Bizans Dönemi günlük yaşamı ve konutları. Yani bu kadar özelleşmiş bir alanda akademisyen iken hayatımın bir noktasında mimarlığı ve uygulama pratiğini hep takip ettim. O alanda da biraz daha aktif olmak istediğim bir dönemde sevgili dostum Abdi Güzer’in teklifiyle onla birlikte ODTÜ Döner Sermayesi üzerinden proje çalışmaları yapmaya başladım.

Bu sürece girdiğimde yine tesadüfi olarak o zamanki Mimarlık Fakültesi Dekanımızın önerisi ve teşviki -ve ısrarıyla demem gerekir-  ODTÜ’de Rektör Danışmanlığı görevini kabul ettim. Bu görevi yürüttüğüm 8 yıl boyunca kültür, sanat ve mimari planlamadan sorumluydum. Dolayısıyla hem ODTÜ’nün hem de ODTÜ’yle ilişkili tüm konuların mutfağını gördüm; pek çok farklı insan, konu ve krizle nasıl baş edeceğimi, neler söylemeyeceğimi ve neler yapmayacağımı öğrendim. Bunun tabii insanı sosyal anlamda müthiş derecede geliştiren bir yanı var. İletişiminizi daha serinkanlı ve çok daha olumlu şekilde yürütmeyi öğreniyorsunuz. Sinirlenmek çok kolay; ama bir krizde uzlaştırıcı olmak ve onu çözüme ulaştırmak daha zor. Bunu nasıl yapabileceğimi en azından öğrendim.

International Women’s Forum ise benim son üç yılda dahil olduğum bir yapılanma. Merkezi Amerika’da olan bir örgüt. Bir grup kadın olarak biz bunun Türkiye ayağını üç sene önce kurduk. Bu grupta önemli pozisyonlarda olan iş kadınları, benim gibi birkaç akademisyen ve başka disiplinlerden az sayıda üye var. Derneğin amacı kadın liderlerin Türkiye’de sayısal olarak artırılması ve bu anlamda vasfa sahip olduğunu düşündüğümüz kadınlara destek olmak. Bunu nasıl yapıyoruz? Örneğin; onlara mentorluk yapmak, onları lider olabilecekleri alanlarda kendilerini geliştirmelerini sağlayacak eğitim ve programlara yönlendirmek, uluslararası programlara dahil etmek ve Türkiye ve dünya çapında bir network kurabilmelerini sağlamak. Yeni bir dernek olduğu için henüz kuruluş aşamasında, ama 2 yıl sonra gerçekleşecek olan uluslararası konferansı Türkiye’de yapmak istiyoruz. Bunun için bir girişimde bulunduk. Bunun yanında şu an üyelerin sayısını artırma ve mentorluk programı geliştirme çalışmaları yürütüyoruz. Çok değerli kişilerin yer aldığı böyle bir dernekte bulunurken de çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Liderlik alanında Türkiye’de ne kadar boşluk olduğunu görmemi sağladı.

Bütün bunlara rağmen 90 yıllık bir derneğin yönetim sorumluluğunu almak kolay bir şey değil. Eski üyelerin hala aktif olarak katıldığı, size destek verdiği ve sizden karşılığında bir şey beklediği bir durumda, tüm bunlara elinizdeki imkanlarla ve hepsi çok yoğun olan arkadaşlarınızı bir araya getirerek yanıt verebilmek, bence bu altyapının bir yansıması. Hepimiz yaptığımız işi çok severek, keyifle yapıyoruz ve hepimizin inanılmaz derecede zamansal sıkıntısı var; ama bir şekilde bir noktaya gelebiliyoruz. Bu olgunluğa sahip bir yönetimimiz olduğu için de çok şanslıyım açıkçası.

Bilge Erdem ve Lale Özgenel

Son olarak eklemek istedikleriniz neler?

Mimarlar Derneği 1927’nin bu 90 yıllık varlığının çok değerli ve özel olduğunu düşünüyorum. Derneğin şimdiye dek mimarlık ortamına koyduğu katkıyı ifade edebilecek bir çalışma yok ne yazık ki. Bu çalışma nasıl olur tam olarak bilmiyorum. Dernek tarihimizin belli bir döneme kadar gelen bir kitabı var ve ikincisi hazırlanıyor şu an; ama hem üyeleri hem de etkinlikleri açısından bunların kapsamının dahi ötesinde bir birikime sahip. Umarım ki bu birikimlerin kapsandığı bir çalışma ileride yapılabilir. Bu da belki derneğin 100. yılında paylaşılabilir ve neredeyse Cumhuriyetle yaşıt, bir asırlık bir dernek olarak bu misyonunu bizden sonra gelecek olan mimarlara da aktarır; sizlerin de desteğiyle bu derneğin tanınırlığı tüm Türkiye çapında biraz daha artar.