[söyleşi]: “Kentteki tasarım herkesin katılımıyla daha sesli bir hale geliyor.”

3.İstanbul Tasarım Bienali Direktörü Deniz Ova ile Yaratıcı Mahalleler Programı’nı konuştuk…

 

3.İstanbul Tasarım Bienali kapsamındaki Yaratıcı Mahalleler programı bu yıl ilk kez düzenleniyor. Bu proje nasıl ortaya çıktı? Kısaca bahsedebilir misiniz?

İlk tasarım bienalinden bu yana, bizim dışımızda da kentte tasarım konuşan diğer markalar, kurumlar, kuruluşlar, tasarımcılar, mimarlar ortaklaşa bir şeyler yapsın ve böylece o dönemde sesli bir şekilde tasarım konuşalım istiyorduk. 1. ve 2. İstanbul Tasarım Bienali’nde böyle katılımlar oldu. 3. bienalde ise bizim dışımızda yapılan bu işler için şapka üretelim ve bunları bir haritada bir program altında toplayıp duyuralım dedik. Böylece yaklaşık 7-8 aylık bir çalışmanın sonunda farklı markaların, tasarımcıların, mimarların katıldığı çokça renkli bir program ortaya çıktı.

16 mahalle 39 marka katılmış. Bu katılımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında mahalle katılımının bu kadar zengin olacağını düşünmemiştik. Biz hep kolay erişilebilir yerleri, yakın çevredeki mahalleleri düşünüyorduk. Özellikle Sarıyer’e kadar uzanabilmek bu anlamda çok güzel oldu. Böylece, düşündüğümüzün ötesinde daha geniş bir program gelişti. Biraz da kendiliğinden oldu bu gelişim ve bizim için güzel bir süreçti.

Yaratıcı Mahalleler Programı ile yaratıcı endüstrilerin birbiriyle iletişime girebileceği bir ortam oluşturulması hedeflenmişti. Bu hedefe ulaştığınızı söyleyebilir miyiz bienalin sonunda? Şimdiye kadar nasıl geri dönüşler aldınız?

Aslına bakılırsa, biz kavramsal çerçeve içerisinde bir sergi yapıyoruz ve burada her zaman tüm tasarımcı ya da markalar kendilerini ifade edebilme fırsatı bulamıyor. Bu programın, tasarımı nasıl yaptıklarını ve konuştuklarını anlatmak için iyi bir platform olduğunu düşündük ve iyi geri dönüşler aldık. Bundan doğrudan ticari bir ilişki beklememek gerekiyor. Bir farkındalık yaratmak istiyoruz. Buraya katılan markalar da bunun bambaşka bir yerde ve şekilde insanlara dokunduğunun farkında oldukları için ticaret dışında bu işe gönül veriyorlar.

Katılımcılar arasında mimarlık ofisleri ve yapı malzemeleri firmaları özellikle dikkat çekiyor. Yapı sektöründen böyle bir ilgi bekliyor muydunuz bu ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında biz hep yapı sektörünün bu şekilde dahil olmasını istiyorduk. Tasarım ve mimarlık dediğinizde malzemenin ön planda olması gerekiyor. Malzemenin kullanılışı ile ilgili çok fazla şey deneniyor ve bunlar konuşulabilir. Bu yüzden özellikle malzeme firmalarının katılması bizi çok memnun etti. Bienal biraz da deneysel ve mimarlar ve malzeme firmaları için de bu deneysellik bir fırsat sunuyor.

İstanbul Tasarım Bienali Direktörü Deniz Ova, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Peki, Bu program için başvurular nasıl alındı, nasıl değerlendirildi?

Farklı şekilde katılımlar oldu. Bizimle aynı dili konuştuğunu, iyi şeyler çıkaracağını düşündüğümüz ve katılmasını önemsediğimiz kurumlara biz doğrudan gittik. Mesela PETRA ile daha önce çalışmamıştık ve onlara Binat İletişim&Danışmanlık aracılığıyla ulaştık. Bu şekilde bizi yönlendirenler oldu. Bir mimarla konuşurken onun aracılığıyla başka bir mimar ile iletişime geçtik. Biz mimarlık ve tasarım ofisi değiliz ve bu alandaki ilişkilerimiz bu tarz iletişimler ile artıyor. Mesela sergide bir malzemeye ihtiyaç duyuluyor, bu malzeme için araştırmaya başlıyoruz ve derken yeni ilişkiler kuruyoruz. Bu yıl bu şekilde gerçekleşti ama belki bir sonrakinde açık çağrı yapılabilir.

O halde,  gelecek yıllarda da Yaratıcı Mahalleler Programı’nı görebilecek miyiz?

Kesinlikle. Bu ilk denemeydi ve çok güzel geçti. Umarız ki bütün katılımcılar tekrar bizimle olurlar. Çeşitlenebilir, daha da genişleyebilir ve farklı ortamlar yaratılabilir. Bizim için kolumuzun ve aklımızın ulaşmadığı yerlere kadar gidebildiğimiz, birbirimizi zenginleştirdiğimiz bir deneydi. Kentteki tasarım herkesin katılımıyla daha sesli bir hale geliyor. Umarız ki önümüzdeki iki sene içinde daha da renkli bir şekilde ortaya çıkarız.

Heyecanla bekliyoruz…