[söyleşi]: “Yapı Sektörüne Hizmet Eden Ajanlardan Bir Tanesiyiz”

Cenk Hasan Dereli, Sinan Logie

Yapı Fuarı’nda  Cenk Hasan Dereli ve Sinan Logie ile “Mimarın Yeni Malzemesi” adlı etkinliklerinin ardından, kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Yapı sektörünün bugünkü durumunu kısaca değerlendirebilir misiniz? Size göre sektörde acil çözüm bekleyen sorunlar nedir? Sektörün kısa ve orta vadedeki vizyonunu çizebilir misiniz?

Sinan Logie

Sektör çok hareketli, hepimiz bunda hem fikiriz. Tabi ki bu büyüme hem çok hızlı hem de kontrolsüz geliştiği için ne kadar sürdürülebilir olduğuyla ilgili bazı soru işaretleri var. Özellikle son yıllarda ucuz kredi bulunurken Türk Lirası’nın değer kaybetmesi ve bazı faiz oranlarının yükselmesi sektörde olumsuz etkiler yaratacaktır diye düşünüyorum.

Cenk Hasan Dereli

Bence sektörün hızlı gelişimindeki en büyük iki problem insaniyet ve hakkaniyet.  Ekonomik olarak hacmin genişliyor olması, bazı değerlerden ödün verilmesini gerektirmiyor. Bazı şeyler yavaşlayıp, ekonomik hacim büyütülerek, daha az ticari düşünülebilir. Her şeyin tüccar mantığıyla, bir alınıp on satılan ve aradaki bütün değerleri silinen bir sistemin parçası olmasına gerek yok, ama ekonomik hacim artabilir, kazançlar çoğalabilir. Özellikle; bu yapılırken de insaniyet ve hakkaniyetin ortadan kaybolmaması gerekiyor. Bunun dışında bence sektörün durumu iyi.

Yapı Fuarı hakkındaki görüşleriniz nasıl? Sizce fuarlar yapı sektörü için ne önem taşıyor?

Cenk Hasan Dereli

Şüphesiz çok daha iyi. Yapı Fuarı’na en son 3 sene önce geldim. O zaman proje odaklı gelmiştim ve çok etkisi olmuştu. O odaklandığım alanla ilgili birçok ürün grubunu bir arada bulup, kıyaslama şansım olmuştu. Bir etkinlik için buradayım, ve sebebi ziyaretim sonucunda böyle bir ürün odağım yok. Eğer kafanız yeterince karışık ise Yapı Fuarı ilham almak için en iyi yerlerden biri. Hiç aklının ucuna gelmeyen şeyleri görüp, ‘evet,bu bunun için kullanılabilir’ diye düşünebilyorsunuz. Bu yüzden bütün malzemelerin bir arada olması çok iyi. Sürekli bir ziyaretçisi değilim, ama ziyaret edince de böyle bir etkisi var.

Sizce malzemelerle buluşmak için fuarlar hala geçerli mi?

Sinan Logie

Şimdi, hem internetten hem de firmalardan bilgi ve broşür yağıyor. Yani; belki bu bilgi yığının içinden kafayı kaldırıp ürünleri görebilmek ve birbirleriyle kıyaslayabilmek iyi olabilir.

Cenk Hasan Dereli

Mimarlık dediğimiz alanın ürününü üreten kişiler,  buna sektör diyebiliriz; sektörün kendi kimliğini nasıl yansıttığıyla yüzleşiyorsunuz burada. Standda  duran hostesler ve standa ilgi çekmek için yapılan  oyunlar… Yapı malzemesi satan bir firmanın içinde etkileşimli bir bilgisayar oyunu var. Bu aynı zamanda bir firmanın kendi müşterisinin beğenilerini ve onu etkilemek için kullandığı yöntemlerle ilgili de bize bilgi veriyor. Bir mimar olarak benim açımdan bunun uyarıcı da bir etkisi oluyor. Çünkü; mimarlar hep mimarlarla konuşuyor. Aslında biz büyük ölçekte, yapı sektörüne hizmet eden ajanlardan bir tanesiyiz. Diğer grupla karşılaşmanın ve onun kendini nasıl temsil ettiğini görmenin mekanı oluyor fuar.

Sinan Logie

Buna sektör antropolojisi diyebiliriz.IMG_0005 copy

Sektörde bulunan firmaların kendini nasıl temsil ettiği önemli gerçekten. Geçmişe göre, kıyasladığımızda, standlarda kadın hosteslerin kullanımı azaldı sanki.  Üstelik bu geçici çalışanlar konuyu ve malzemeyi de bilmiyorlar. Fuarın amacına ters bir durum bu. Malzemeyi sormak için standa gidiyorsunuz ama malzemeyi hiç bilmeyen biriyle karşılaşıyorsunuz. Sanırım  bu durum Yapı Fuarı’nda eskisine oranla biraz azaldı.  

Sektör profesyonelleşiyor veya piyasa daha yırtıcı bir hale geliyor. Malzeme temsili, satış ve pazarlamada kadın ve kadın imgesinin kullanıldığını çok iyi biliyorum.   Aslında bu çok önemli ve tartışmalı bir konu.   Aslında; mimarlık diye diye yere göğe sığdıramadığımız alanı  yapanların kendilerini temsil etme biçimleri ve bu yöndeki tercihleri birbirinden farklı.

Bugün yapı fuarında “Mimarın Yeni Malzemeleri” adlı bir etkinliğiniz vardı. Bize biraz etkinliğinizden bahsedebilir misiniz?

Sinan Logie

Samsun19 Mayıs Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin öğrencileri geldi. Genelde İstanbul’daki akademik dünyada kalıyoruz ve bazen stüdyoda ve fakültede kendimizi tekrar edebiliyoruz. Bu etkinlikle birlikte söylediklerimiz yeni ufuklara açıldı. Umarız onlar için yararlı olmuştur.

Cenk Hasan Dereli

Bence hem Sinan’ın hem de Ahmet’in orada olması çok iyi oldu; çünkü mimarlığın içerisinde çok fazla katman var.  ‘Kendin yap’ mimarlığından, katılımcı tasarımlar, biomimicry, algoritmayla kendini yöneten mimarlık ya da arsa değeri veya bunu onla çarpacak mimarlığa kadar çok farklı alanlarda  temsilleri var. Bugün mimarlık ortamının bir ana ekseni var diye düşünürsek sektörde, Sinan Logie onun bir alternatifine doğru işaret eden şeylerden bahsetti. Ahmet Alataş da diğer bir alternatifine işaret eden şeylerden bahsetti. Genelde bu tarz konuşmalar özellikle sektörün baskın olduğu yerlerde politik doğruculuk ekseninde oluyor. Kimse etliye sütlüye karışmıyor. Alternatif şeylerden bahsetseler bile kendi pratikleri bu alternatif şeyleri yansıtmıyor oluyor. Ben şahsen, bu işin minik bir küratörü gibi koyarsam bir yere kendimi, bu işin bir minik  küratörü gibi kendimi koyarsam bir yere, kendi yaptığı şeyi esaslı bir şekilde ortaya koyan iki farklı karekter ve alternatifi buluşturduğumu düşünüyorum. Onların karşılaştığı 19 Mayıs Üniversitesi öğrencilerinin sorduğu sorulardan anladığım kadarıyla, ‘ben okuyorum, mimar olacağım ama ne yapacağım’ diye sorduklarında kafalarında oluşan imgelere tam da karşılık gelmeyen, hatta o imgelere alternatif kişileri dinlediklerini düşünüyorum.

Etkinlikte lisans eğitiminin başında ufkunun en açık olduğu dönemde olan 1. sınıf bir mimarlık öğrencisi, ‘Türkiye’de hiçbir şey yapılmıyor mu’ diye umutsuz bir soru sordu.

Cenk Hasan Dereli

Öncelikle; ‘İcat çıkarma, eski köye yeni adet getirme’ denilen 2 deyimin kök saldığı ve çokça tekrarlandığı bir kültürel coğrafyanın insanlarıyız. Şimdi bunun içerisinde de yaratıcılık alanında işler yapmaya çalışıyoruz. Problemlere yeni problemler üretmeyecek şekilde çözüm bulmaya çalışan ya da en azından yeni bir problem üretmeyecek şeyler yapmaya çalışan insanlarız. O yüzden öğreten ve öğrenenlerin olduğu bir eğitim sistemi bana çok şaşırtıcı gelmiyor. Bu yüzden bir birinci sınıf öğrencisinin “Burada bu yapılmaz.”“Burada hiçbir şey yapılmıyor.”“Ben bir yerle kıyasladığım zaman burada hiç bir şey olmadığını görüyorum.” demesi çok normal geliyor bana. Sonuçta içinde bulunduğumuz an bize ilham veren bir an değil.  Hatta ‘onu yapamazsın’ların, ‘bunu yapamazsın’ların olduğu bir an. Esas daha önce ne yapılmış olduğuna dair bir merak geliştirerek, ya bir dakika“Bu olmaz diyoruz ama bunu 60’larda  burada yapmışlar. Biri bunun 100 yıl önce hayalini kurmuş ve yazmış, ama ben bunu şu an ütopya olarak düşünüyorum.” denmeli.

Ahmet Alataş’a gönderme yaparsak, “kişinin ‘sen bunu yapamazsın bu burada olmaz’ denilen durumlara karşı elini güçlendiren tek şey bilgidir”.Tarihsel referans mı istiyorsun al bunu 100 sene önce kurmuşlar, 50 sene önce bunu inşa etmişler. Güncel referans mı istiyorsun; bu firma,  mühendis ve/veya tasarımcı bunu yapabiliyor. Gelecek referansın da benim, çünkü; bunu yapacak olan da benim dediğiniz zaman, çözümsüzlükler de ortadan kalkmış olacak.