Koleksiyon için Defne Koz ve Marco Susani’nin geliştirdiği “yeni nesil çalışma yuvası” Minipod, tasarım dünyasının köklü ödüllerinden Compasso d’Oro Uluslararası Tasarım Ödülü’ne değer görüldü. Koleksiyon Tasarım ve Marka Direktörü Koray Malhan ile markanın uluslararası platformlardaki başarılarını, “Second Fifty” vizyonunuyla yeni “Active Build Around Life” mottosunu ve geleceğin çalışma mekânlarını konuştuk.
Koleksiyon’un Compasso d’Oro Uluslararası Tasarım Ödülü’nü alması, sizce Türkiye’de tasarım üretiminin küresel bağlamda algılanışına dair nasıl bir eşik oluşturuyor?
Bu ödül bizim için elbette tarif edilemez bir gurur kaynağı. Ancak kişisel ya da
kurumsal bir başarının ötesinde, bu durumu Türkiye’deki tasarım kültürü için önemli bir adım olarak görüyorum. Compasso d’Oro, 1954’ten beri verilen ve tasarım dünyasının en köklü otoritelerinden biri kabul edilen bir organizasyon. Minipod’un bu platformda, “Hayatlarımız için Geleceğin Toplumunu Tasarlamak” teması altında ödüle layık görülmesi, aslında Faruk Malhan’ın yıllar önce attığı “kültür üretimi olarak tasarım” tohumlarının evrensel bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Bu ödülle birlikte Minipod’un Milano’daki ADI Design Museum’un kalıcı koleksiyonuna dahil edilmesi ve 2.500 ikonik eser arasında yer alması, tasarım dilimizin küresel literatürde de okunabilir ve anlaşılabilir olduğunu teyit etmiş oldu.
Minipod’un “Hayatlarımız için Geleceğin Toplumunu Tasarlamak” teması altında ödüle layık görülmesi, aslında Faruk Malhan’ın yıllar önce attığı ‘kültür üretimi olarak tasarım’ tohumlarının evrensel bir karşılık bulduğunu gösteriyor.
Minipod’u nasıl tanımlarsınız? Bu tasarımı daha çok bir mobilya mı, yoksa taşınabilir bir mekân olarak mı görüyorsunuz? Soft Work Habitat yaklaşımı Minipod’da nasıl somutlaşıyor?
Minipod’u tanımlarken “yeni nesil bir çalışma yuvası” ifadesini kullanmayı tercih ediyoruz. Onu sadece bir mobilya olarak değil, açık ofislerin veya ortak alanların içinde bireye özel, korunaklı bir mikro-alan yaratan bir “düşünce kapsülü” olarak görüyoruz. David Sim’in Soft City kitabındaki yaklaşımdan ilhamla geliştirdiğimiz “Soft Work Habitat” kavramı burada devreye giriyor. Modernizmin ofis ve evi kesin çizgilerle ayıran katı sınırlarını yumuşatmayı hedefledik. Minipod, akustik yalıtımı, kumaş dokusu ve formuyla profesyonel çalışma alanlarına evdeki o “köşe” sıcaklığını taşıyor. Kullanıcıya hem izole olabileceği hem de dış dünyadan tamamen kopmadan odaklanabileceği yarı geçirgen bir habitat sunuyor.
Minipod, akustik yalıtımı, kumaş dokusu ve formuyla profesyonel çalışma alanlarına evdeki o ‘köşe’ sıcaklığını taşıyor.
Minipod’un geleneksel masa–sandalye ilişkisini dönüştüren yapısı, çalışma mekânlarının geleceğine dair neler söylüyor? Bu ürün, Koleksiyon’un çalışma mekânlarına bakışındaki değişimin bir habercisi mi?
Evet, bu ürün bizim “Second Fifty” (İkinci 50 Yıl) vizyonumuzun somut bir yansıması. Artık ofisleri sabit masaların dizildiği mekânlar olarak değil, yaşamın etrafında kurgulanan alanlar olarak görüyoruz. Yeni mottomuz “Active Build Around Life” da bunu ifade ediyor. Geleceğin ofislerinde, herkese ait büyük sabit masalar yerine, “Bistro” adını verdiğimiz, daha küçük, hareketli ve kafe rahatlığında çalışma alanlarının öne çıkacağını öngörüyoruz. Minipod, bu dönüşümün bir parçası olarak, kullanıcısına hem oturarak hem de ayakta çalışma imkânı sunan, teknolojiyi içine gizleyen ve mekân içinde mekân yaratan bir çözüm. Bu, ofisin sadece iş üretilen değil, aynı zamanda yaşanan bir yere dönüşümüne dair bizim önerimizdir.
Geleceğin ofislerinde, herkese ait büyük sabit masalar yerine, ‘Bistro’ adını verdiğimiz, daha küçük, hareketli ve kafe rahatlığında çalışma alanlarının öne çıkacağını öngörüyoruz.
Bu tasarım’da Defne Koz ve Marco Susani ile yolunuz nasıl kesişti? Proje sürecinde marka ve tasarımcı işbirliği nasıl ilerledi?

Defne Koz ile uzun yıllara dayanan bir dostluğumuz ve işbirliğimiz var. Kendisi
Koleksiyon’un kültürünü çok iyi tanıyan bir isim. Marco Susani ile birlikte Koz Susani Design olarak projeye dahil olduklarında, süreç klasik bir briefingden ziyade karşılıklı bir fikir alışverişi şeklinde ilerledi. Çıkış noktamız, modern çalışanın yaşadığı temel bir ikilem oldu: Bir yanda işbirliği ve etkileşim zorunluluğu, diğer yanda derinleşme ve mahremiyet ihtiyacı. Bu dengeyi nasıl kuracağımızı konuştuk. Umberto Eco’nun “Açık Yapıt” kavramı üzerinden ilerleyerek, bitmiş ve donuk bir nesne değil, kullanıcısıyla tamamlanan bir süreç tasarlamaya odaklandık. Dolayısıyla Minipod, bu ortak entelektüel zeminde şekillenen bir işbirliğinin ürünüdür.
Çıkış noktamız, modern çalışanın yaşadığı temel bir ikilem oldu: Bir yanda işbirliği ve etkileşim zorunluluğu, diğer yanda derinleşme ve mahremiyet ihtiyacı.
Minipod aynı zamanda Expo 2025 Osaka’daki İtalya Pavyonu gibi küresel platformlarda sergilendi ve ADI Design Museum’un kalıcı koleksiyonuna dahil edildi. Kamusal platformlarda yer almanın tasarıma yüklediği temsil rolüne dair ne dersiniz?
Bir tasarımın ticari başarısı kadar, kültürel bir değer olarak kabul görmesi de bizim için çok kıymetli. Minipod’un Expo 2025 Osaka’da İtalya Pavyonu’nda sergilenmesi ve ADI Design Museum koleksiyonuna girmesi, ürünün sadece bugünün ihtiyaçlarına değil, geleceğin toplumuna dair de bir söz söylediğini gösteriyor. Bu platformlarda yer almak, tasarıma bir temsil sorumluluğu yüklüyor. Bu durum, ürettiğimiz her nesnenin sadece işlevsel değil, aynı zamanda etik, sürdürülebilir ve insan odaklı olması gerektiği konusundaki hassasiyetimizi artırıyor. Minipod’un bu küresel seçkilerde yer alması, tasarım yaklaşımımızın evrensel ölçekte de geçerli bir çözüm önerisi sunduğunu gösteriyor.
Bir yandan Alcove, Threshold, Oxymore gibi tasarımlarınızın da IDA, Frame, German Design Award ve Good Design gibi prestijli platformlardan ödülle döndüğünü görüyoruz. Özellikle Faruk Malhan imzalı tasarımların da bu başarıda pay sahibi olmasını, markanın tasarım sürekliliği ve kuşaklar arası diyaloğu açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Minipod ile yakaladığımız başarı aslında tekil bir olay değil, 50 yılı aşkın süredir ilmek ilmek dokunan bir tasarım kültürünün sonucudur. 2025 yılında sadece Minipod değil; Alcove, Threshold, Oxalis, Tome ve Oxymore gibi ürünlerimizin de Chicago Athenaeum Good Design, German Design Award ve IDA gibi otoritelerce ödüllendirilmesi, Koleksiyon’un tasarım dilinin ne kadar köklü ve evrensel olduğunun kanıtı.

Burada özellikle kurucumuz Faruk Malhan’ın vizyonuna değinmek gerekir. Onun ustalığıyla şekillenen Alcove ve iki farklı kuşağın vizyonunu birleştirerek birlikte imza attığımız Threshold gibi ürünlerin, bugün hâlâ dünyanın en prestijli tasarım jürileri tarafından “güncel ve geleceğe dönük” bulunması bizim için çok derin bir anlam taşıyor. Bu durum, Koleksiyon’un tasarım felsefesinin zamansızlığını gösteriyor. Bir yanda Defne Koz & Marco Susani gibi küresel tasarımcılarla geliştirdiğimiz yeni nesil ürünler, diğer yanda Faruk Malhan’ın çizgisi ve bizim ortak tasarım dilimizle hayat bulan klasiklerimiz…
Bu tablo, “Second Fifty” vizyonumuzun sadece yeniyi aramak değil, köklerimizden gelen o güçlü tasarım mirasını bugünün dünyasına taşımak olduğunu doğruluyor. İster bir çalışma kapsülü olsun ister bir kanepe; bizim için tasarım, biçimsel bir arayıştan öte, insanı ve yaşamı merkeze alan bir kültür üretimidir. Bu ödül çeşitliliği, bu kültürün tutarlılığını tescillemiş oldu.
Koleksiyon Minipod‘un bi_özet‘te yayınlanan önceki haberi için:



