[Sergi Notları]: “Lines, Graphics & The City”

Lines, Graphics & The City, Sergiden Görünüm, Hugin&Munin Collective. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

bi_özet’in “Sergi Notları” adlı bölümünde, güncel sergileri Sahir Uğur Eren’in fotoğrafları eşliğinde geziyor; küratör ve sanatçılarla sergide öne çıkan detaylar hakkında konuşuyoruz.

Seri, Hugin&Munin Collective ve Artcrowd İstanbul Art Gallery’nin ev sahipliği yaptığı, Kübra Mercan Harputluoğlu’nun fotoğraf ve eskizlerinden oluşan “Lines, Graphics & The City” başlıklı sergiyle devam ediyor. Serginin öne çıkan detaylarını sanatçıdan dinliyor ve Sahir Uğur Eren’in fotoğraflarıyla sergi notlarını aktarıyoruz.

Detaylarla “Lines, Graphics & The City”

Sergiyi hayata geçirme fikri nasıl doğdu? Farklı şehirlerden fotoğraflar ve eskizlerle bir hikâye anlatma düşüncesi nasıl olgunlaştı?

Kübra Mercan Harputluoğlu: Bu sergi bence mimarlık ve tasarım stüdyom Qh.Studio’dan sonra attığım ikinci adım. Sanırım varoluşsal sancıların eseri. Ben biraz öyle görüyorum. Çizim, küçüklüğümden beri hayatımda. Sanırım duygularımla baş etme metodum. Yaklaşık 10 yıldır ilgi alanım olan fotoğraf ise mimarlık eğitimi sürecimde hayatıma girdi. Sergi fikri de zamanla, hem fotoğraf hem de diğer disiplinlerin birleşimiyle zihnimde olgunlaştı. Bir şeylere farklı perspektiflerden bakmayı seviyor ve destekliyorum. Tek bir doğru yok ve bir sürü parametre var. Farklı açılardan bakmayı öğrenmenin, hem kişisel hem de profesyonel hayatımıza önemli bir katkı sağlayacağını düşünüyorum. Bu sergide eskiz, fotoğraf, müzik, bitki ve doğal taşı bir araya getirerek, bir nevi sadece görme duyumuzla var olmadığımızı da anlatmaya çalıştım. Sonrasında bunu sergi olarak paylaşmak çok kıymetli oldu.

Seyahat ettiğiniz şehirlerde sizi en çok etkileyen; fotoğraf çekmeye ya da eskiz yapmaya iten unsurlar nelerdi? Bir şehri fotoğraflamak ve eskizlerle anlatmak arasında sizin için nasıl bir fark var?

K.M.H.: Bir yapının detayları, çizgileri, hikâyesi ya da genel hatları beni heyecanlandırdığında hemen koşarak fotoğraflamak veya çizmek istiyorum. Bu bazen uçağı kaçırma pahasına bile olabiliyor. En son Kopenhag’da bunu deneyimledim. Çekmek istediğim bir meydan ve yapı, bulunduğum konumdan çok uzaktaydı ama risk aldım. Telefonumun şarjı geri dönüş yolunda bitti, en ilkel yollarla derler ya “Sora sora Bağdat bulunur” diye, etraftaki insanlardan otelin konumuna haritadan bakmalarını rica ederek yolumu buldum.

Fotoğraflamak ve eskiz yapmak arasında çok büyük bir fark var mı bilmiyorum. Çünkü çizerken de fotoğraf çekerken de kendi bakış açımı kullanıyorum ve ikisinde de bir his yakalıyorum. Sadece, çizimde farklı teknikler kullandığım için bir farklılık olabilir. Bazen toz pastel, bazen sulu boya ya da yağlı pastel gibi farklı malzemelerle renkler o çizimi farklı yansıtıyor ve insanlarda farklı hisler uyandırıyor. Sergi açılışında Santorini’de yaptığım bir çizim için birisi, “Santorini’yi farklı renkler ile hayal etmemiştim” dedi. Santorini’nin klasik mavi ve beyaz tonlarının dışında renkler kullanmıştım. Fotoğrafta bunu yapmak daha zor tabii. Yapıyı direkt bulunduğu noktadan, saatten, yansıyan gölge ve renkleriyle birlikte çekiyorsunuz, anlık bir olay. Tabii burada da bir bütün olarak düşünmek lazım. Nereden nereye gölge düştüğü, hangi saate o fotoğrafı çektiğiniz önemli.

Sergideki eserler, şehirlerin fiziksel yapılarının ötesinde, toplumsal hafızayı da yakalıyor. Doğal taş ve müzik gibi unsurlar bu hafızayla nasıl bir bağ kuruyor?

K.M.H.: Sergide 5 duyuyu harekete geçiren bir deneyim sunmaya çalıştım. Fotoğraflarda insanları ve hayatın akışını yakalamayı seviyorum. Farklı disiplinleri bir araya getirerek bir şehir hikâyesi anlatmak istedim. Ve bunun yolu bana göre duyular üzerinden geçiyor. İnsanı merkez alan bir sergi ve insanlar duyuları ile var oluyor. Ben şehri ve akışı donduruyorum ve o anı izleyicilerle duyuları üzerinden paylaşıyorum. Yani o anda da var oluyoruz; görerek, duyarak, dokunarak ve koklayarak.

Sergi, izleyicilere bir şehri farklı katmanlar üzerinden algılama imkânı sunuyor. Beş duyuya hitap eden bu deneyimde ziyaretçileri ne tür bir yolculuğa davet etmeyi amaçladınız?

K.M.H.: Kullandığım müzik, doğal taş, bitki ve fotoğraf ile o mekânda, fotoğrafta ve anda var olmasını hedefliyorum. Görmekten daha fazla duyumuz olduğunu hatırlatırken fotoğrafı yaşamasını amaçlıyorum ziyaretçilerin. Durağan olan fotoğrafı canlandırıyorum aslında. Yolculuklarımda var olan içe dönüş ve keşfetme deneyimini ziyaretçilere de yaşatmak istiyorum. Sorgulamayı, “Nasıl olsaydı daha iyi hissederdim?”i, yaşadığı alanı sorgulamaya teşvik ediyorum ve bunun için mücadele etmesini hedefliyorum. Sergide kullandığımız siyaha boyanmış antoryumlar, sarmaşıklar, dallar ve doğal taş ile sevgili eşim Kemal Harputluoğlu’nun 2 fotoğraf için bestelediği parçalarla duyuları harekete geçiren eşsiz bir deneyim sunmayı amaçlıyorum.

Son olarak okurlarımıza önerebileceğiniz başka güncel sergiler var mı?

K.M.H.: Bildiğim kadarıyla bir çok sergi var şu an. “Momentum” Galerife Kadıköy’de sanırım. “Dokunma” sergisi vardı Galeri/miz’de, “Labirent İmgeleri” Galata Rum Okulu’nda. Ve tabii “Lines, Graphics and The City” ArtCrowd İstanbul/ HuginveMunin’de. Son olarak da Eartgaleri’deki “After Eden”.

Fotoğraflarla “Lines, Graphics & The City”


Söyleşi: Ülkü Karaburçak
Fotoğraflar: Sahir Uğur Eren

“Lines, Graphics & The City” sergisi, 8 Aralık 2024 tarihine kadar ArtCrowd İstanbul/Hugin&Munin Collective‘de ziyaret edilebilir. Sergi hakkında daha fazla bilgiye bi_özet‘in ilgili haberinden ulaşabilirsiniz:

https://bi-ozet.com/2024/10/30/kubra-mercan-harputluoglunun-lines-graphics-the-city-sergisi-20-kasimda-ziyarete-aciliyor/