Gülden Bostancı Galeri, Mustafa Boğa’nın “Yerinden Edilmiş Hatıralar” başlıklı sergisini 19 Ekim 2024 tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
“Yerinden Edilmiş Hatıralar”
Sergi
Sanatçı: Mustafa Boğa
Tarih: 13 Eylül – 19 Ekim 2024
Yer: Gülden Bostancı Galeri, Fevzi Çakmak Cad. Muratpaşa / Antalya
Arşiv oluşturma iktidar pratikleriyle doğrudan bağlantılı olduğu için hangi olayların kaydının tutulmaya değer olduğu ve kayıtların hangi perspektifle envanterleştirildiği ya da paylaşım yöntemleri ve şeffaflık gibi meseleler eleştirel arşiv çalışmalarının ve karşı arşiv oluşturmanın temel çıkış noktalarındandır. Geleneksel tarih yazımının iktidar merkezli arşiv anlayışını sorunsallaştıran uygulamalarıyla Mustafa Boğa, dönüşen toplumsal ve görsel kültürün izlerini etnografik bir anlatımla ele alıyor. Bu anlamda sergi, arşivin tutarlı bir gösteren olup olmadığını tartışmaya açıyor. İzleyiciyi yaklaşık 70 yıllık tarihsel yolculuğa çıkaran görüntülerin sunduğu kesitler, kamusal ve özel alanın iç içe geçtiği gri konumlanmaları tercih ediyor. Sanatçı, kendine ait anları somutlaştırarak zamanı kişiselleştiriyor.

Fotoğraflama anının öncesi / sonrası, karenin dışında kalanlar ile ip hacminin, rengin ve tonun görüntülere etkisi yani nakışın ortaya çıkardığı estetik, hakikat, deneyim, kurgu gibi kavramları iki kez paranteze alarak düşünmeyi öneren bir metot olarak karşımıza çıkıyor. Arşivi nakışlayan sanatçı bir tür yeni arşiv meydana getiriyor. Malzemenin kökenine odaklanmak yerine aktarılanların muğlak ve parçalı yapısını ön plana çıkaran Boğa, sıradanlığın anonimliğinde kaybolmaya müsait farklı coğrafya ve kültürlerden manzaralar ile gündelik hayattan kesitlere yer veriyor.

Temaların çeşitliliği bütünün örülmesinde izleyiciye ipuçları sunarken benzer izlekler ise çelişkili tarihsel sürekliliği güçlendiriyor. Sanatçının hem malzeme hem de görüntü olarak sıkça kullandığı yorgan ve portakal imgesi ile erkekliğin yüceltildiği militer görüntüler, Boğa’nın kişisel tarihinden doğup büyüdüğü coğrafyanın yapısına dair izleri bugüne taşıyor. Semboller ve ritüeller sanatçının geçmişe dair nostalji tutkusundan ziyade, kültürel ve toplumsal dönüşümü anlamak amacıyla kullanılan hatırlatıcı anahtar imgeler haline geliyor. Savaş ya da başka bir felaketten çıkılmış -belki de halen devam eden- hissi uyandıran görüntüler kutlama, misafir ağırlama, spor, kırsal alan faaliyetleri gibi hayatın olağan akışındaki pratiklerle yan yana duruyor. Bu tezatlık kır manzarası, natürmort ve portrelerdeki anlatılarla da pekiştiriliyor. Bir yandan hayata tutunan capcanlı bir (queer) arzuya diğer yandan terk edilmiş, çürümeye yüz tutan nesnelerin ve manzaranın tekinsizliğine tanıklık ediyoruz. Boğa’nın arşive duyduğu ilgi mikro anlatılarda vücut buluyor; sanatçı geleneksel tarih yazımının siyaseti merkez alan bakışını topluma odaklıyor. Konuların ölçeğini küçültüp gündelik pratiklere ve sıradan insanlara yönelten Boğa, arşivi derinleşen bir perspektifle yeniden yorumluyor. Sanatçı, Foster’ın belirttiği gibi “kaybolmuş, yerinden edilmiş tarihsel bilgiyi mevcut kılmanın” bir yolu olarak arşive yöneliyor ve geçmişi bugünün ötesine taşıyor.

‘Oliver’
Freehand Machine Embroidery, 2024
Serginin, özneleri merkeze alan bakış açısı imtiyaz kavramını da gündeme taşıyor. Evde bedenini koltuğa yerleştirmiş, güvende olduğunu hissettiğimiz dinlenme pozisyonundaki bir köpek ile sokakta (muhtemelen) bir yabancının fotoğrafladığı her an harekete hazır bedeni ve güvensiz bakışlarıyla diğer köpek arşiv ve imtiyaz ilişkisini sorunsallaştırıyor; imtiyazlı olmayanları da gösteriyor. Benzer şekilde erkeklik de toplumsal güç ilişkileri kapsamında analiz ediliyor. Erkekliğin yüceltildiği en radikal alanlardan askeri görüntüler ile tarihsel kayıtların kenara ittiği queer bedenler birlikte ele alınıyor; normatif beden kurgusu queer imgeler tarafından çözülüyor. Benjamin’in Eugène Atget’ye atfen söylediği “(…) gerçekliğin üzerindeki hâleyi emip çıkar(an)” sahneler, lineer tarih anlatısını kesintiye uğratıyor. İnsan bedeninin yüzyıllardır idealize edilen formu gerçek ve sıradan bedenler tarafından ele geçiriliyor. Kendi dünyasında huzurla kıvrılmış uzanan beden; spor öncesi ya da sonrası muzipçe şakalaşmanın / selamlaşmanın ve güvenli temasın bedene yansıdığı bir an, çıplak ayakla ağaca çıkan ve ağaçla bütünleşen bir beden. Serginin bu bölümündeki görüntüler bedenlerin bir kısmına odaklanıyor. Çerçevenin dışında kalan hikâyeler bir yandan gizemli bir şekilde yarım kalıyor diğer yandan sınır bedenin dünyasıyla tasvir edildiğinden izleyici tarafından tamamlanmaya açık bırakılıyor. Sanatçının anlatısından yola çıkarak kendi hikâyesini kurgulayan izleyici, hiçbir zaman gitmediği topraklarla bağ kurabiliyor.
Eserlerin siyah-beyaz renklerde nakışlanması nostaljik bir kurgudan ziyade, yıkım anlarındaki üzüntüler ile her şeye rağmen hayatın içinde var olan mutlu anlar ve arzular arasındaki geçişi sağlıyor; duygu durumlarını eşitliyor. Çoğu zaman kusur olarak görülen yoksulluk ve mutsuzluk siyah-beyaz renklerin etkisiyle kısmen nötr hale bürünüyor. Böylece Yerinden Edilmiş Hatıralar’daki renk tercihi güçlü bir vurgunun işareti olarak görünmez anıların ve bireysel anların anıtlaşmasına zemin hazırlıyor. Sanatçı “Mirror Selfie” işiyle izleyiciyi ayna karşında anılarla yüzleşmeye ve kendi anılarının şahitliğine davet ediyor.
Ayrıntılı bilgi: www.guldenbostanci.com/
