Ayın Yorumu bölümünde Kumru Çılgın, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun’da yapılan yeni değişiklikleri afet dirençliliği, kentsel dönüşüm ve mülksüzleştirme odağında değerlendiriyor.
2011 yılında Van’da gerçekleşen yıkıcı depremlerin ardından Mayıs 2012’de yürürlüğe giren 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun; gerek amacı, gerek içeriği, gerekse de 10 yılı aşkın süre zarfında uygulamada yarattığı sorunlar ve mağduriyetler dolayısıyla sıklıkla konuşulan, eleştirilen ve iyileştirilmesi yönünde çağrılarda bulunulan bir yasal düzenleme. Yeniden bölüşüm dinamiklerine göre yıllar içinde geliştirilen bu düzenleme, kentsel dönüşümün nasıl merkezi bir siyasete dönüştüğünü açık bir şekilde ortaya koymakta; merkezi yönetimin mekân üzerindeki çoğu dışlayıcı uygulamalarıyla birlikte işleyişi giderek çözümsüz hâle getirmektedir.
09.11.2023 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan “torba yasa”yla 6306 sayılı kanunda yapılan değişiklikler doğrultusunda son günlerde yoğun biçimde tartışmaya açılan konular, fiilen hiç olmamış ve yepyeni durumlar yaratıyormuş gibi ele alınıyor olsa da bu değişiklikleri bütün içinde irdelemek ve sonuçlarına dikkat çekmek her zamanki kadar önemli. Yazının devamında değişikliğe konu hususları birkaç başlık altında toplamaya çalışacağım. Muhakkak ki eksik değerlendirmelerim de olacaktır; ancak asıl tartışılması gerekenin, değişikliklerin değil yapısal çelişkilerini artıran kanunun kendisi olduğunu düşündüğümü paylaşmalıyım. Zira deprem gibi bir felaket akabinde “sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek” iddiasıyla ortaya çıkan bu kanunun mevzuata kazandırdığı risk tanımlarının, risk tespit usullerinin ve riski bertaraf etme yöntemlerinin teknik ve bilimsel dayanağı zayıf, hakikatle bağı ise kopuk.
“Çevre” ve “şehircilik” olgularını yan yana getiren, iklim değişikliğini de usulen ismine taşımış bir Bakanlığın, afeti yalnızca deprem riskine daraltarak kentsel dönüşümü önceleyen bir yaklaşımla işlettiği hukuk ve pratik, bu zamana kadar mahkemelerce iptal edilen karar ve uygulamalarda da kendini gösterdiği üzere hatalarla, eksikliklerle ve ihlallerle dolu. Bugün bunlara yenilerini ekleyen kanundaki değişikliklere yakından bakmayı denemek isterim.
Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’na yetki devri
15-17 Eylül 2023 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen “Deprem Gerçeği ve Kentsel Dönüşüm Şûrası”nın sonuç bildirgesinde yer alan Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın kurulması önerisi, tam bir ay sonra hayata geçirildi. Bu zamana kadar Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü ve 6306 sayılı kanun kapsamında afet riski altındaki alanların dönüştürülmesine ilişkin tüm iş ve işlemler, 16.10.2023 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle yine Bakanlığa bağlı olacak şekilde kurulduğu ilan edilen Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’na devredildi. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı altında ise Kentsel Dönüşüm Genel Müdürlüğü, Marmara Kentsel Dönüşüm Genel Müdürlüğü, Taşınmaz ve Kaynak Geliştirme Genel Müdürlüğü olmak üzere 3 ayrı genel müdürlük daha kuruldu.
Kentsel dönüşüm sürecini hızlandıracağı ve güçlendireceği söylemiyle hayata geçirilen bu yeni yapılanmaya göre:
- Kentsel Dönüşüm Genel Müdürlüğü’nün, Marmara haricindeki bölgelerde yer alan kentsel dönüşüm çalışmalarına devam edeceği;
- Marmara Kentsel Dönüşüm Genel Müdürlüğü’nün, sadece Marmara Bölgesi’ndeki kentsel dönüşüm çalışma ve uygulamalarını takip edeceği;
- Taşınmaz ve Kaynak Geliştirme Genel Müdürlüğü’nün ise kentsel dönüşüme kaynak oluşturmak için taşınmazların tarama, planlama, değerleme, geliştirme ve arsa üretim çalışmalarını sürdüreceği ve tescil dışı alanlar ile Hazine taşınmazlarını planlayarak satılmasıyla kentsel dönüşüm sürecine finans katkısı sağlayacağı belirtilmektedir.
Kanun genelinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na atfedilen birçok konunun Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’na devredildiği; bu sebeple kanun değişikliğinin önemli bir kısmını Bakanlık ile Başkanlık ifadeleri arasında yapılan revizyonun oluşturduğu görülmektedir. Bu kapsamda artık Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın yetkili olduğu konular:
- Riskli alanlara, rezerv yapı alanlarına ve riskli yapıların bulunduğu taşınmazlara ilişkin her tür harita, plan, proje, arazi ve arsa düzenleme işlemleri ile toplulaştırma yapmak;
- Bu alanlarda bulunan taşınmazları satın almak, ön alım hakkını kullanmak, taşınmazları trampaya, taşınmaz mülkiyetini veya imar haklarını başka bir alana aktarmak;
- Aynı alanlara ilişkin taşınmaz mülkiyetini anlaşma sağlanmak kaydıyla menkul değere dönüştürmek;
- Kamu ve özel sektör iş birliğine dayanan usuller uygulamak, kat veya hasılat karşılığı usulleri de dahil olmak üzere inşaat yapmak veya yaptırmak, arsa paylarını belirlemek;
- 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundaki esaslara göre paylaştırmak, payları ayırmak veya birleştirmek, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca sınırlı ayni hak tesis etmek;
- Hazine mülkiyetinde olup bu kanun kapsamında Başkanlığa devredilen taşınmazları, kanun kapsamında Başkanlıkça kamulaştırılan taşınmazları ve yürütülen uygulamalar neticesinde Başkanlık payına düşen taşınmazları, Dönüşüm Projeleri Özel Hesabı’na gelir elde etmek amacıyla kiralamak ve satmak;
- Bu kanun kapsamında kullanılmak üzere hazır konut ve iş yeri satın almak ve bunları devretmek;
- Rezerv yapı alanlarında gelir ve hasılat getirecek her türlü uygulama yapmak;
- Parselasyon planlarında, gerekli görülmesi hâlinde varsa ilk uygulamadaki düzenleme ortaklık payı oranını tamamlamak üzere düzenleme ortaklık payı kesintisi yapmaktır.
Değişiklikle kanuna eklenen yeni maddeye göre, yetki devriyle genişleyen sorumluk alanı uyarınca Başkanlığın gelirleri ise şunlardır: Genel bütçeden yapılacak Hazine yardımları; Başkanlığa yapılacak her türlü nakdî, taşınır ve taşınmaz niteliğindeki bağış ve yardımlar; Başkanlık tarafından, gerçek ve tüzel kişilere verilecek bilgi, belge ve hizmetler karşılığında alınacak ücretler; taşınır malların satışından veya kiraya verilmesinden veya işletilmelerinden elde edilen gelirler; ilgili mevzuatındaki düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla taahhütlerini tamamen veya kısmen yerine getirmeyen yüklenicilerden alınan tazminatlarla gelir kaydedilen teminatlar ve diğer gelirler.
Bu noktadan bakıldığında ve aşağıda ayrıca her biri kendi içinde değerlendirilecek işleyiş açısından düşünüldüğünde, Başkanlığın ve dolayısıyla Bakanlığın inşaat sektörünü sermaye destekli bir dönüşüm politikasıyla güçlendirerek gelir elde etmeye ve bu geliri de afet riskini gerçekten azaltma, kentsel dirençliliği artırma ve ekonomik anlamda erişilebilir ve güvenli konut/yaşam alanı üretme amacından ziyade yeni rant alanları yaratmak için kullanma refleksi hukuken de netlik kazanmıştır.
Kolluk kuvvetiyle riskli yapı tespiti
Kentsel Dönüşüm Başkanlığı ya da İdare (belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeler, bu sınırlar dışında il özel idareleri, büyükşehirlerde büyükşehir belediyeleri ve Bakanlık tarafından yetkilendirilmesi hâlinde büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyeleri), riskli yapıların tespitini resen yapabileceği gibi süre vererek maliklerden bu tespiti yapmasını isteyebilecek, maliklerce verilen süre içinde yaptırılmadığında tespitler Başkanlıkça veya İdarece yapılabilecek ya da yaptırılabilecek. Tespitin yapılmasının maliklerce engellenmesi durumunda, “yeterli kolluk kuvveti marifetiyle kapalı kapıları/alanları açmak veya açtırmak suretiyle” yine resen tespit yapılabilecek ya da yaptırılabilecek.
Bu değişiklikten önce riskli yapı tespiti için mülk sahiplerinin başvuru yapması gerekirken, değişiklikle birlikte Kentsel Dönüşüm Başkanlığı sizin bu yönde bir talebiniz, başvurunuz veya onayınız olmasa da adınıza resen bu tespiti yapabilecek veya yaptırabilecek bir rol üstlenmiştir.
Rezerv yapı alanı tanımında değişiklik
Kanun kapsamında yapılan ve kamuoyunda geniş yer bulan en dikkat çekici değişiklik, rezerv yapı alanı tanımına yöneliktir. 21.06.2019 tarihinde kanunun uygulama yönetmeliğinde yapılan değişiklikle rezerv yapı alanı, “Kanun uyarınca gerçekleştirilecek uygulamalarda yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın (TOKİ) veya İdare’nin talebine bağlı olarak veya resen Bakanlıkça belirlenen alanlar” olarak tarifleniyor ve rezerv yapı alanlarında, riskli alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapılarda ikamet edenlerin nakledileceği rezerv konutlar ve iş yerleri yapılabileceği belirtiliyordu. Bu tanım ve tariflerde, rezerv yapı alanlarının “yeni yerleşim alanı olarak” kullanılacağı açık bir biçimde beyan edilirken, 09.11.2023 tarihli değişiklikle bu ifade kaldırıldı ve dolayısıyla herhangi bir alanın rezerv yapı alanı olarak kararlaştırılmasının önü açıldı. Aslında bu, kanun değişikliğinden önce de Bakanlıkça fiilen hayata geçirilen bir uygulamaydı; şimdi sadece yasal bir zemine kavuşturulmuş oldu.
Hâlihazırda yerleşim alanı olan meskûn mahallerin de rezerv yapı alanı olarak
belirlenebilmesiyle dönüşümün kapsamı genişletilerek kentin genelinde uygulanabilecek. Zira rezerv yapı alanının tespit kriterleri, riskli alana göre oldukça muğlak. Dolayısıyla riskli alanın tespitini gerektiren teknik ve bilimsel gerekçelerin oluşturulması için uğraşmak yerine, muğlak bir zemine taşınan rezerv yapı alanı ilan süreçlerini işletmenin tercih edilmiş olduğu anlaşılmakta. Şu an bile medyada çıkan haberlerden ve peşi sıra yayımlanan ilanlardan yapılabilecek diğer bir çıkarımla, ilerleyen süreçte kentsel dönüşüm meselesinin daha çok rezerv yapı alanı üzerinden yürütüleceğini tahmin etmek hiç de zor değil.
Yeni düzenlemeyle, taşınmazın rezerv yapı alanı olarak belirlenmesi talebinde
bulunulabilmesi için ise taşınmazın yapılaşmaya esas arsa metrekaresinin %30’unun mülkiyetinin devrine muvafakat edilmesi veya aynı miktarın değerinin dönüşüm projeleri özel hesabına gelir olarak kaydedilmek üzere Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’na verilmesi gerekecek. Yani, mülk sahibi olarak yapınızın rezerv yapı alanı olarak belirlenmesini talep etmeniz hâlinde, mülkünüzün yapılaşmaya esas toplam arsa metrekaresinin %30’unu veya
bu %30’un değer karşılığını Başkanlığa devretmeniz beklenmekte. Böylece Başkanlık, ülke çapında yüksek miktarda mülk ve gelir sahibi bir konuma gelecek.
Salt çoğunluk kararı
Yapılacak yeni uygulamanın gerektirdiği her türlü izin, iş ve işlemler, hisseleri oranında paydaşların salt çoğunluğuyla (%50+1) aldıkları karara istinaden yapılabilecek. Salt çoğunlukla alınan karara katılmayanların arsa payları, Kentsel Dönüşüm Başkanlığınca tespit ettirilecek rayiç değerden az olmamak kaydıyla anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulüyle satılabilecek. Bu suretle satışı gerçekleştirilemeyen arsa payları ise dönüşüm projesini gerçekleştirecek olan Başkanlık, İdare veya TOKİ tarafından rayiçleri ödenerek satın alınabilecek.
Kanun değişikliğinden önce tüm iş ve işlemler, paydaşların üçte ikisinin çoğunluk kararıyla yapılabiliyorken, değişiklikle birlikte kararın salt çoğunlukla alınabilecek olması, kentsel dönüşüm uygulamaları için kararın alınmasını kolaylaştırma ve karar ve uygulama sürelerini azaltma yönünde yeni bir adım olarak değerlendirilebilir. Öte yandan, salt çoğunluğun rızasına göre başlatılacak işlemler ve işletilecek kentsel dönüşüm süreçleri, rızası olmayan azınlık ile çoğunluk arasında yeni çatışmaların doğma ihtimalini akla getirmektedir. Üçte iki çoğunluk uygulamasında dahi yaşandığı bilinen sorunlar devam ediyorken, eşitler arasında daha fazla ihtilaf yaratma potansiyeli taşıması itibarıyla kanun daha da hoyrat bir yapıya bürünmüştür.
Tebliğ, tahliye ve yıkım usul ve süreleri ile kararlara itiraz yolları
Kanun değişikliğinin bir diğer önemli tarafı ise tebliğ, tahliye ve yıkım gibi işlemlere ilişkin belirlenen usul ve sürelerin çeşitli mağduriyetler yaratacak olması ve kararlara yönelik itiraz yollarını baştan tıkayacak yöntemlerin tercih edilmesidir. Süreci olabildiğince kısaltmaya ve kolaylaştırmaya dönük tedbirler dizisi olarak nitelendirilebilecek bu adımlara dair örnekler vermek gerekirse:
Riskli olduğu tespit edilen yapının durumu, tespit tarihinden itibaren en geç 10 iş günü içinde ilgili Tapu Müdürlüğüne bildirilecek ve yapının tahliyesine ve yıkımına ilişkin tutanak yapı üzerine asılarak, muhtarlıkta ve Başkanlığın internet sitesinde 15 gün süreyle ilan edilecek; maliklerine ise bildirim e-Devlet üzerinden yapılacak. Riskli yapı tespitine itiraz, maliklerince 15 gün içinde yapılabilecek. (Bu itirazlar, Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın talebi üzerine, üniversitelerce ilgili meslek disiplini öğretim üyeleri arasından görevlendirilecek 4 ve Başkanlıkta veya Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nda görevli 3 kişinin iştirakiyle teşkil edilen teknik heyetler tarafından incelenip karara bağlanacak.)
Riskli yapı tespitinin 15 günlük ilanı sonunda yapının yıktırılması için maliklerine en fazla 90 gün süre verilecek. Bu süre içinde maliklerince yapı yıktırılmadığı veya idari makamlarca yıktırılması için bildirimde bulunulmadığı takdirde, yapının tahliye ve yıkım işlemleri bizzat Başkanlık veya mülki amirler tarafından yapılacak veya yaptırılacak. Tahliyenin ve yıkımın engellenmesi hâlinde ise yine “yeterli kolluk kuvveti marifetiyle kapalı kapıları/alanları açmak veya açtırmak suretiyle” tahliye ve yıkım yapılabilecek ya da yaptırılabilecek.
Hisseleri oranında salt çoğunlukla karar alan malikler tarafından, alınan karar ve anlaşma şartlarını ihtiva eden teklif veya teklifin görülüp incelenebileceği yer, salt çoğunlukla alınan karara katılmayan maliklere noter vasıtasıyla veya ilgili muhtarlıkta 15 gün süreyle ilan edilmek suretiyle bildirilecek. Bu bildirim ayrıca, bildirimin yapıldığı/yapılmış sayıldığı tarihten itibaren 15 gün içinde teklifin incelenmemesi veya aynı süre içinde teklifin kabul edilmemesi hâlinde arsa paylarının satılacağı hususunu içeriyor olacak. Arsa payı satış işlemi sürecinde Başkanlıkça/İdarece yapılacak tebligatlar da tebliğ olunacak evrakın e-Devlet üzerinden bildirilmesi ve ilgili muhtarlıkta yine 15 gün süreyle ilan edilmesi suretiyle yapılacak.
Kanun kapsamında ilan edilen riskli alanlara ya da rezerv yapı alanlarına veya parsellerine ilişkin hazırlanan nazım ve uygulama imar planları ile parselasyon planları, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüklerinde 15 gün süreyle ilan edilecek ve bu süre içinde yapılan itirazlar 5 gün içinde değerlendirilerek karara bağlanacak. İtirazların reddedilmesi hâlinde, planlar başkaca bir onay işlemine gerek kalmaksızın ret kararı tarihinde kesinleşecek. Oysa değişiklikten önce ilgili planlara itiraz süresi 30 gün iken, itirazların değerlendirilmesi ve karara bağlanması için ayrılan süre 15 gündü.
Bu, hâlihazırda katılım süreçlerinin neredeyse hiç işletilmediği imar planı hazırlama pratiğinde yaşanagelen sorunları derinleştirecek ve üstelik sürelerin de azaltılmasıyla zaten herhangi bir aşamasında parçası sayılmadıkları için bilgi sahibi de olamadıkları plan kararlarına ilişkin yaşayanların itiraz hakkını kısıtlayacak bir değişikliktir. Kentsel dönüşüm konusunda hızlı yol alma gayesi, bu değişiklikte de kendini açıkça göstermiştir.
Resen yapılabilecek uygulamalar
Kanuna 04.07.2019 tarihinde yine bir torba yasa marifetiyle yapılan değişiklikle eklenen 6A maddesine göre, yıkılacak derecede riskli olan yapıların bulunduğu alanlar ile kendiliğinden çöken veya zeminin kayması, heyelan, su baskını, kaya düşmesi, yangın, patlama gibi sebeplerle ağır hasar gören veya ağır hasar görme riski bulunan yapıların bulunduğu alanlarda dönüşüm uygulamaları maliklerin ve ilgililerin muvafakati aranmaksızın Başkanlıkça resen yapılabilir veya yaptırılabilir. Son değişiklikle bu madde kapsamında riskli yapı tespiti, Kentsel Dönüşüm Başkanlığınca talep edilmesi hâlinde yine “yeterli kolluk kuvveti marifetiyle kapalı kapıları/alanları açmak veya açtırmak suretiyle” Başkanlıkça resen yapılabilecek. Aynı usul, yapıların tahliyesi için de geçerli olabilecek.
Uygulamayla yapılacak konutların ve iş yerlerinin niteliği ve büyüklüğü Kentsel Dönüşüm Başkanlığınca belirlenecek. Hak sahipliği çalışmaları da hak sahibinin mevcut taşınmazının değeri ile yeni yapıda hak sahibine verilecek konutun veya iş yerinin değeri gözetilerek veya Başkanlıkça karar alınması hâlinde kat karşılığı, hasılat paylaşımı ve benzeri usullerle yürütülecek. Hak sahibinin borçlanmasının gerekmesi durumunda ise borçlanma bedeli
üzerinden hak sahibiyle sözleşme yapılacak ve borçlanma bedelinin tamamı ödenmeden tapuda ferağı verilmeyecek. Hak sahibine düşecek bağımsız bölümün/bölümlerin Başkanlıkça belirlenen süreler içerisinde teslim alınmaması durumunda, hak sahibinin bu bağımsız bölüm/ler üzerindeki hakkı sona erecek; dönüşümden önceki taşınmazının değeri güncellenerek hak sahibi adına açılacak vadeli bir hesaba yatırılacak; hak sahibinin dönüşümden önceki taşınmazının tapu kaydında yer alan ipotek, ihtiyati haciz, haciz ve intifa hakkı gibi haklar ve şerhler hak sahibi adına yatırılan taşınmazın bedeli üzerinde devam ettirilecek ve tapu kaydındaki haklar ve şerhler Başkanlığın talebi üzerine Tapu Müdürlüğünce resen terkin edilecek ve durum hak sahibine bildirilecek. Hazine adına kayıtlı bağımsız bölüm/ler de Başkanlığa devredilecek.
Kısacası bu 6A maddesi, parselinizin üzerinde yıkılacak derecede riskli olan veya çeşitli sebeplerle kendiliğinden ağır hasar gören ya da ağır hasar görme riski bulunan bir yapı varsa, yapınızın acilen yıkılması gerekliliğinden hareketle hazırlanmış ve dolayısıyla kanun kapsamında riskli olarak tespit edilecek yapılardan, yani “riskli yapı”dan farklı olarak “yıkılacak derecede riskli yapı” ifadesiyle yeni bir tanım daha getirmiştir. “(…) dönüşüm uygulamaları maliklerin ve ilgililerin muvafakati aranmaksızın Başkanlıkça resen yapılabilir ve yaptırılabilir” ifadesi ise 09.11.2023 tarihli değişiklikle getirilen ve salt çoğunluğa göre işletilen onay mekanizmasını bu örnekte devre dışı bırakmaktadır. Bu anlamıyla kanun kapsamında farklı kategorilerdeki riskli yapıların farklı süreçlerle uygulamaya geçmesi durumu ortaya çıkmakta; Başkanlığın resen yapabildiği iş ve işlemlerin sayısı artmaktadır. Diğer yandan, yıkılacak derecede riskli yapınız yıkıldığında, üzerindeki yapı yıkılmış olan
parselinizin, yani özel mülkiyetinizin Hazine adına tescil edilmesi ve Başkanlığa devredilmesi de bu yeni değişiklikle mümkün hâle gelmektedir.
Barınma hakkı değil “oturma hakkı”
Kentsel Dönüşüm Başkanlığınca yürütülen uygulamalarda 775 sayılı Gecekondu Kanunu’na göre yoksul ve dar gelirli olarak kabul edilen hak sahiplerine verilecek bağımsız bölümlerin paylı mülkiyet esasına göre Başkanlıkla hisseli olması durumunda, hak sahibinin üzerine kayıtlı ikamet edebileceği konut nitelikli başka bir gayrimenkulü yok ise hak sahibine ve
evliyse eşine, bu bağımsız bölüm üzerinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre oturma hakkı tanınacak.
Yani, dönüşüme onay vermiş salt çoğunluğun içinde bir hak sahibiyseniz ve fakat uygulama sonrasında teklif edilen taşınmazı alabilecek ekonomik güçte değilseniz, paylı mülkiyetin bulunduğu alandaki konutunuzu Başkanlık alacak ve geliriniz ile mülk sahipliğinizin anılan şartlara uyması hâlinde size veya eşinize artık sizin olmayan konutunuzda sadece oturma hakkı tanıyacak. Her ne kadar “borcun” ödenmesi ve Başkanlık üzerine kaydedilmiş payın satın alınması mümkün olsa da finansal destek sağlanmaksızın nasıl işletileceği belirsizlik taşıyan bu durum, tapunun bir güvence olarak görüldüğü ve özel mülkiyetin korunduğu şartları ve dahası barınma hakkını ortadan kaldıran çok ciddi bir hak ihlali anlamına gelmektedir. Yıllarca bin bir emekle çalıştığınız ve çalıştığınızdan edindiğiniz geliri biriktirerek, belki de borçlanarak ve zorlanarak satın aldığınız, sonrasında ise kanunun tanıdığı imkânla afet riski açısından daha güvenli bir yaşam hayaliyle dönüşüme tabi kılmak istediğiniz konutunuz, artık üzerinde hak iddia edemeyeceğiniz ve mirasçılarınıza devredemeyeceğiniz bir yapıya dönüşecek. Yoksulun ve dar gelirlinin afet riski karşısında mülkünü dönüştürebileceği bir seçeneği doğrudan eleyen bu yaklaşım, özel mülkiyet sahipliğini korunaklı olmaktan çıkaran ve eşitlik ilkesini zedeleyen bir hak gaspına işaret etmektedir.
Lisanslandırılacak kurum ve kuruluşlar
Kanun kapsamındaki uygulamalar ile bu uygulamalar için karar alınması ve uygulamaların yürütülmesi konularında Kentsel Dönüşüm Başkanlığınca lisanslandırılacak kuruluşlar faaliyet gösterebilecek. Lisanslandırılacak kuruluşlarda inşaat mühendisi, harita mühendisi, mimar, şehir plancısı, değerleme uzmanı ve hukukçu istihdam edilmesi mecburi tutulacak. Lisanslandırılacak kuruluşların haiz olması gereken şartlar, bu kuruluşlarda görev alacak personelin sayısı, niteliği, çalışma usul ve esasları ve diğer hususlar Başkanlıkça hazırlanacak yönetmelikle belirlenecek. Başkanlık bu kuruluşların faaliyetlerini denetlemeye yetkili olacak.
Farklı disiplinlerden uzmanların dahiliyetinin zorunlu tutulması görece olumlu görünse de lisanslandırılacak kurum ve kuruluşların oldukça zorlu bir sürece işaret eden dönüşüm uygulamalarında karar alıcı pozisyonda yetkilendirilmesine rağmen yetkilerinin sınırları ile esaslarının kanunla belirlenmeden yönetmeliğe bırakılması sorunludur.
Riskli yapıların tespiti için ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı internet sitesi bünyesindeki Kentsel Dönüşüm Başkanlığı sayfasının “6306 Sayılı Kanun Kapsamında Riskli Yapıların Tespiti için Yetki Verilen Kurum ve Kuruluşlar” sekmesinde, il veya kategori bazlı filtreleme yaparak bu konuda yetkilendirilmiş kurum ve kuruluşları listeleyebilmek mümkün. Bu listede kurum ve kuruluşların 5 ayrı kategori altında sıralandığı görülmektedir: Belediyeler, Kamu Kurumları, Meslek Odaları, Özel Kuruluşlar ve Firmalar ile Üniversiteler. Belediyeler kapsamında tüm büyükşehir veya il belediyeleri ile ilçe belediyeleri; kamu kurumları kapsamında Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri ile İl Özel İdareleri; özel kuruluşlar ve firmalar kapsamında yapı denetim firmaları, inşaat-mühendislik-sanayi ve ticaret şirketleri; üniversiteler kapsamında ise Türkiye genelindeki 55 özel/devlet üniversitesi yer almaktadır.
Ancak kamu kurumu niteliğindeki meslek odaları kategorisinde henüz listelenen bir oda bulunmamaktadır. TMMOB’ye bağlı meslek odalarının çoğu 6306 sayılı kanunu ve uygulamalarını en başından bu yana eleştirirken, bu sürecin bugün parçası olmayacağı tahmin edilebilir. Bir zamanlar meslek odalarını kendisine bağlamaya çalışan Bakanlığın bu yapıyı yeniden revize etme gayretiyle uygulamada bir paydaş daha yaratma arzusu, geleceğe dair düşündürücü bir başka tarafı oluşturmaktadır.
Sonsöz
6306 sayılı kanun, afet riski azaltımını bütüncüllükten uzak bir biçimde alana ve yapıya indirgeyen bir kentsel dönüşüm süreci inşa etmekte ve kentsel dirençliliği artırmada daha çok fiziksel bir yeniden yapılanma faaliyeti öngörmektedir. Bu hâliyle dönüşüm süreçlerinde başta sosyo-ekonomik dinamikler olmak üzere sosyolojiden ekolojiye geniş bağlam göz ardı edilmekte ve donatılar dahil diğer tüm kamusal hizmetler planlamanın konusu değilmişçesine ele alınmaktadır. Oysa kentleri, yaşam alanlarını ve kentlileri afetler karşısında dirençli hâle getirmek, tek başına kentsel dönüşüm uygulamalarıyla ulaşılabilecek bir hedef değildir. Bu anlamıyla afet riskini azaltmaktan öte bir uygulama alanı bulması dolayısıyla kanun, barındırdığı çelişkileri daha da derinleştirmiştir.
Üstelik Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın kuruluşunu takiben yetkilerini genişletmesi ve kentsel dönüşüm uygulama alanı içinde yeni standartlar geliştirmesi, yereli ve yere özgünlüğü dışarıda bırakan, katılımcılığı baltalayan, adaletsiz bir çerçeve çizmekte; yerel yönetimler, meslek odaları, sivil inisiyatifler ve benzerlerinin dahil olduğu süreçlerle şekillenmesi gerekli afet riski azaltımı ve kentsel dirençliliği artırma pratiğini merkezi bir tutum ve anlayışla işletecek görünmektedir.
Ancak tüm bunlar, kanun değişikliğinin yapıldığı günden bu yana kamuoyunda ve medyada çizilen umutsuz tabloya yeni karaltılar eklesin istemem. Kanundan önce hayata geçirilen dönüşüm uygulamalarından bugüne, özellikle yerelde verilen mücadelenin kazanımlarını unutmamalıyız. Kentsel dönüşüm tehdidi/baskısı altındaki mahallelerde yaşayan sakinlerden uzmanlara, meslek odalarından sivil toplum kuruluşlarına, akademisyenlerden gazetecilere birçok kesimin yükselttiği muhalefete ve verdiği mücadeleye devam ederek bu tablonun geri döndürülme imkânının varlığına inanabilmeliyiz.
Bu mücadelenin mesleki ve akademik öncülerinden, İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı iken Türkiye’de ilk defa yapılarda hızlı tarama testi uygulamasını hayata geçiren, ancak kentin en önemli açık yeşil alanlarından ve en büyük afet toplanma yerlerinden biri olan Gezi Parkı’nı bilim ve evrensel değerler üzerinden savunduğu için 25 Nisan 2022’den bu yana Silivri’de tutuklu bulunan çalışma arkadaşım şehir plancısı Dr. Tayfun Kahraman’ın özgürlüğüne kavuşacağına inandığım/ız gibi…
Kumru Çılgın, Aralık 2023
Kumru Çılgın

MSGSÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nde öğretim üyesi olan Kumru Çılgın; 2008’de aynı bölümden, 2010’da 1940-1960 arası kent politikalarını incelediği teziyle MSGSÜ Kentsel Planlama Yüksek Lisans Programı’ndan, 2019’da ise mahalle olgusunu irdeleyerek dönüşüm süreçlerinde “mahalle planlaması”nı bir yaklaşım önerisi olarak geliştirdiği teziyle İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Doktora Programı’ndan mezun oldu. Çalışma ve araştırmalarını; kent ve planlama teorileri, kentsel siyaset ve kent politikaları, büyük projeler ve kentsel dönüşüm, gecekondu, kentsel muhalefet, katılımcı planlama, mahalle, göç-mekân ilişkisi ve kırsal üzerine devam ettiren Çılgın’ın bu konularda birçok akademik ve profesyonel deneyimi bulunmaktadır. TMMOB Şehir Plancıları Odası’nda Yönetim Kurulu Üyeliği yapmış olan Çılgın aynı zamanda multidisipliner platformlar olan Tasarım Rehberleri Araştırma, Geliştirme ve Uygulama Derneği (TARGE), Kent Çalışmaları Kooperatifi (Urban.koop) ve Şehir Dedektifi: Kent, Çevre ve Sanat Derneği bünyesinde kendi meslek alanına dair konularda çalışmalar yürütmekte, çeşitli sivil inisiyatiflerde dayanışma esaslı faaliyetlerini sürdürmektedir.
