[söyleşi]: Katılımcı Bir Tasarım Süreci: Düzce Umut Evleri

Deniz Öztürk, Çiğdem Furtuna, Sinem Boyacı, Yaşar Adnan Adanalı, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Hem kiracı hakları, hem de katılımcı tasarım süreci açısından Türkiye’de tek örnek olan Düzce Umut Evleri inşaatında önemli bir noktaya gelinmiş durumda. Düzce Umut Atölyesi ekibinden Yaşar Adnan Adanalı, Sinem Boyacı, Çiğdem Furtuna ve Deniz Öztürk ile Düzce Umut Evleri’ni konuştuk.*

Neslihan İmamoğlu |Bize bu sürecin nasıl başladığını ve Düzce Umut Atölyesi’nin nasıl bir araya geldiğini anlatır mısınız?

Düzce Umut Atölyesi | Düzce Umut Evleri sürecinin başlangıcı aslında 99 depremine gidiyor. Depremi kiracı olarak yaşayan depremzedeler depremin hemen sonrasında barınma ihtiyaçlarını geçici konut alanlarında, karşılıyorlar; ancak kalıcı konutlar yapıldıktan sonra bu prefabrik çadır kentlerden çıkmaları isteniyor. Dolayısıyla kiracılık deneyimlerine kaldıkları yerden devam etmeleri bekleniyor; ancak ortada kiralanabilecek, sağlıklı konut kalmamış bir durumda ve “deprem herkesi etkilemişken neden eşit yurttaşlık haklarıyla kiracıların konut sorunları çözülmüyor” diye bir soruyla karşı karşıya kalıyorlar. Kiracı depremzedeler önce depremzede dernekleri üzerinden, sonrasında da 2003 yılında kooperatifleşerek konut hakkına erişim için bir mücadele sürecine girişiyorlar. Bu uzun süreçte yasalarda var olan haklarını talep ediyorlar, devletten 775 sayılı Gecekondu Kanunu kapsamında sübvanse edilmiş arsa almak istiyorlar; yani konut kooperatifi, kiracıların kendi konutlarını yapabilmeleri için bir talepte bulunuyor. 7 yıllık bir hukuki sürecin sonunda, 2012’de bugünkü arsa ortaya çıkıyor. 2014’te ilk taksit ödeniyor. Düzce Umut Evleri’nin yapılacağı yerin kesinleşmesiyle birlikte de ortaya geçmiş mücadele kadar yakıcı olmasa da önemli sorular geliyor: Bu arsa üzerinde nasıl bir hayat kurulacak? Nasıl konutlar olacak? Bunları kim tasarlayacak? Bunca yıl boyunca büyük bir çaba ile haklara erişim mücadelesinin geldiği yerde bu projenin hakkı olan bir konut projesi nasıl yapılacak? Dar gelirliler için nasıl erişilebilir olacak? Sadece evlerin içini değil dışını da aynı özenle ele alan kamusal mekânları ortak üretim alanları ile bir mahalle nasıl oluşturulacak?

Bu soruların üzerine sürece başından itibaren refakat eden Bir Umut Derneği 2014’ün sonunda farklı disiplinlere açık bir çağrı yaptı bu tasarım sürecini birlikte yapalım diye, bu çağrıya onlarca insan cevap verdi ve böylece 2014’ün sonu 2015’in başında Düzce Umut Atölyesi kurulmuş oldu.

Burada Düzceli Kiracı Evsiz Depremzedeler Konut Kooperatifi çok önemli bir aktör. Üyelerinin büyük bir kısmı 99 yılından beri bir mücadele içindeler ve bu kooperatif aşina olduğumuz diğer kooperatifler gibi değil. Daha önce depremi yaşamış olmak, konut sahibi olmamış olmak, inşaatlarda çalışmaya gönüllü olmak -haftada en az bir gün her aileden bir kişi olmak üzere- gibi belli şartları var. 4-5 kişinin herkesi yönettiği, kararları kendi başlarına aldığı bir kooperatif değil.

Yaşar Adnan Adanalı, Sinem Boyacı, Çiğdem Furtuna, Deniz Öztürk, Neslihan İmamoğlu, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren


Tüm kiracı depremzedeler bu kooperatifin üyesi oldu mu? Ya da hepsi bu üyeliği devam ettirdi mi? Mücadeleye devam etmeyenlerin nasıl çekinceleri vardı?

Düzce’deki bütün kiracı depremler bu kooperatifin üyesi değildi ama neredeyse hepsi bu hak mücadelesinin bir yerinde bulundular. Kiracı depremzedeler arsa talebiyle süreci başlattıklarında Düzce’de bir imza kampanyası düzenlediler. 80.000 nüfustan 30.000’e yakın imza toplandı, kiracı depremzedelerin hakları verilsin diye. Geniş bir kitle hareketi sağlandı.

Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Her şeyden önce kullanıcıların ihtiyaçlarına göre şekillenmiş bir proje bu, dolayısıyla belli bir topluluğun üzerine uyan bir kıyafet.

Bu sorun kooperatif dahilinde sanırım çözülmüştür ama yine de sormak istiyorum. Bu dairelerin rant için alınıp satılması nasıl engelleniyor?

Bu her genel kurulda ve kooperatif üyelerinin bir araya geldiği her toplantıda ilk konuşulan konulardan biri oluyordu. Bu kooperatifin piyasada konut alıp satılan diğer örneklerden farklı olduğu, burada hiçbir kooperatif üyesinin konut bitip üzerine kar koyup piyasada konutunu satamayacağı sürekli hatırlatılıyor. Bununla ilgili farklı önlemler de var.

Bir kere burada dayanışma ekonomisi var, Düzce Umut Atölyesi’nin dahil olma şekli de bu dayanışma ekonomisinin bir parçası. Kooperatif üyelerinin koyduğu emek konut fiyatına yansıtılmıyor. Her şeyden önce kullanıcıların ihtiyaçlarına göre şekillenmiş bir proje bu, dolayısıyla belli bir topluluğun üzerine uyan bir kıyafet. Başka yerde elden kolay bir şekilde çıkarılmasın diye.

Neslihan İmamoğlu, Deniz Öztürk, Çiğdem Furtuna, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Evsiz Depremzedeler Konut Kooperatifi’nin kurulması, depremzede kiracıların sağlıklı ve güvenli konut talebi ve mücadelesi Türkiye’nin ilk kiracı hareketi sayılıyor. Sonrasında buna benzer örnekler oldu mu?

kiraciyiz.biz” adında İstanbul ölçeğinde acaba aynı deneyimi tekrar edebilir miyiz diye bir işe giriştik, bizler gibi burada kiracı olan farklı farklı yerlerden kiracılar bir araya gelsek Düzce’nin başarısını tekrar edebilir miyiz diye. Bu sürecin böyle ilhamları var.

Düzce’de İmece Evleri var. Deprem sonrası Gölyaka köyünde 50 tane konutu köylüler imece usulü kendileri tasarlayıp kendileri inşa ettiler. 50 konutun – çok daha küçük ölçek bile olsa- kendi kullanıcıları tarafından dayanışmayla tasarlanıp inşa edilmesi onlar için güven artırıcı bizler için de ilham alınacak bir örnekti. Neden o zaman ölçek büyümesin?

Deniz Öztürk , Çiğdem Furtuna, Sinem Boyacı, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

iki tarafın da konuşabildiği bir zemin oluşturuldu: Neye ihtiyacımız var, peki bu nasıl olabilir, alternatifleri var mı?

Tüm bu mücadelede Düzce Umut Atölyesi’nin yeri ne? Kaç kişilik, hangi disiplinlerden oluşan bir ekipsiniz? Farklı disiplinlerden ve gönüllü -çoğu başka işlerde çalışan ya da öğrenci- bir ekip süreç boyunca nasıl bir araya geldiniz, nasıl bir çalışma yürüttünüz?

Çağrıya çok büyük cevap geldi 2014’te. Düzce Umut Atölyesi’nde mimari tasarıma destek vermek amacıyla mimarlar, mühendisler, avukatlar, şehir bölge planlamacılar, çok farklı disiplinlerden insanlar gönüllü olarak bir araya geldi.

Çok tanımlı bir sorun vardı ortada: mimari tasarım çıkacak ve katılımcı olacak. Daha önce önümüzde yapılmış, tasarlanmış, kurgulanmış bir örnek olmadığı için ilk tartışmalar çok fazla uzun sürdü ve o tartışmalar içinde her konuda fikrimizi paylaşıp kendimizi geliştirdik. Öğrenme ve üretme süreçleri iç içeydi.

“Profesyonel olarak bu işi yapıyorum ve bu böyle olmalı” davranış şeklini kırmayı öğrendik ve kırdık. Herkes her konuda fikir beyan edebilme özgürlüğünü buldu.

Bunlar grup içindeki dinamikler yani Düzce Umut Atölyesi’ni oluşturan farklı disiplinlerden gelen bileşenlerin birbirlerinden öğrenme süreci. Bir de bir bütün olarak Düzce Umut Atölyesi’nin Düzcelilerle kurduğu ilişkinin kendisi var. Bu da öğretici bir süreç, iki taraf için de.

“Ben ne anlarım ki, ben vatandaşım halkım ne bileyim konutu” ya da “böyle olmalı!”dan iki tarafın da konuşabildiği bir zemin oluşturuldu: Neye ihtiyacımız var, peki bu nasıl olabilir, alternatifleri var mı; ben orada yaşayacak olan biri olarak böyle istiyorum ama komşum ne istiyor; ikimiz bambaşka şeyler istiyoruz, nasıl uzlaşacağız…

Çok fazla örneği olmayan bir süreç. Hem tasarımcı ile kullanıcı arasındaki ilişki anlamında hem de farklı kullanıcıların birbirleri olan ilişkileri anlamında…

1,5 yıllık tasarım sürecinin bir kısmı sürecin kendisini kurgulamakla ve birbirimizi tanımakla geçti: Farklı disiplinlerin birbirini tanıması, kooperatif üyeleriyle tasarımcıların birbirini tanıması, ihtiyaçların çeşitliliğini ortaya koymak… Sonrasında ise çok hızlı bir üretim süreci.

Uzun bir dönem Mimar Sinan’da toplandık, sıkça Düzce’ye gittik, düğün salonlarında, dernek merkezinde toplandık, şantiye açıldıktan sonra şantiyeye gittik. Çarşambaları Bir Umut Derneği’nde toplanıyorduk. Cumartesi atölyelerini Mekanda Adalet Derneği’nde yapıyoruz.

Bir dönem haftada iki gün herkes gönüllü olarak bir araya geliyordu. Artık ilk aşamadaki kadar toplanmıyoruz ama atölye hala bir arada.

Sorun çözmeye odaklı bir araç olarak da mimarinin, tasarımın kullanılabileceğini gösterdi.

Umut Sergisi, Studio-X, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Burada kooperatif üyelerinin de katılımı ile “katılımcı” bir tasarım süreci
vardı. Çeşitli sunumlarla, oyunlarla konutların sahibi olacak olan kişileri de projeye kattınız. Hem yetişkinler hem çocuklar için işler tasarladınız? Bu süreç nasıl gelişti? Ne gibi zorluklarla karşılaştınız, nasıl tepkiler aldınız?

Bin kişinin yaşayacağı mahalle, orada yaşayan herkesin katıldıkları bir süreçle nasıl tasarlanır sorusunun cevabı Türkiye’de de, başka bir yerde de yok. Bununla ilgili farklı deneyimler var ama bu deneyimler bağlama özgü deneyimler. Dolayısıyla Düzce örneğinde 20 yıllık hikâye ile deneyimin baştan üretilmesi gerekiyor. Katılımcı sürecin zaten öyle bir pratik olması gerekiyor. Yani her yerde her kullanıcıya özel kendini yeniden inşa edebilen tasarım süreçleri olması gerekiyor dolayısıyla bu bir öğrenme süreci, güven süreci. Zaten daha sonra üretim hızlı bir şekilde ilerleyebiliyor. Bazen bazı arkadaşların üzerine yük kalabiliyor, en son aşamada mimarlar oturup ruhsat projesi vs. çiziyorlar…

Katılımcı süreç teoride kolay gibi geliyordu ama çok zorlandık. Neyi nerede nasıl istedikleri sorusunu doğru olarak nasıl soracağız ve onlar daha kolay adapte olup cevabı bize nasıl verecekler? Bu soruyu nasıl bir araçla onlara soracağız? Düzce Umut Atölyesi toplanmadan önce onlara kâğıtlar verilip çizimler yaptırılmıştı. Anket çalışmaları vs böyle bir altlık da vardı; ama şu an arazi, konut sayısı belli olabilecek rekreasyon alanları aşağı yukarı ne yapılabileceği ortada. Biz de bir oyun tasarlamaya karar verdik.

Umut Sergisi, Studio-X, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

O zaman kat sayısı da belli değildi 3 katlı da olabilirdi 4 katlı da. İnsanlara anketlerde bu soru sorulduğunda -deprem yaşamış oldukları için- bir katlı ya da en fazla iki katlı istiyorlardı ama arazi belli konut sayısı belli: 2 katlı bina sığmıyor, binalar birbirlerine çok yakın oluyorlar o durumda. Ama biz üstten bir yerden bakıp “böyle böyle yaparsak binalar çok yakın çıkacak” demek yerine onların denemelerini istedik. Bu yüzden 3 farklı metrekarede, hepsi bir katı temsil edecek kütleler hazırladık ve hep birlikte oynamaya başladık.

Umut Sergisi, Studio-X, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

İlk başta verdikleri tepkiler daha çekinceli oluyordu. Nasıl bir yerde yaşamak istersiniz deyince “Siz bilirsiniz” diyorlardı; ama sonra bir araya gelip oyun oynama başladıklarında, katları üst üste oturtmaya çalıştılar. 2 katlı olamayacağını gördüler; 3 kata çıkmak zorunda kaldılar; 4 kata çıkarsalar daha çok bahçe alanı elde edebileceklerini gördüler. Bahçe mi olsun yoksa kat sayısı mı yüksek olsun diye karar vermeye çalışırken birbirleriyle konuşmaya başladılar, bu sefer birlikte karar almaya döndüler. Herkes bir diğerinin yaptığına şerh koyabiliyordu, “Ben bunu burada istemiyorum” o zaman neden istemiyorsun bunu konuşalım diyerek çok güzel tartışma ortamı açıldı, oturup konuşup geliştirdiler. O zaman şöyle yapalım diyerek bir orta yol buldular.

Umut Sergisi, Studio-X, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Çok da güzel veriler çıktı bu oyun sonrasında. Oyunları gruplar halinde yaptık, daha sonra yaşlılarla, kadınlarla, erkeklerle, gençlerle, çocuklarla ayrı ayrı odak grup görüşmeleri yapıldı.

Umut Sergisi, Studio-X, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Bu daha üst ölçekte, “nasıl bir mahallede yaşamayı hayal ediyorlar”ı anlamak için yapılan bir şeydi. Kullanıcıların taleplerini ortaya koyduğu bir ara yüz olmanın ötesinde kullanıcılar arasında bir uzlaşma sağlayan ya da uzlaşamama noktalarını konuşulabilir kılan bir araç oldu. Bir topluluk içinde farklı görüşler zaman içinde çok daha giderilmesi zor sorunlara sebep verebiliyor ama bu farklı görüşleri, talepleri konuşulabilir kıldığınızda aslında o yerdeki muhtemel sorunların da önünü kesmiş oluyorsunuz, o açıdan da çok değerliydi. Sorun çözmeye odaklı bir araç olarak da mimarinin, tasarımın kullanılabileceğini gösterdi.

Sonra buradan alınan veriler birden fazla alternatif halinde sunuldu. Ailelerin elde edilen modellerin 3 boyutlu görselleştirmeleri üzerinden mimarlarla plancılarla konuşma fırsatları oldu. Ev içinin nasıl olacağı konuşuldu. Konut projesi yapılmadan önce orada yaşayacak olan her bir üyenin mimarla bire bir görüştüğü böyle bir pratiğin dünyada çok az örneği var. Buradan alınan verilerle tasarım ekibi için de konut içinin nasıl olması gerektiğine dair daha net bir resim ortaya çıktı.

Umut Sergisi, Studio-X, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Katılımcı süreç bununla bitmedi bunlar bir araya getirildi. Daire seçimleri için Evini Seçme Rehberi diye bir çalışma yapıldı. Mesela Toki’lerde ve diğer projelerde olduğu gibi kura ile belirlemek yerine herkesin istediği komşu ile istediği yerde yaşamasına imkân sağlayacak bir araç geliştirdik.

Ardından kendisi de katılımcı olan şantiye organizasyonu kuruldu, bir şantiye alanının kamusallık ürettiği bir inşaat burası aslında, şantiyede her gün bir üye yemek yapıyor, hayvan barınağı var, daha şantiye sürecinden kent tarımına başlanıyor, inşaatlarda kadınlar çalışıyor. Öbür tarafta işçi sağlığı ve iş güvenliği çok önemli çünkü projenin ana paydaşlarından biri Bir Umut Derneği işçi hakları üzerine çalışıyor. Hız baskısı ve kar hırsı işçinin güvenliğinden, sağlığından, yaşamından daha önemli tutulduğu için en fazla inşaat sektöründe yaşanıyor kazalar. Burada böyle bir hata yapamayız bütün inanılan değerlere aykırı dolayısıyla işçiler için de farklı bir şantiyenin mümkün olduğu görülüyor. Burada çalışan işçilerin bir kısmı kooperatife üye oldu, mülksüz olan kiracı olan işçilerin bir kısmı kooperatife üye oluyor kendi konutunu yapıyor, böyle 5-6 tane işçi var.

Malzeme seçiminde bile katılımcılık devam ediyor. Örneğin geçen haftaki atölyede binanın dış duvarları nasıl olsun diye kooperatif üyeleriyle 2 saat yalıtım detayını konuştuk.

Umut Sergisi, Studio-X, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Tabii bu katılımcılık sahiplenmeyi de etkileyen bir şey. İnsanların birbirleriyle iletişimini etkileyen bir şey. Komşuluk ilişkilerini daha ortada daireler olmadan kuran… Bu kadar emek ettiğiniz bu kadar benimseyerek bu süreci yaşadığınız konutun -konut da değil yuvanın- öyle hemen biter bitmez ben üzerine 5-10 lira koyalım da satalım demeyeceğiniz bir yer olmasına da imkan yaratıyorsunuz.

Yaşar Adnan Adanalı, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Ülkenin sosyal konut politikasında dar gelirlinin toprağa ve krediye erişiminin kamunun sorumluluğunda olması gerekiyor.

“Türkiye’de başka türlü bir konut üretim pratiği mümkün” diyerek yola çıktınız. Şu ana kadar anlattıklarınız bunun başarıldığını da gösteriyor. Ama şu da olmalıydı dediğiniz şeyler, belki sonraki projelere örnek olabilecek bu süreçte eksik gördükleriniz nelerdi?

Biraz daha ekolojik olabilirdi. Enerjisini elektriğini ve ısınmayı güneşle nasıl sağlarız diye konunun uzmanlarıyla görüştük. Ama maliyet, zaman gibi belli baskılar vardı. Arsa 775 sayılı kanundan alındığı için, mevzuaatı gereği arsa için ilk taksit yatırıldıktan sonra 2 yıl içinde inşaatların subasman seviyesine gelmesi gerekiyordu. Dolayısıyla bu bir baskıydı.

Maaliyet başlı başına öyle. Dar gelirli için kendi öz sermayesi ile ilerleyen bir süreç var. Arzulananlar ve gerçekleşebilenler arasında bir denge kurulması gerekiyor.

Ama en temeldeki sıkıntımız -şu anda da hala yaşadığımız sıkıntı- ise finansman kaynaklarına erişim. Krediye ulaşım sıkıntılı, faizler çok yüksek.

Ülkenin sosyal konut politikasında dar gelirlinin toprağa ve krediye erişiminin kamunun sorumluluğunda olması gerekiyor, bundan sonraki örneklerde, bu deneyim kendini tekrar ettiğinde eğer finansman sorunu da çözülse çok daha farklı koşullarla karşılaşırız.

Bir de burada ilk defa böyle bir şey yapıyoruz, biz bunu yaptıktan sonra yapılmış bir örneği olacak ve diğer projeler daha rahat yapabilecek.

Deniz Öztürk, Çiğdem Furtuna, Sinem Boyacı, Yaşar Adnan Adanalı, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Düzce Umut Atölyesi, 20 Kasım 2015 tarihinde Studio X’te 1.yaşını kutladı, tasarımları ve o güne kadar yapılmış çalışmaları paylaştı. 21-28 Ocak 2017 tarihleri arasında da Dayanışma Mimarlığı sergisinde yer aldınız. Bu etkinliklerin amacı neydi nasıl bir geri dönüşü oldu?

Hem atölyede hem kooperatifte şöyle iki dert var: Tabii ki bu projenin hayata geçmesi için çabalıyoruz, öte yandan da bu projenin ilham vermesi gibi de bir derdimiz var. Burada başlı başına bir vaka var ve bu vakadan ders çıkarmak gerekiyor, çünkü iyi bir örnek, iyi bir uygulama. Bu alanda bu kadar üretim olmasına rağmen çok fazla iyi örnek yok o yüzden de yapılanları anlatma gibi bir derdimiz de var, sergiler düzenleme yayınlar çıkarma vb.

Bu etkinliklerin geri dönüşü oldu ve kampanyanın devamında ayni destekler aldık. Kampanya daha da hızlanacak. İyi koşullarda malzemeye, krediye ulaşabilmek, makine ve teçhizat paylaşımları gibi süreci kolaylaştıracak destekler beklemeye devam ediyoruz.

Kitle fonlama imkânlarını da devam ettirmek istiyoruz. Burada bir üretim yapılıyor ve bu üretimden gelir elde ederek inşaata katkıda bulunan daha sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma modeli oluşturacak.

Deniz Öztürk, Çiğdem Furtuna, Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Düzce Umut Atölyesi proje tamamlandıktan sonra ne yapacak?

İnşaat bitecek ama bir taraftan sosyal anlamda mahalle inşası da var Hem kooperatif ortaklarıyla bireysel olarak hem atölye ve kooperatif olarak kurduğumuz ilişki değişerek devam edecek.

Üretim atölyesi gibi bir şey düşünüyoruz, belki o daha çok ön plana çıkacak, belki yeni fikirler ortaya çıkacak, Her şeye açığız.

Başka yerlerden acaba biz de yapabilir miyiz diye bize çağrılar geliyor. Bu tarz örnekler çoğalacak buradan yeni dersler çıkartılacak…

*Bu söyleşinin kısaltılmış versiyonu DÜNYA gazetesi ile birlikte dağıtılan 05.04.2017 tarihli bi_özet gayrimenkul gazetesinde yer almıştır.