[Söyleşi]: Tasarımcılar ile “Mudo Home BİRLİKTE” Projesi Üzerine

Mudo Home BİRLİKTE

Mudo Home’un İDEALİST Tasarım Derneği işbirliğiyle hayata geçirdiği BİRLİKTE projesi, 7 tasarımcının 38 özgün eserini bir araya getiriyor. Yerli tasarımı ve üretimi destekleyen proje; Adem Önalan, Bilge Nur Saltık, Buket Hoşcan Bazman, Gürcan Bulut, Mehmet Birtane, Merve Kır ve Fatih Kır’ın tasarımlarını üretimden satışa uzanan sürecin merkezine taşıyor. Mudo’nun perakende deneyimi ile İDEALİST’in tasarım alanındaki birikimini buluşturan BİRLİKTE, tasarımcı ve marka işbirliğine özel bir model sunarken, çağdaş Türk tasarımını daha geniş kitlelerle buluşturmayı hedefliyor. Tasarımcılarla, koleksiyonda yer alan ürünlerinin çıkış noktalarını, üretim süreçlerini ve BİRLİKTE işbirliğini konuştuk.

BİRLİKTE koleksiyonunda yer alan tasarımınızın çıkış noktası neydi ve ismini nereden alıyor? Tasarımdan uygulamaya hikâyesini bizimle paylaşır mısınız? 

Pia ve Tetra | Adem Önalan

Adem Önalan: Koleksiyon için iki ürün tasarladım: “Pia” ve “Tetra”. Her iki üründe de amacım fonksiyonunu korurken, kullanılmadıklarında da sergilenebilir, heykelsi değerleri olan objeler tasarlamaktı. “Pia“nın kareden sekizgene evrilen ve sonra tekrar kareye dönüşen bir profili var. Burada amacım, ışıkla etkileşime geçebilen ve farklı açılardan bakıldığında farklı karaktere bürünebilen bir form çıkarmaktı. Üç farklı boy ve renk seçeneğiyle de insanların farklı ve zengin kompozisyonlar üretmelerini teşvik etmek istedim. “Tetra” ise birbirine parafin kemerlerle bağlanmış dört kolonlu minimal bir mum tasarımı. Bir nevi şamdanı kendinden… Kendi başına ayakta durabilen ve yine mimari referansları olan kemerli yapısıyla heykelsi değeri olan bir obje olmasını hedefledim. Tasarımları adlandırırken benzer fonetik yapıda olmalarını istedim. “Tetra”nın ismi Yunanca “dört” kelimesinden geliyor. “Pia” ise adını Attila İlhan’ın aynı adlı şiirinden alıyor. 

Duo ve Strata | Bilge Nur Saltık

Bilge Nur Saltık: BİRLİKTE koleksiyonu için tasarladığımız “Strata” ve “Duo”, parçaların tek başlarına taşıdıkları karakter ile bir araya geldiklerinde yarattıkları yeni bütün arasındaki ilişkiyi araştırıyor. İsmini katmanlardan alan “Strata“da, üst üste yerleşebilen bardaklar ve sürahiyi akışkan yüzey dokuları etrafında bir araya getirdik. Mat ve parlak yüzeylerin ışıkla değişen etkisi, camın katmanlı yapısını görünür kılıyor. “Duo” ise adını iki parçanın birlikteliğinden alıyor. Karşıt ve tamamlayıcı renklerdeki yarı geçirgen bardaklar üst üste geldiğinde renkler kesişerek üçüncü bir ton oluşturuyor.  Her iki tasarım da camın şeffaflığını, ışıkla kurduğu ilişkiyi ve üfleme tekniğinin doğal izlerini öne çıkarıyor. İlk eskizlerden üretime uzanan süreçte temel fikirlerini büyük ölçüde koruyan “Strata” ve “Duo”, BİRLİKTE temasını form, renk ve kullanım üzerinden yorumluyor.

Ginkgo | Buket Hoşcan Bazman

Buket Hoşcan Bazman: “Ginkgo”, adını ginkgo biloba yaprağından alıyor. Yaprağın hem zarif hem de güçlü silüeti, ilk anda bana ayakta duran heykelsi bir form fikrini verdi. Bu organik formu ev içinde mum yakma ritüelinin bir parçası olabilecek zamansız ve hafif nostaljik bir objeye dönüştürmek istedim. 

Tasarım süreci, formun oranlarını ve yüzey karakterini doğrudan belirleyen seramik master modeli kendi ellerimle şekillendirmemle başladı. Ardından parçalar, geleneksel bir üretim yöntemi olan alüminyum kum dökümle üretildi. Kum dökümün bıraktığı doğal izleri tamamen ortadan kaldırmak yerine tasarımın karakterinin bir parçası olarak koruduk. Yüzey daha sonra el işçiliğiyle uygulanan patina ile katmanlandı. Böylece yeni üretilmiş olmasına rağmen sanki uzun zamandır varmış hissi taşıyan, antika karakterine göz kırpan bir obje ortaya çıktı.

BO | Gürcan Bulut

Gürcan Bulut: “BO Düzenleyici“yi tasarlarken çıkış noktam, iç mimarlık ve mobilya tasarımı pratiğimden izler taşıyan bir obje ortaya koyabilmekti. Bu projeyi aynı zamanda kendim için bir deneyim alanı olarak gördüm. Alışık olduğum malzemelerin ve üretim yöntemlerinin dışına çıkmanın tasarıma yeni bir bakış açısı kazandıracağına inandım. “BO”, farklı yaşam alanlarında ve çeşitli kullanım senaryolarında yer bulabilen işlevsel bir düzenleyici önerisi. Belirli bir döneme ait olmak yerine, zamansız bir karakter taşıyan malzemelerle kurgulandı. El yapımı seramiğin dokunsal sıcaklığını, çoğaltılabilir üretim fikriyle bir araya getirmeyi hedefledim. 

Yekpare bir blok gibi algılanan kütlenin yüzeyinde açılan fonksiyonel boşluklar, mikro hacimler oluşturarak kütle ve boşluk arasında ritmik bir kompozisyon kuruyor. Alt bölümdeki taşıyıcı elemanları çağrıştıran form, objeyi adeta küçük ölçekli bir mimari yapı gibi konumlandırırken, yumuşatılmış kenarlar ve dairesel geçişler bu yapısallığı daha sıcak, gündelik yaşama uyum sağlayan bir karakterle dengeliyor. İsmini ise Brütalizm ile postmodernizm arasında kendine özgü bir mimari dil geliştiren, kütle, geometri ve sistem kavramlarını özgün biçimde bir araya getiren İspanyol mimar Ricardo Bofill’den alıyor.

Natamam | Mehmet Birtane

Mehmet Birtane: “Natamam“ın çıkış noktası, bir mumluğun zaman içinde değişen ve kullanıldıkça tamamlanan bir objeye dönüşmesi fikrinden geliyor. Mumluğun ilk bakışta tamamlanmamış bir yapı hissi veren katmanlı gövdesi, eriyen mumun katmanlar arasında hareket ederek birikmesiyle yavaş yavaş tamamlanıyor. Akışın yönü ve birikimin biçimi bütünüyle kontrol edilemediği için her kullanımda farklı bir form ortaya çıkıyor. Böylece seri üretilen bir nesne, zamanla kullanıcısına özgü, tekil bir objeye dönüşüyor.

Tamamlanmamış ya da eksik kalmış anlamına gelen “Natamam” ismi de buradan geliyor. Ancak tasarımdaki bu eksiklik bir kusur değil; dönüşüme ve kullanıcı müdahalesine açık, bilinçli olarak bırakılmış bir alan. Aynı yaklaşım üretim sürecinde de devam ediyor. Seramik döküm yöntemiyle aynı kalıptan çıkan gövdeler, akışkan sırın her parçada farklı hareket etmesiyle birbirinden ayrışıyor. Mumun zaman içinde oluşturduğu birikim de bu özgünlüğü devam ettiriyor.

Terra | Merve Şireci Kır & Fatih Kır

Merve Şireci Kır & Fatih Kır: BİRLİKTE koleksiyonu için “Stone Mumluk”, “Oru Vessel” ve “Terra” ürün ailesini tasarladık. Her biri farklı bir hikâyeden beslenirken, ortak noktaları doğal malzemeye, el işçiliğine ve birlikte üretme fikrine dayanıyor. “Stone Mumluk”, adını formunun doğal bir taşı anımsatmasından alıyor. Tasarımın çıkış noktası ise daha önce geliştirdiğimiz Kho – Soul Stones koleksiyonuna dayanıyor. Organik formunu koruyarak günlük yaşamın içinde kullanılabilecek zamansız bir objeye dönüştürmek istedik.

“Oru Vessel”, adını Japoncada “katlamak” veya “bükmek” anlamına gelen oru fiilinden alıyor. Formu, tek bir yüzeyin doğal bir kıvrımla hacim kazanmasını referans alırken seramiğin akışkanlığını ve dönüşümünü görünür kılıyor. Bu ürün, koleksiyonun BİRLİKTE fikrini üretim sürecine de taşıdı. Denizli’deki kadın üretici kooperatifleriyle ortaklaşa çalıştık; seramik formların üzerine uygulanan, Afrika el sargılarından ilham alan örgü detayları kadın üreticiler tarafından elde örüldü. Böylece tasarım yalnızca bir ürün değil, farklı üretim kültürlerini ve emeği bir araya getiren ortak bir üretim pratiğine dönüştü. 

“Terra” ise adını topraktan alıyor. Bu ürün ailesinde çocukluğumuzun beş taş oyununu çağdaş bir yorumla yeniden ele aldık. Hem oynanabilen hem de dekoratif bir obje olarak kullanılabilen bir tasarım geliştirdik. Kasesinin alt yüzeyindeki dokular ise taşların toprak üzerinde bıraktığı doğal izlerden ilham alıyor. Koleksiyondaki tüm ürünler stoneware çamurundan, tamamen el üretimi olarak gerçekleştirildi. Her biri aynı tasarım dilini taşısa da el işçiliğinin doğal karakteri sayesinde kendine özgü küçük farklılıklara sahip.

Mudo Home BİRLİKTE

Büyük ölçekli bir markanın üretim, fiyatlandırma ve satış beklentileriyle tasarımcının özgün yaklaşımı her zaman aynı noktadan başlamayabiliyor. Bu projede İDEALİST’in yürütücülüğü, bu iki taraf arasında ortak bir dil kurulması açısından değerliydi. – Buket Hoşcan Bazman

Projenin kreatif danışmanlığını da üstlenen İDEALİST Tasarım Derneği yürütücülüğündeki tasarımcı marka ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Önalan: İDEALİST çatısı altında hem çok kıymetli, deneyimli tasarımcılarla hem de meslektaşlarımla ortak bir proje etrafında buluşmak mümkün oldu. Birlikte yapılan işleri çok seviyorum. Tabii, bu kadar farklı paydaşı bir araya getirmek kolay iş değil. Genel olarak tüm işbirliği sürecini İDEALİST’in zenginleştirdiğini, aynı zamanda süreci ve işin prosedür kısımlarını da çok kolaylaştırdığını düşünüyorum. 

Saltık: İDEALİST Tasarım Derneği ile bu proje kapsamında ilk kez bir araya geldik. Tasarımcı ile marka arasında oldukça doğru ve doğrudan bir iletişim kurduklarını düşünüyoruz. Mudo’nun beklentilerini, üretim olanaklarını ve koleksiyonun genel çerçevesini aktarırken tasarımcıların özgün dilini koruyabileceği bir alan da açtılar. Özellikle tasarımcı, marka ve ürün kategorisi arasındaki eşleşmelerin son derece isabetli olması, kısa takvime rağmen sürecin hızlı ve sağlıklı ilerlemesini sağladı.

Bazman: İDEALİST’in süreçte yer alması, tasarımcıyla marka arasında yalnızca ticari değil, tasarım odaklı bir iletişim zemini kurulmasını sağladı. Büyük ölçekli bir markanın üretim, fiyatlandırma ve satış beklentileriyle tasarımcının özgün yaklaşımı her zaman aynı noktadan başlamayabiliyor. Bu projede İDEALİST’in yürütücülüğü, bu iki taraf arasında ortak bir dil kurulması açısından değerliydi. 

Özellikle bağımsız çalışan tasarımcılar için, yaratıcı fikrin üretilebilir ve geniş kitlelere ulaşabilir bir ürüne dönüşme sürecinde böyle bir arabuluculuk ve danışmanlık yapısının önemli olduğunu düşünüyorum.

Bulut: İDEALİST Tasarım Derneği’nin kürasyonunda yer almanın yanı sıra, bu projede rol oynayan deneyimli tasarımcılarla iletişim içinde ilerlemek benim için çok anlamlıydı. Mudo gibi köklü bir markanın Türk tasarımcılarla işbirliği yapmayı önemsemesini çok olumlu buluyorum. Bu tür projelerin hem tasarımcılar hem de markalar arasında daha güçlü ve sürdürülebilir işbirliklerinin oluşmasına katkı sağlayacağına inanıyorum.

Birtane: Tasarımcı ve marka arasındaki ilişkinin verimli olabilmesi için, her iki tarafın da birbirinin önceliklerini anlaması gerektiğini düşünüyorum. İDEALİST Tasarım Derneği’nin yürütücülüğü ve kreatif danışmanlığı, tasarımın özgün fikriyle markanın üretim deneyimi arasında sağlıklı bir denge kurulmasına önemli katkı sağladı. Mudo’nun tasarımın karakterine açık ve yapıcı yaklaşımı sayesinde “Natamam”, çıkışındaki fikri koruyarak üretilebilir ve daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşabilir bir ürüne dönüştü. Bu süreç, tasarımcı, marka ve danışmanlık yapısının birbirini tamamladığı değerli bir işbirliği oldu.

Kır: Bu projeyi değerli kılan noktalardan biri, tasarımcı ile marka arasında yalnızca üretim odaklı değil, fikir geliştirmeye dayalı bir diyalog kurulmasıydı. İDEALİST Tasarım Derneği’nin süreci yönlendirme biçimi, hem markanın ihtiyaçlarını hem de tasarımcıların özgün yaklaşımlarını dengeli şekilde bir araya getirdi. Böyle bir yapı, tasarımcıya kendi dilini korurken daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşabilme imkânı sunuyor. Aynı zamanda marka da farklı bakış açılarıyla beslenerek koleksiyonuna yeni bir katman ekliyor.

This slideshow requires JavaScript.

Proje, hangi talep ve beklentiler doğrultusunda şekillendi? Seçkide yer alan 7 tasarımcı bireysel mi yoksa kolektif bir süreç mi yürüttünüz? 

Önalan: Bireysel bir süreç yürüttük. Hatta katılan tasarımcılarla lansmanda tanışmış olduk. Birbirimizin işlerini de ilk kez lansmanda gördük. Bu açıdan sürecin biraz gizemli yürümesi de oldukça keyifli ve sürprizli oldu. Tasarım brief‘i oldukça geniş tutuldu, bu konuda tasarımcılara büyük bir özgürlük tanındı. Sadece kategori bazında bazı sınırlamalar vardı. 

Saltık: Yedi tasarımcı süreci bireysel olarak yürüttü; her biri kendi tasarım dilini koleksiyona taşırken ortak tema etrafında bütünlüklü bir seçki oluştu. Biz de İDEALİST’in yönlendirdiği ürün kategorileri doğrultusunda farklı fikir ve kullanım senaryoları içeren geniş bir öneri dosyası hazırladık. Bu dosyadan, Mudo’nun marka kimliği ve koleksiyonun sunulacağı sezonla en güçlü ilişkiyi kuracağını düşündüğümüz “Strata” ve “Duo” seçildi. Görsel dilin yanı sıra üretilebilirlik, işlev, fiyat dengesi ve koleksiyon içindeki konum da seçim sürecinin önemli ölçütleriydi.

Bazman: Proje, Mudo Home’un ürün kategorileri içinde yer alabilecek, seri üretime uygun, özgün ve ticari karşılığı olan yeni tasarımlar geliştirme beklentisiyle başladı. Her tasarımcı kendi pratiği, malzeme bilgisi ve tasarım dili doğrultusunda bireysel bir öneri geliştirdi. 

Dolayısıyla tasarımlar kolektif olarak üretilmedi; ancak hepimiz aynı proje ve takvim kapsamında, Mudo Home’un marka diliyle uyum kurabilecek özgün tasarımlar geliştirdik. Farklı tasarım dillerinin tek bir marka çatısı altında yan yana gelmesini de bu projenin değerli taraflarından biri olarak görüyorum.

Bulut: Projede, davet edilen tasarımcılardan belirlenen aksesuar kategorileri arasından kendi ilgi alanlarına uygun bir ürün seçmeleri ve bu doğrultuda özgün tasarım yaklaşımlarını ortaya koymaları beklendi. Tasarım süreci bireysel olarak ilerledi. Her tasarımcı kendi ürününü geliştirirken, proje boyunca İDEALİST Tasarım Derneği ve Mudo ekibiyle düzenli iletişim hâlinde olunması, fikir alışverişi yapılması ve sürecin birlikte değerlendirilmesi önemli bir katkı sağladı.

Birtane: Proje, özgün bir tasarım yaklaşımına sahip, erişilebilir ve seri üretime uygun dekoratif bir obje geliştirme beklentisi doğrultusunda şekillendi. Seçkide yer alan tasarımcılarla ortak bir çerçeve içinde çalışsak da her birimiz tasarım sürecimizi bireysel olarak yürüttük.

Kır: Her tasarımcı kendi projesini bağımsız olarak geliştirdi. Ancak süreç boyunca düzenli paylaşımlar ve geri bildirimler sayesinde koleksiyonun ortak ruhu sürekli korundu. Bu nedenle ortaya çıkan iş, birbirinin benzeri ürünlerden oluşan bir koleksiyon değil; farklı tasarım yaklaşımlarının ortak bir çatı altında buluştuğu bütünlüklü bir seçki oldu. Bu dengeyi kurabilmek projenin en güçlü yönlerinden biriydi.

İlk eskizden son ürüne ne değişti? Tasarımınız, üretim sırasında öngöremediğiniz nedenlerle farklılaştı mı? 

Önalan: İlk eskizle son ürün benim sürecimde genelde epey farklı olur. Fikirler bir anda “Aha!” diye bir ilhamla çıkmaz bende. İlk eskizlerden son eskize doğru ürünün hikâyesi ve formu yavaş yavaş evrilir. Hikâyesi oturan tasarımın son eskizleri nihai ürüne zaten çok benzer. Tasarım aşamasında potansiyel, öngörülebilir zorlukları da hesaba katmaya çalışırım. Eğer üretimden kaynaklı sebeplerle istenen forma ulaşamazsak, ürünün ana hikâyesini bozmadan üretimi kolaylaştırmak için tasarımı nasıl revize edebilirim, diye düşünürüm. 

Örneğin, “Tetra” mumlarda kolonların profilleri ilk versiyonda kare değildi, daha farklı yüzey geçişleri vardı. Numune üretiminde hem yanma testinde daha iyi sonuç almak hem de kalıplamayı kolaylaştırmak için kare kolonlu formu da denemek istedim. Ama bu değişiklik, bana göre tasarımı çok daha iyi bir noktaya taşıyan bir dokunuş oldu. Yani üretim şekli ve kullanım biçimi, tasarımın nihai formunu şekillendirdi.  

Saltık: “Strata” ve “Duo”, ilk eskizlerdeki temel fikirlerini son ürüne kadar büyük ölçüde koruyabilen nadir projelerimizden oldu. Formlar, renk ilişkileri ve kullanım biçimleri üretime neredeyse ilk önerdiğimiz hâlleriyle aktarıldı. Revizyonlar daha çok camın ağırlığı, kalınlığı, kapasitesi ve kullanım ergonomisi gibi teknik ayrıntılarda yoğunlaştı. Cam üflemenin doğal değişkenliği ile yüksek adetli üretimin gerektirdiği tutarlılık arasında bir denge kurduk. Bu küçük düzenlemeler tasarımın karakterini değiştirmekten çok, onu üretime daha uygun ve işlevsel hâle getirdi.

Bazman: İlk fikirde formun ana karakteri oldukça netti ve son üründe de büyük ölçüde korundu. Asıl değişiklikler üretim yöntemine uyum sağlamak, parçanın dengesini kurmak, ağırlığını kontrol etmek ve iki farklı boyun aynı kalıp sistemi üzerinden üretilebilmesini sağlamak için yapıldı. 

Özellikle döküm sürecinde, ekranda ya da eskizde öngörülemeyen yüzey özellikleri ortaya çıkabiliyor. Ancak bunu bir problem olarak değil, malzemenin ve yöntemin tasarıma kattığı bir katman olarak ele aldım. Kum dökümünün bıraktığı izler ve elde uygulanan patinanın küçük ton farklılıkları, her parçayı birbirine çok yakın ama tamamen aynı olmayan objelere dönüştürdü. Bu da benim üretim pratiğimde zaten önemsediğim bir özellik.

Bulut: Aslında ilk eskizden son ürüne kadar tasarımın karakteri neredeyse hiç değişmedi diyebilirim. Üretim sürecinde, tasarlanan formu bire bir hayata geçirebilmek için bazı teknik zorluklarla karşılaşıldı. Ancak üretim ekibinin titiz yaklaşımı sayesinde bu zorlukların üstesinden gelindi ve tasarım ilk fikrine sadık kalınarak üretilebildi.

Birtane: Ürünü tasarlamaya başlarken, fikrin önüne geçmeyen, sade ve üretimi mümkün olduğunca basit bir formla ilerlemeye karar vermiştim. Bu nedenle ilk eskizden son ürüne kadar tasarımda belirgin bir değişiklik olmadı. Üretim sırasında öngöremediğimiz temel konu, seçtiğimiz sırın doğası gereği renklerde oluşan tutarsızlıklardı. Tasarım kararlarını değiştirmek yerine fırın koşullarını yeniden düzenleyerek bu sorunu çözdük.

Kır: Aslında tasarımlarımız ilk eskizlerinden son ürüne kadar büyük ölçüde aynı kaldı. Seramiğin elle şekillendirilen bir malzeme olması ve üretim sürecini doğrudan kontrol ediyor olmamız sayesinde, malzemenin sınırlarını en baştan öngörerek tasarım geliştirdik. El üretimi olması nedeniyle her ürün, tasarım olarak birebir aynı dili korusa da yüzeyinde ve formunda el işçiliğinden kaynaklanan küçük farklılıklar taşıyor. Biz de bu farklılıkları her parçayı kendine özgü kılan doğal bir karakter olarak görüyoruz.

Birbirimizin işlerini de ilk kez lansmanda gördük. Bu açıdan sürecin biraz gizemli yürümesi de oldukça keyifli ve sürprizli oldu.  – Adem Önalan

Tekil üretimler yerine kitlelere ulaşacak nesneler tasarlamak arasında nasıl bir fark görüyorsunuz? 

Önalan: Ben endüstriyel tasarımcıyım ve portfolyomun büyük çoğunluğu üretim ölçeğinin büyük olduğu seri üretilen ürünlerden oluşuyor. Çok kişiye ulaşabilen ve insanların hayatlarına dokunan, nispeten “demokratik” diyebileceğimiz ulaşılabilir üretimler bana çok büyük keyif veriyor. Ama adetli, daha az üretilen ve maliyetlerin genelde daha yukarıda olduğu üretimlerde de daha deneysel, seri üretimde mümkün olmayan ve cesaret edemeyeceğim şeyleri deneme şansım oluyor. Bunun da beni tasarımcı olarak beslediğini düşünüyorum. O yüzden her iki üretim biçiminden de ayrı ayrı keyif alıyorum. 

Tekil ya da sınırlı üretimler daha deneysel bir alan açarken, yüksek adetli üretimlerde özgün fikrin üretim sürekliliği, kalite, maliyet ve kullanım gibi pek çok değişkenle birlikte ele alınması gerekiyor. Küçük bir tasarım kararının binlerce kez tekrarlanacak olması, sürece farklı bir hassasiyet ve sorumluluk katıyor. – Bilge Nur Saltık

Saltık: Stüdyo olarak hem kendi koleksiyonlarımızı üretiyor hem de farklı markalarla işbirlikleri geliştiriyoruz. Tekil ya da sınırlı üretimler daha deneysel bir alan açarken, yüksek adetli üretimlerde özgün fikrin üretim sürekliliği, kalite, maliyet ve kullanım gibi pek çok değişkenle birlikte ele alınması gerekiyor. Küçük bir tasarım kararının binlerce kez tekrarlanacak olması, sürece farklı bir hassasiyet ve sorumluluk katıyor. Bu ölçekteki marka işbirlikleri, tasarım pratiğimizin önemli bir parçasını oluşturuyor; tasarımlarımızın farklı yaşam alanlarına girerek gündelik hayatla ilişki kurmasını her seferinde değerli buluyoruz.

Bazman: Tekil üretimlerde malzeme, zaman ve detay konusunda çok daha özgür hareket edebiliyorsunuz. Her parça kendi içinde çözülebiliyor ve üretim sürecindeki farklılıklar çoğu zaman tasarımın değerini artırıyor. Daha geniş kitlelere ulaşacak bir üründe ise formun tekrar üretilebilir, maliyetinin yönetilebilir, paketlenebilir ve günlük kullanım içinde karşılık bulabilir olması gerekiyor. 

Bu durum tasarımı daha az yaratıcı hâle getirmiyor; yalnızca farklı türde bir disiplin gerektiriyor. Özgünlüğü kaybetmeden sadeleşmek, üretim kararlarını en baştan düşünmek ve tasarımın karakterini seri üretim içinde koruyabilmek yeni bir tasarım problemi yaratıyor. “Ginkgo”da benim için en önemli konu, daha erişilebilir ve tekrarlanabilir bir ürün geliştirirken el işçiliği hissini kaybetmemekti.

Tasarladığınız bir ürünün farklı insanların günlük yaşamına dahil olduğunu görmek ve geniş kitleler tarafından tercih edilmesi tarif etmesi zor bir mutluluk ve motivasyon kaynağı. – Gürcan Bulut

Bulut: Koleksiyon veya tekil üretimlerde daha özgür hareket edebiliyorsunuz. Endüstriyel üretimde ise tasarımın estetik değerinin yanında üretilebilirlik, maliyet, sürdürülebilirlik ve kullanıcı beklentileri gibi pek çok parametreyi aynı anda gözetmek gerekiyor. Bu dengeyi kurmak zaman zaman zorlayıcı olsa da tasarımcı açısından oldukça öğretici bir süreç. Diğer yandan, tasarladığınız bir ürünün farklı insanların günlük yaşamına dahil olduğunu görmek ve geniş kitleler tarafından tercih edilmesi ise tarif etmesi zor bir mutluluk ve motivasyon kaynağı.

Birtane: Tekil üretimlerde tasarımcı, nesnenin oluşum sürecine doğrudan dahil oluyor; malzemeyle çalışıyor, kararlarını üretim sırasında veriyor ve ortaya çıkan sonuçla daha yakın bir ilişki kuruyor. En önemlisi, özgün bir iş ortaya koyabilmek için çok daha büyük riskler alabiliyor. Kitlelere ulaşacak nesnelerde ise tasarımcı çoğu zaman üretenden çok tarif eden; sınırları ve beklentileri önceden belirlenmiş bir sistem içinde sonuç üretmeye çalışan bir konumda kalıyor. Bu durum, tasarımcı ile ürün arasındaki doğrudan bağı bir ölçüde zayıflatırken, ortaya çıkan işin geniş kitlelerce kabul görebilmesi için özgün ve riskli taraflarının törpülenmesine, daha uzlaşmacı bir hâle gelmesine neden olabiliyor. 

Öte yandan, bir fikrin özünü kaybetmeden çoğaltılabilir ve erişilebilir bir nesneye dönüştürmenin de kendine özgü bir tasarım problemi olduğunu düşünüyorum. “Natamam“da benim için asıl mesele, seri üretimin gerektirdiği standartlaşma ile her parçanın tekil bir karakter kazanması arasında bir denge kurabilmekti. Aynı kalıptan çıkan gövdelerin sır ve zamanla biriken mum sayesinde farklılaşması, bu iki üretim biçimi arasında bir bağ kurmamı sağladı.

Bence projenin en önemli taraflarından biri, bağımsız tasarım pratiğinin çevikliği ile köklü bir markanın imkânlarını bir araya getirebilmesiydi. – Mehmet Birtane

Kır: Tekil üretimlerde tasarımcı çok daha özgür hareket edebiliyor; her parçanın kendine özgü karakterini ön plana çıkarabiliyor. Seri üretimde ise tasarımın estetik değerini korurken üretim süreçleri, maliyet, sürdürülebilirlik ve kullanıcı deneyimi gibi birçok parametreyi aynı anda düşünmek gerekiyor. Bizce tasarımın başarısı, tüm bu kısıtlar içerisinde de karakterini kaybetmeyen, kullanıcıyla uzun yıllar bağ kurabilecek ürünler geliştirebilmekten geçiyor.

“Mudo Home BİRLİKTE”

Sizce Mudo gibi köklü bir marka kimliği altında tasarım yapmak tasarımcı için ne tür sınırlar ve imkânlar oluşturuyor? 

Önalan: Tasarımda sınırlamalar genelde iyidir. Sınırsız hareket alanı bazen yaratıcılığı öldürebiliyor. Sınırlar ve teslim tarihleri odaklanmanızı sağlıyor. Köklü markaların oturmuş belli kimlikleri olur ve tasarladığınız ürünün markanın kimliğiyle uyuşması gerekir. Böyle markalarla çalışmanın en güzel yanı ise bence müşteriye ulaşım kanallarının çeşitliliği ve büyüklüğü. 

Saltık: Köklü bir marka için tasarım yapmak, markanın dili, kullanıcı alışkanlıkları, üretim standartları ve fiyat dengesiyle tanımlanan belirli bir çerçeve içinde çalışmayı gerektiriyor. Ancak bu çerçeveyi yalnızca bir sınır olarak görmüyoruz; tasarım fikrini daha gerçekçi, erişilebilir ve gündelik hayatla ilişkili hâle getiren yaratıcı bir zemin olarak değerlendiriyoruz. 

Mudo’nun üretim deneyimi ve geniş erişimi, tasarımlarımızı kendi üretim ölçeğimizin ötesine taşıyarak çok daha geniş bir kitleyle buluşturdu. BİRLİKTE, özgün tasarım dilimiz ile markanın birikiminin dengeli biçimde buluştuğu, bizim için hem öğretici hem de değerli bir işbirliği oldu.

This slideshow requires JavaScript.

Bazman: Bir marka için tasarım yaparken yalnızca kendi estetik yaklaşımınızı değil, markanın müşteri profili, fiyat yapısı, mağaza ölçeği ve üretim gerçeklerini de dikkate almanız gerekiyor. Bu elbette bazı sınırlar yaratıyor; fakat aynı zamanda tasarımcıyı kendi alışkanlıklarının dışına çıkaran verimli bir çerçeve de sunuyor. 

Ben çoğunlukla koleksiyonluk mobilyalar ve sınırlı üretimler üzerine çalışıyorum. Mudo Home için daha küçük ölçekte, daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşabilecek bir obje tasarlamak benim açımdan farklı bir deneyimdi. En önemli imkân ise bağımsız bir tasarım pratiğinde sınırlı sayıda kişiye ulaşabilecek bir fikrin, güçlü bir üretim ve satış ağı sayesinde çok daha fazla insanın günlük yaşamına dahil olabilmesi.

Bulut: Ben her zaman kendi tasarım dilimi korurken, işbirliği yaptığım markanın kimliğiyle doğal bir uyum yakalamaya çalışıyorum. Bence en başarılı tasarımcı-marka işbirlikleri, her iki tarafın da karakterini görünür kılabildiği çalışmalar oluyor. Bu anlamda Mudo BİRLİKTE Projesi benim için oldukça ilham verici bir deneyimdi. Eskiz aşamasından üretime kadar geçen sürecin tamamı keyifli ve geliştiriciydi. Tasarımcıya hem kendi yaklaşımını ortaya koyma imkânı sunması hem de güçlü bir markanın  birikimlerinden beslenme fırsatı vermesi açısından bu tür işbirliklerini çok değerli buluyorum.

Birtane: Bugün özellikle dekoratif, düşük ve orta teknolojili ürünlerde büyük ve köklü bir yapıya sahip olmak her zaman tek başına avantaj sağlamıyor. Küçük ve bağımsız atölyeler, bir ürünü çok daha hızlı tasarlayıp üretebiliyor, doğrudan kullanıcıya ulaştırabiliyor ve daha fazla risk alabildikleri için daha deneysel ve özgün sonuçlar ortaya koyabiliyor. Büyük ölçekli yapılarda ise karar ve üretim süreçlerinin ağırlaşması, zaman zaman bu çevikliğin kaybolmasına neden olabiliyor. 

Mudo’nun bu projedeki yaklaşımını değerli kılan, tasarım ve üretim süreçlerinde bizlere geniş bir özgürlük alanı tanımasıydı. Böylece küçük bir atölyenin taşıyabileceği deneysel ve özgün yaklaşım korunurken, Mudo’nun üretim deneyimi ve güçlü dağıtım ağı sayesinde bu işler çok daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşabildi. Bence projenin en önemli taraflarından biri, bağımsız tasarım pratiğinin çevikliği ile köklü bir markanın imkânlarını bir araya getirebilmesiydi.

Tasarımcı açısından en önemli kazanım kendi tasarım dilini koruyarak gündelik yaşamın içinde yer bulabilecek ürünler geliştirebilmek. Bu denge kurulabildiğinde hem marka hem de tasarımcı için uzun soluklu ve değerli bir işbirliği ortaya çıkıyor. – Merve Kır & Fatih Kır

Kır: Köklü bir markayla çalışmak doğal olarak belirli bir kullanıcı profiline, kalite beklentisine ve marka diline uyum sağlamayı gerektiriyor. Bunu bir sınırdan çok, tasarım için yol gösterici bir çerçeve olarak görüyoruz. Öte yandan Mudo gibi güçlü bir marka, tasarımın çok daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlıyor. Tasarımcı açısından en önemli kazanım ise kendi tasarım dilini koruyarak gündelik yaşamın içinde yer bulabilecek ürünler geliştirebilmek. Bu denge kurulabildiğinde hem marka hem de tasarımcı için uzun soluklu ve değerli bir işbirliği ortaya çıkıyor.

 “Mudo Home BİRLİKTE” projesinin bi_özet‘te yayınlanan detaylı haberine buradan ulaşabilirsiniz:

Mudo’dan Tasarım ve Yerli Üretim İçin Güçlü İşbirliği: “Mudo Home BİRLİKTE”