Goba Art & Design’da açılan ve 6 Haziran’a kadar ziyaret edilebilen “Profilden” sergisinde Atilla Kuzu ve Levent Çırpıcı, mimarlık pratiğinin teknik ve anonim bileşenlerini farklı bir bakışla yeniden değerlendiriyor. Kablo tavalarından ekstrüzyon profillerine uzanan endüstriyel elemanları bağlamlarından çıkararak yeni okumalar öneren ikiliyle, serginin çıkış noktasını, görünmeyeni görünür kılma fikirlerini ve fiziksel üretim süreçlerini konuştuk.

Bir yapı bileşenini bağlamı ve fonksiyonu dışında yeniden değerlendirme fikri nasıl doğdu ve bu fikir nasıl sergiye dönüştü?
Aslında bu sergi bir anda ortaya çıkan bir fikir değil; uzun yıllardır süren profesyonel pratiğimizin doğal bir uzantısı. ZOOM/TPU’nun kuruluşundan itibaren ve daha öncesindeki profesyonel hayatlarımız boyunca sürekli yapısal ve endüstriyel elemanlarla çalıştık. Mağaza projelerinde, iç mekânlarda, detay çözümlerinde gemici profilleri, alüminyum direkler, taşıyıcı sistemler, kablo tavaları, havalandırma askıları, galvaniz veya ekstrüzyon profiller zaten günlük pratiğimizin içindeydi.
Bazıları doğrudan ürünleşti. Örneğin yelken direklerinden ürettiğimiz masalar ticari hâle geldi, bazı özel ekstrüzyon profilleri farklı ölçeklerde perakende projelerinde tekrar tekrar kullanıldı. İlk ofislerimizden itibaren de aslında görünmemesi gereken birçok teknik elemanı bilinçli biçimde görünür bıraktık ve mekânın parçası hâline getirdik.
Fakat 2014 yılında Rem Koolhaas küratörlüğündeki Venedik Mimarlık Bienali kapsamında yer alan Fundamentals manifestosunu yerinde deneyimlemek bizim için önemli kırılma anlarından biri oldu. Çünkü orada şunu fark ettik: Biz zaten yıllardır bu dünyanın içindeyiz. Sorumuz şu oldu: Bu görünmeyen yapı kültürünü nasıl görünür hâle getirebiliriz? Ama bunu bir sanat nesnesi üretme refleksiyle değil; kendi mesleki pratiğimizin içinden konuşarak yapmak istedik.
2014 yılında Rem Koolhaas küratörlüğündeki Venedik Mimarlık Bienali kapsamında yer alan Fundamentals manifestosunu yerinde deneyimlemek bizim için önemli kırılma anlarından biri oldu. Çünkü orada şunu fark ettik: Biz zaten yıllardır bu dünyanın içindeyiz.

Gündelik hayatta çoğu zaman fark edilmeyen altyapı elemanları ile çalışmayı seçtiniz. Sizin bakışınızda bu nesnelerin “kimsenin görmediği” sergilenmeye değer niteliği neydi?
Bu nesneler görünmez oldukları için ilgimizi çekti.Çünkü aslında hayatın çok kritik yerlerinde çalışıyorlar, ama estetik olarak neredeyse hiç düşünülmüyorlar. Bir kablo tavası, bir taşıyıcı askı, bir ekstrüzyon kesiti ya da bir soğutucu profil genellikle yalnızca teknik bir çözüm olarak algılanıyor. Oysa bağlamlarından çıkarıldıklarında ritim, tekrar, boşluk, ışık, gölge, kesit ve yüzey ilişkileri açısından son derece güçlü bir görsel dil taşıyorlar.
Biz biraz bunu görünür hâle getirmeye çalışıyoruz. Belki de serginin temel meselesi şu: Hayatın içinde sürekli var olan ama kimsenin gerçekten bakmadığı elemanlarla yeniden karşılaşmak.
Serginin temel meselesi şu: Hayatın içinde sürekli var olan ama kimsenin gerçekten bakmadığı elemanlarla yeniden karşılaşmak.

Sergi metninde geçen “bakışın yer değiştirmesi” ifadesinden bahseder misiniz?
Bizim için bu biraz profesyonel körlüğün kırılmasıyla ilgili. Çünkü mimarlık ve iç mimarlık pratiğinde bu elemanlar çoğunlukla yalnızca “çözüm” olarak görülür. Taşıyıcıdır, tutucudur, geçirgendir, saklanır. Ama yıllar boyunca bu elemanlarla bu kadar yakın çalışınca onların kendi estetik karakterlerini fark etmeye başlıyorsunuz.
Bir noktadan sonra bir kablo tavası sadece kablo taşıyan bir eleman ya da bir ekstrüzyon profil yalnızca teknik bir kesit olmuyor. Ritim, tekrar, ışık, gölge, tolerans ve birleşim detayı gibi başka okumalar açılıyor. Bakışın yer değiştirmesi dediğimiz şey biraz burada başlıyor. Nesnenin değişmesinden çok, ona yaklaşma biçimimizin değişmesiyle ilgili.
Bir noktadan sonra bir kablo tavası sadece kablo taşıyan bir eleman ya da bir ekstrüzyon profil yalnızca teknik bir kesit olmuyor. Ritim, tekrar, ışık, gölge, tolerans ve birleşim detayı gibi başka okumalar açılıyor.
Sergide ortaklar olarak aynı nesneye iki farklı yönden yaklaşıyorsunuz. Bu ayrışma nasıl gelişti?
Bu ayrım bilinçli bir görev paylaşımıyla oluşmadı. Süreç içinde doğal olarak gelişti. Bir tarafta daha anonim ve tek işlevli teknik elemanların gündelik objelere dönüşmesi var. Teknik bir parçanın daha yaşamsal ve kullanılabilir bir forma evrilmesi gibi…
Diğer tarafta ise daha konstrüktif elemanların -kutu profillerin, taşıyıcı sistemlerin, boruların ve birleşim detaylarının- giderek daha soyut kompozisyonlara dönüşmesi söz konusu. Ama ortak noktamız şu: Biz hiçbir zaman bunu “malzemeyi sorunlaştırmak” üzerinden kurmadık. Çünkü sonuçta bir ressam ya da heykeltıraş refleksiyle hareket etmiyoruz. Daha çok yapı üretimi, detay çözümü ve temsil kültürü içinden geliyoruz. Bu yüzden mesele bizim için bir nesneyi dramatize etmek değil; zaten içinde olduğumuz dünyayı başka bir dikkat seviyesinde yeniden göstermek oldu.

Üretim süreci nasıl ilerledi?
Bizim için temsil araçları da serginin bir parçası hâline geldi. Çünkü yıllardır projeleri anlatmak için kullandığımız araçlar- el eskizleri, AutoCAD çizimleri, renderlar, modellemeler ve bugün yapay zekâ görüntüleri- aslında kendi başlarına da bir temsil dili oluşturuyor.
Bu sergide bunları birbirinden ayırmak istemedik. Bazı işler doğrudan fiziksel kesme-biçme süreçlerinden çıktı. Bazıları eskizlerden gelişti. Bazıları dijital temsil üzerinden tekrar fiziksel üretime döndü. Hatta bazı montajları doğrudan kendimiz yaptık. Bu bizim için çok önemliydi. Çünkü bugün özellikle yapay zekâ üzerinden estetiğin tamamen dijitalleşmesine dair ciddi bir tartışma var. Biz ise tam tersine, elimizi değdirmenin, montajın, fiziksel müdahalenin ve hatta kusurun değerini korumaya çalıştık. Dolayısıyla sergideki bazı kusurlar bilinçli olarak bırakıldı. Çünkü onlar insan müdahalesini görünür kılıyor.

Elimizi değdirmenin, montajın, fiziksel müdahalenin ve hatta kusurun değerini korumaya çalıştık. Dolayısıyla sergideki bazı kusurlar bilinçli olarak bırakıldı. Çünkü onlar insan müdahalesini görünür kılıyor.
Odaklandığınız nesnenin başlangıçta öngöremediğiniz, sizi şaşırtan yönleri
oldu mu?
Evet. En şaşırtıcı şeylerden biri ölçek algısıydı. Normalde çok küçük ya da tamamen teknik bir detay gibi görünen bazı kesitler, bağlamlarından çıkarıldığında neredeyse mimari bir karakter kazanmaya başladı. Bazıları uzay yapıları gibi, bazıları organik formlar gibi davranmaya başladı. Bir diğer şaşırtıcı nokta da ışık oldu. Özellikle ekstrüzyon kesitleri ışığı düşündüğümüzden çok daha karmaşık biçimde kırıyor ve taşıyor. Ayrıca bazı elemanların üretim toleransları, kusurları, kesim izleri ya da montaj biçimleri zamanla estetik kararların bir parçasına dönüştü.
Bu üretimler yeni projelere ilham verdi mi?
Kesinlikle verdi. Çünkü burada yalnızca belirli profilleri yeniden kullanmıyoruz. Aslında yapı kültürünün görünmeyen katmanlarını yeniden okumaya çalışıyoruz. Ve bu yaklaşım yalnızca enstalasyon ya da obje ölçeğinde değil; mimarlıkta, iç mekânda, mobilyada, kamusal alanda, hatta temsil tekniklerinde bile devam edebilir. Özellikle bugün dijital üretim ve yapay zekâ çağında, fiziksel müdahalenin, montajın, malzemenin ve kusurun yeniden değer kazanacağını düşünüyoruz. Bu sergiyi biraz da bu yüzden bir sonuçtan çok bir araştırma alanı gibi görüyoruz.
Dijital üretim ve yapay zekâ çağında, fiziksel müdahalenin, montajın, malzemenin ve kusurun yeniden değer kazanacağını düşünüyoruz.
Bundan sonra benzer şekilde bakmak istediğiniz başka “görünmeyen” alanlar var mı?
Evet, kesinlikle var. Ama bunun yalnızca endüstrinin görünmeyen elemanlarıyla sınırlı kalacağını düşünmüyoruz. Bugüne kadar olan mesleki deneyimlerimiz, yapı kültürüyle kurduğumuz ilişki ve yıllardır teknik detayların içinde çalışıyor olmamız doğal olarak bizi bu noktaya getirdi. Bu serginin çıkış zemini biraz burası oldu.
Fakat bizim üretim biçimimiz aslında sürekli devam eden bir düşünsel diyaloğun içinden gelişiyor. Gün içinde ya da günün sonunda birbirimizle yaptığımız konuşmalar bazen doğrudan mimarlıkla ilgili oluyor, bazen daha felsefi bir yere kayıyor, bazen de gündelik hayata dair bir gözlem üzerinden ilerliyor. Daha sonra bunların meslekle, temsil biçimleriyle ya da mekânla kesiştiği noktaları konuşmaya başlıyoruz.
Dolayısıyla bizim için önemli olan yalnızca belirli bir malzeme ya da belirli bir endüstriyel eleman değil, bakış biçiminin kendisi. Bu yüzden ileride çok daha farklı ölçeklerde, farklı kavramsal çıkış noktalarına sahip enstalasyonlar ya da üretimler de olabilir. Şu anda bizi ilgilendiren şey, biraz görünmeyeni görünür hâle getirmekten çok, alışılmış olanı başka bir dikkat seviyesine taşımak diyebiliriz.
