Ayın Yorumu bölümünde küratör ve araştırmacı Meriç Öner, Erginoğlu&Çalışlar Mimarlık’ın meslekteki ilk otuz yılına dair çalışmalarını içeren “Zaman Cetveli” sergisini değerlendiriyor.
Erginoğlu&Çalışlar’ın meslekteki ilk otuz yılına dair sergi “Zaman Cetveli” 3-31 Mayıs 2024 tarihlerinde MSGSÜ Tophane-i Amire Tek Kubbe Salonu’nda incelemeye açıktı. Önündeki çalışmaya oranla kısa süreli sayılacak sergi, farklı yönelimleri olan çok sayıda buluşmayla bir program mekânı biçiminde işledi. Mimarlığa akademik bir disiplin veya profesyonel bir hizmet olarak yaklaşan kalabalık bir kitlenin Tek Kubbe’ye rağbet etmesinde asıl sebep budur. Bir bakıma “Zaman Cetveli” bağımsız bir ünitede kurduğu geçici dünyada içerikle meydana getirdiği hareketlilik bakımından daha çok bir pavyonu andırıyordu. Üniversite öğrencileri, her yaştan mimar ve Meclis-i Mebusan Caddesi ile Defterdar Yokuşu arasında Tophane-i Amire’nin açık hava rotasını takip ederken beklenti harici ziyaretçilere dönüşen turist grupları da böyle bir konumlandırmanın bir nevi sağlaması.
Kerem Erginoğlu ve Hasan Çalışlar ile kod adı “30. yıl sergisi” vesilesiyle 6 Eylül 2023 tarihinde Ortaköy, Şair Nedim Sokak No: 16’daki Erginoğlu&Çalışlar ofisinde ilk defa bir araya geldim. Alışkanlığım, bildik ele alınış şeklini eksik ya da taraflı bulduğum bir konuyu enine ve boyuna araştırmaya, şayet önümde yer yer somutlaşan maddi dünya bunu kaldıracaksa konuyu bir sergi aracılığıyla tartışmaya açmaya yöneliktir. Bir mimarlık ofisinin geniş kapsamlı üretimini sunmak, bunu yaparken mimarlık eylemini tümüyle ürüne odaklayan fuarlaşma ihtimalinden kaçınmak üzerime aldığım zorlu bir siparişti. Sergilerin önden tarif edilmiş bir kamudan fazlasına konuşması gerektiği fikrine olan sadakatim de cabası… Kutlama, özellikle yüceltmeyle süslendiğinde coşkuyla katılabileceğim bir eylem değil. Ancak doğalında izlerini barındırdığı hafif ve geçici olma hissine yatkınım. Çalışmalarımı bu his sayesinde başlarda (zaten) bilmek, sonlarda başkalarını (her koşulda) ikna etmekten kaçınmaya göre yontarım. Bu sergi özelinde ise ofisin otuz yıllık geçmişini kendi görgüm doğrultusunda belgeler, nesneler ve anlatımlar arasından birleştirirken aslında mercek dışında kalacakları belirlemek kritikti.
Şimdi sosyal medyada kayıtlı görüntülerden izleneceği üzere “Zaman Cetveli” 1993-2023 dönemini kronolojik biçimde takip eden seçili mimari projelere dair bir nesne koleksiyonudur. Seçki, eskiz, çizim, maket, fotoğraf ve videoların yanı sıra 3,5 inç disket, sandalye, cam elyaflı beton cephe elemanı gibi proje süreçlerine özgü değişik safhaları temsil eder. Yıl bazında düzenlenmiş sergi metinleri, içeriği ofisin öyküsündeki yeriyle okumaya olanak verir. Ayrıca, her yıl, Türkiye ve dünyadan toplumsal olaylar, ekonomik veriler ve güncel kültürden eşiklerden bir derleme anlatıma eşlik eder. Tüm bu malzeme, izleyicinin sergide tanıdık olanı anımsaması ya da tam aksine bilmediği bir konunun dikkatini çekmesi ile içerikle bir ilişki tesis edilmesinde aracıydı.
Kuşkum yok ki her sergi en çok kendi eksiğini sergiler. Peki, herhangi bir serginin bilinçle sunum dışında tuttukları bu eksiklere dâhil midir? Olmayanlar benim nezdimde sergileri olgunlaştırıyor, bir çeşit maya gibi. Ancak “Zaman Cetveli” programlarının yoğun mesaisi sırasında tespit ettiğime göre adlandırılmadıkları ölçüde serginin dünyasını gölgeliyor. Mesela Erginoğlu&Çalışlar’ın işlerini kategorilere ayırmak veya nesnel özelliklerini aktaracak sıfatlar dışında yorumlamaya yeltenmek bu sergide yoktu. Mimari yazın bunu farklı vesilelerle yapar, yapacaktır. Ürettikleri kaç metreküp ile dünyanın kaç köşesine yayıldıklarına dair nicel bir grafik yoktu. Böyle bir veri herhalde kanımca profesyoneline hızla bir mukayese sunmaya yarar ancak. Serginin Erginoğlu&Çalışlar mimarisi üzerinden bir şeyler öğretme niyeti hiç yoktu. Bilakis farklı boyutlarda birbirine eklenmesi güç o kadar çok sayıda nesneyi yan yana dizmesi, bilginin çok hızlı aktığı bir dünyada herkesin kendi istediğini, kendi merakı kadar öğreneceği kabulüne dayanıyordu. Bir projeyi içeriğe dâhil etmek veya yerini yukarı çekmek için yeni bir malzeme üretmek yoktu. Ofisin halihazırda barındırdığı nesnelerden ötesini kurgulamak başlı başına bir izlenim türetme niyetine hizmet ediyor. Böylesi sergiyi kuran tarafın onunla ilişkiye girecek olana buyurması demek. Oysa aslen bu sergi bir ofisin varoluşuna odaklı. Bir başka deyişle baktığınız ya da dokunduğunuz şeylerin etiketinden not edilen tarihten itibaren Erginoğlu&Çalışlar’ın bir parçası oluşu sergileniyor. Mevcut koşullar altında ofisin günlük ortamına katılmaya olanak sunan yeni ve geçici bir ortam “Zaman Cetveli”.
Elbette eldeki fiziki ve dijital birikim, Kerem Erginoğlu ve Hasan Çalışlar ile saatlerce süren kayıtlı söyleşiler, dahası bu görüşmelerin dışında kalan türlü hikâye ile serginin tercüman olamayacağı hayat çok geniş, bilgi çok çeşitli. Vazgeçilemeyecek, her koşulda yer açılacak tek veri ise çalışanlar listesi. Otuz yılı devirmiş bir mimarlık ofisinin kutlamayı hak eder kritik niteliği o listenin kısalığıyla temsil ediliyordu. Her daim dayanağım olan hafiflik ve geçicilik ise umuyorum ki mekânda merakla ve özgürce hareket etmenin kaynağı oldu. Mimarlık öğrencilerinin salonda buluştuğu atölyeler, ofisin üretimine yorumlar getiren eleştirel turlar ve Erginoğlu&Çalışlar’dan başlayarak Türkiye’de işverenlerin, sergilerin ve mimari pratiğin otuz yılına odaklı sohbetler ile pavyon ömrünü tamamlandı. Burada yazılandan fazlasını görmek ve dinlemek istediğiniz takdirde kayıtlar bu bağlantıda mevcut.

Meriç Öner
Küratör ve araştırmacı. Mimarlık eğitimi aldı. Gündelik hayatın işleyişine olan merakını yakın geçmiş ve geleceğe yönelik incelemelere dönüştürerek maddi çevreyi konu edinen çalışmalar yapıyor. 2007’de Garanti Galeri’de asistan olarak başladığı sergi, yayın, konuşma, film gösterimi gibi kamuya açık içerik üretimine 2010’da Salt’ın kurucu araştırma ve programlar yardımcı direktörü olarak devam etti. Salt’ta aynı birimin direktörlüğünü üstlendiği 2017-2021 döneminde yerel ve uluslararası düzeyde kurumlar arası iş birlikleriyle ortak öğrenme alanları yaratmaya önem verdi. Meriç, İstanbul’da kurduğu MÖG Culture Works bünyesinde bağımsız programlar geliştirmenin yanı sıra kültür alanında geniş kapsamlı danışmanlık ve uygulama hizmetleri sunuyor.
