[Sergi Notları]: “Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar”

Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar, Sergiden Görünüm, Meşher. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

bi_özet’in “Sergi Notları” adlı yeni bölümünde, güncel sergileri Sahir Uğur Eren’in fotoğrafları eşliğinde geziyor; küratör ve sanatçılarla sergide öne çıkan kavramlar hakkında konuşuyoruz.

Serinin yeni bölümü Vehbi Koç Vakfı (VKV) kuruluşu olan Meşher’in İstanbul’a dair beş asırdan kesitler sunan sergisi “Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar” ile devam ediyor. Sergide öne çıkan kavramları küratör Şeyda Çetin ve Ebru Esra Satıcı’dan dinliyor ve Sahir Uğur Eren’in fotoğraflarıyla sergi notlarını aktarıyoruz.

Kavramlarla “Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar”

Serginin adında geçen “Göz Alabildiğine” ifadesi, İstanbul’u hangi bakış açısından bir genişlik veya sonsuzluk hissi içinde tanımlıyor diyebiliriz?

Şeyda Çetin – Ebru Esra Satıcı: İstanbul’un engin manzaralarından ilham alarak isimlendirdiğimiz sergide, Ömer Koç Koleksiyonu’nda bulunan panoramik ve geniş açılı İstanbul temsillerinden bir seçki sunuyoruz. Farklı tekniklerle üretilmiş 100’ü aşkın eseri bir araya getirdiğimiz sergi, İstanbul’un imparatorluk başkenti olduğu 15. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar uzanarak 500 yıllık bir zaman dilimini kapsıyor.

Şehrin topografik özelliklerinin sağladığı geniş açılı seyir imkânlarının yanı sıra Galata ve Bayezid Kuleleri gibi yapıları İstanbul’u belli bir mesafeden, yükseklikten ve geniş açılı seyretmeyi mümkün kılıyor. Şehre merak duyan çoğu Batılı ziyaretçi, bazen politik veya askeri bazen estetik amaçlarla ya da arşiv kaydı olarak şehrin tasvirlerini -bazen aynı noktalardan- yüzyıllar boyunca üretiyor. Seçkideki eserler, genişlik ve sonsuzluk hissi yaratan manzaralar aracılığıyla izleyicilere görünenin ötesini keşfetmeleri için bir çağrı niteliğinde.

Sergideki eserler kronolojik olarak dönemlere ayrılmak yerine birbirleri ile geçişken bir anlatı sunuyor. Eserlerin bu ilişkisi izleyiciye nasıl “kent hikâyeleri” tasvir ediyor?

Ş.C. – E.E.S.: Sergideki eserlerin tamamı, Ömer Koç Koleksiyonu’ndan seçildi. Beş asırlık bir dönemi kapsayan bu seçki bize dönemler ve teknikler arasında geçişken bir anlatı kurma imkânı sağladı. Üç kata yayılan sergide, kronolojik ya da tekniğe dayanan bir kürasyon yerine konular ve hikâyelerle birbirine bağlanan tematik bir yaklaşım benimsediğimiz için farklı yüzyıllardan eserleri yan yana görmek mümkün, bu da tarihin çeşitli anlarında dönüşümleri incelemeyi kolaylaştırıyor. Sarayburnu, Ayasofya, Galata Kulesi gibi İstanbul’un öne çıkan bazı yerleri ve yapıları sıklıkla resmedilmiş ve kaçınılmaz olarak sergide pek çok kez tekrar ediyor. Katlara dağıttığımız eserlerle hem İstanbul’un beş asrını kapsayan çeşitli hikâyeleri zincirin halkaları gibi örmeye gayret ettik hem de katlar arasındaki benzer konulara göndermede bulunduk. Böylece, ön plana çıkan tema ve hikâyeler birbirlerinden keskin sınırlarla ayrılmadı, aksine birbirlerini besleyip tamamladılar. Örneğin, İstanbul’daki elçiliklerin desteklediği sanatçıların üretimlerini galerinin her katında farklı bağlamlarda sergiliyoruz. Konu, bu şekilde sergi boyunca süren, gelişen bir temaya dönüşüyor. Böylece, izleyicilere yüzyıllar arasında kıyaslama ve karşılaştırma yapabilecekleri, kente dair bazı temaları sergi boyunca takip edebilecekleri bir anlatı sunabiliyoruz.

Sergi tasarımında eserlerin birbirleriyle kurduğu “diyalog”u vurgulamak için Batılı eser sahiplerinin bakış açısını, 19. yüzyıl ve erken 20. yüzyıl Osmanlı/Türk edebiyatıyla nasıl bir kurgu içinde ele aldınız?

Ş.C. – E.E.S.: Seçkideki eserlerin tamamına yakını Batılıların elinden çıkmış İstanbul temsilleri olduğu için daha çok Batılıların şehre dair algısını görüyoruz. Beş yüzyıl kadar uzun bir süre zarfındaki İstanbul algısını daha iyi yansıtmak niyetiyle, yazılı kaynaklardan yardım aldık. Sergiyle aynı ismi taşıyan ve eş zamanlı olarak yayımlanan yayına Prof. Zeynep Çelik, seçkideki eserlerle edebi alıntıları bir araya getirdiği özgün bir yazı ile kıymetli bir katkıda bulundu. Çelik, yazısında eserlerle geç Osmanlı/erken Cumhuriyet döneminin önde gelen yazarlarından alıntıları bir araya getirdi. Biz de hem Zeynep Çelik’in yazısında yer verdiği hem de araştırma sürecinde kenara ayırdığımız birkaç alıntıya galeride eserlerle birlikte yer verdik.

İstanbul üzerine üretilmiş çeşitli yazılı yapıtlar incelendiğinde İstanbul deneyiminin her zaman olumlu olmadığını görüyoruz. Şehrin göz alıcı özellikleri şüphesiz; ancak bu çalışmada şehre tekrar bir güzelleme yapmak yerine, görülenin çeşitliliğini, tasvirlerin farklılığını incelemeyi amaçladık. Edebiyatın projeye dâhil olmasıyla İstanbul’a dair çok çeşitli temsilleri, şehrin yerlilerini de dâhil ederek yansıtma imkânını yakaladık.

İstanbul’un zaman içinde değişen kültürel ve mimari dokusu, Batılı sanatçıların gözünde nasıl bir “kent kimliği” oluşturuyor? Bu dönüşümleri daha yakından anlamak adına sergide öne çıkan birkaç eseri okurlarımızla paylaşabilir misiniz?

Ş.C. – E.E.S.: Özellikle, 19. yüzyıl İstanbul’un dönüşüm yılları olarak kabul ediliyor. Meşher’in 1. katında bir araya getirdiğimiz eserler bu konuyla ilişki içerisinde. Yeni yapılanma ışığında yangınlar, şehir planlama ve haritalama çalışmaları, yeni açılan arterler, gelişen diplomatik ilişkiler serginin bu bölümünde öne çıkıyor. Antoine Ignace Melling ve pek çok binada imzası bulunan Gaspare Fossati gibi isimlerin albümleri de bu konuyla bağlantılı olarak sergileniyor. O dönem merkezde yeniden yapılanma çalışmaları yürütülürken şehir Haliç ve Boğaziçi’ne doğru genişliyor. Zamanla Büyükdere ve çevresinin yazlık sefarethanelerin yeni mekânı olmasıyla birlikte sahil şeridinin görüldüğü pitoresk eserler çoğalıyor. Joseph Schranz’ın Boğaz’ı resmettiği albümleri burada anlatıya dâhil oluyor. Dönüşümlerden bahsettiğimiz bu bölümde galerinin ortasına yerleştirdiğimiz Galata ve Bayezid Kulelerinden çekilmiş panoramik fotoğraflar ise belge niteliğinde şehirdeki gelişmeleri izlemeye imkân veriyor.

Eserler arasında dikkat çekici, öne çıkan bir bilgiyi veya hikâyesini paylaşabilir misiniz?

Ş.C. – E.E.S.: Seçkideki en eski tarihli yapıt, üretim yılı ve İstanbul’u konumlandırdığı bağlamıyla oldukça dikkat çekici. Bu, 1493 yılında basılan Hartmann Schedel’e ait Liber chronicarum (“Nürnberg Kroniği” olarak da bilinir) isimli bir yayın. Sanatçı Albrecht Dürer’in de katkıda bulunduğuna inanılan, 15. yüzyılın en çok çizim içeren kitabının ilk baskısıdır. Bu nadir ve kırılgan kitabı, yayın tarihine rağmen İstanbul’un payitaht olmadan önceki döneminden geniş açılı bir görselin olduğu iki sayfayı açarak sergiliyoruz. İstanbul, doğudan kuş bakışı olarak fetihten önce olabilecek hâliyle görülür. Şehrin en eski basılı temsillerinden birisidir. Metnin yazarı Hartmann Schedel, Ortaçağ Avrupa’sında en büyük kişisel kitaplıklardan birini kurmuş tutkulu bir kitap koleksiyoncusu ve bir hekimdir. Yazdığı kronik, geniş anlamda, yaradılıştan başlayıp Schedel’in kendi zamanına kadar gelen bir dünya tarihidir. Elbette İstanbul’un fethi ve şehrin kendisi kitapta yerini alır.

Son olarak okurlarımıza önerebileceğiniz başka güncel sergiler var mı?

Ş.C. – E.E.S.: Şu an Pera Müzesi’nde açık olan “Tam Yerinden: İstanbul’a Panoramik Bakışın Tarihi” ve İş Bankası Resim Heykel Müzesi’ndeki “İstanbul’un Resmi”, yine şehri odağına alan sergiler olmaları bakımından dikkat çekiciler. Üstelik Göz Alabildiğine İstanbul dahil olmak üzere bu üç sergi, şehrin asırlardır en çok resmedilen bölgelerinden bir tanesi ve kültür-sanat merkezi Pera’da hayat buluyorlar. Güncel sanat sergileri düşünüldüğünde, Arter’de yine Ömer Koç Koleksiyonu’ndan hazırlanan “Farz Et Ki Sen Yoksun” görülmeye değer.

Fotoğraflarla “Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar”


Söyleşi: Meltem Merve İmamoğlu
Fotoğraflar: Sahir Uğur Eren

“Göz Alabildiğine İstanbul” sergisi, 26 Mayıs 2024 tarihine kadar Meşher‘de görülebilir. Sergi hakkında daha fazla bilgiye bi_özet‘in ilgili haberlerinden ulaşabilirsiniz:

https://biozetdotcom.wpcomstaging.com/2023/09/20/goz-alabildigine-istanbul-sergisi-mesherde/

https://biozetdotcom.wpcomstaging.com/2023/12/01/mesherin-yeni-sergi-katalogu-bes-asirdan-istanbul-manzaralari/