Gayrimenkul Yatırımcıları Derneği (GYODER) tarafından düzenlenen 18. GYODER Gayrimenkul Zirvesi, bu yıl 25-26 Ekim tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde (ICC) gerçekleşti. Nur Gayretli, etkinlik üzerine görüşlerini şöyle aktarıyor:
GYODER 18. Gayrimenkul Zirvesi’nin Ardından
Gayrimenkul Zirvesi bu sene, 25-26 Ekim 2023 tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde, “Şehrini Vicdanla Tamamla” temasıyla gerçekleşti. Farklı disiplinlerden akademik, siyasi, profesyonel kariyere sahip konuşmacıların yer aldığı zirve, bu yönüyle geleceğin kentlerine dair öngörüleri farklı perspektiflerden dinleme ve değerlendirebilme olanağı sundu.
Profesör Ian Goldin’in kitabıyla aynı başlıklı “Şehirlerin Çağı” sunuşunu takriben; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Eski Bakanı Murat Kurum ile GYODER Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kalyoncu’nun 6 Şubat Depremi odaklı konuşmaları ilk günün açılış gündemini oluşturdu.

Bölgede deprem sonrası yeni konut üretimi, eylem planında kentsel dönüşümün hızlandırılması gibi icraatleri ikinci günün açılış konuşmasında aktaran Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Refik Tuzcuoğlu’nun sunuşunu; “Afet Sonrası Yapılanma; Sosyal, Ekonomik, Fiziksel” başlıklı panel izledi. Panelde, Bakan Yardımcısı’nın konuşmasında yer verdiği deprem sonrası konut projeleri, müellif mimarlar arasında yer alan Bünyamin Derman ve Can Çinici tarafından aktarıldı.
Çinici, yıllar önce proje yapmak için gittiği Hatay’a dair ilk gözlemlerini “hoyrat bir kentleşme” olarak adlandırırken; nitelikli bir kentleşme kültürünün oluşturulabilmesi için, temaya da gönderme yaparak, vicdanın akılla dengeli bir biçimde örülmesi gerektiğini belirtti. Bu süreçte meslek insanlarının, mimarlık yapısını sonuç ürün olarak ele almalarından ziyade sürdürülebilir bir sistem yaratabilmek amacıyla büyük ölçekte yeni standartların oluşturulmasında görev almalarının önemini vurguladı. Bu ifadeyi destekleyen bir bakış açısıyla, Prof. Dr. Cenk Yaltırak, bir deprem ülkesi olarak deprem araştırmalarında paradigma değiştirerek dinamik verilerle çalışılması gerektiğini; bilimsel çalışmaların desteklenmesi ve üretilen projelere bu bilimsel çalışmalardan veri sağlanmasının önemi üzerinde durdu.

Bölgedeki mimari projelerde hız vurgusu hissedilirken, özellikle Prof. Dr. Yaltırak ve Çinici’nin yorumlarıyla birlikte bir adım geri çekilip düşündüğümüzde, belki de paradigma değiştirmenin işi yapış şeklimizden başlaması gerektiği noktasına gelmekteyiz. Mimari ürün, yapılı çevrenin en küçük birimi, üzerine en kolay yorum yapılabilen sonuç ürünüyken; hızlıca projeler üretmekten ziyade büyük ölçekte planlama yapılarak projelere altlık sağlayacak nitelikte kapsamlı araştırmalara vakit ayrıldığından ve gerekilen önem verildiğinden emin olunmalıdır. Birbiri ardına atılan temellerin, hızlandırılan kentsel dönüşümün öncelikleri doğru belirlenmediği takdirde, sorunların çözümlerine dair kalıcı ve sürdürülebilir adımlar atıldığını öne sürmek pek mümkün olmayabilir. “Vicdan” ve akılla öncelikleri belirlenmiş bir kentsel dönüşümde, depremde yıkılmayacak sağlam bir yapıyı ranta kurban etmemek ve son olarak doğrudan Yaltırak’tan alıntılayacak olursak, “zemini tam manasıyla anlamadan sadece sağlam mühendislik üzerinde durmanın” ne derece verimli olacağı tartışılmalıdır. Sadece teknik değil, sosyal bilimler de sürece dahil edilmelidir.

Öte yandan, nitelikli bir kentleşme kültürü yaratmada mimari yapıyı sonuç ürün olarak tamamen izole etmekten de tabii ki bahsedemeyiz. Doç. Dr. Serhat Başdoğan’ın başarılı tanımıyla “mimar imzası taşıyan ama mimarlık ürünü olmayan yapılar”, Ömer Selçuk Baz’ın vurguladığı üzere kentle ilişki kuramayan bir yapılar bütününü oluşturuyor. Bu niteliksiz üretime cevabı Baz, “umursamazlık” üzerinden verirken; doktora araştırmasını bu arayışa adamış Şehir Plancısı Bekir Cantemir, kamu otoritesinin yokluğuna işaret ediyor. Kent ölçeğine dönerek, kadastrosu çok geç tamamlanmış bir ülkede plancılık konuşmanın imkânsızlığına ek olarak, yönetmelikler aracılığıyla bina konuşurken kentleşme konuştuğumuzu sanıyoruz; çıkarılan kanunlar ise yürütülmüyor; dolayısıyla aslında kentliler olarak hem hepimiz suçluyuz -kamu otoritesini sorgulamıyoruz- hem de hiçbirimiz suçlu değiliz.
Gayrimenkul dünyasında yeni yaklaşımlara ve finansal konuları odağına alan son konuşmalarda ise, uzun süreli arsa kiralama ile maliyetleri düşürmeyi hedefleyen GYODER’in erişilebilir yeni konut modeli ümit vericiydi.
Fütürist Greg Lindsay ve Bogota Eski Belediye Başkanı Enrique Penalosa’nın konuşmalarından yola çıkarak; şehir bir yaşam biçimini tanımlıyorsa, insanlar şehri kendilerinin bir uzantısı gibi hissedebilmelidir. Dolayısıyla “Nasıl bir hayat oluşturmak istiyoruz” ve “Nasıl bir şehirde yaşamak istiyoruz” sorularına, önceliği doğru belirlenmiş, demokratik, akıl ve vicdanla dürüst cevaplar hazırlamak ve en önemlisi değişimi istemek gerekiyor. Ancak geç olmadan, çünkü şehirleri yıkmadan tamir etmek hayati. Böylece geleceğin kentlerini farklı bir şekilde kurmak, gerçekten, mümkün.
