(VitrA) ile Temiz Fikirler: Kültür Sanatta Yeni Normal Nasıl Olacak?

En temel özelliklerinden biri insanları bir araya getirmek, sosyalleşmelerine vesile olmak olan kültür-sanat, pandemide en fazla etkilenen sektörlerden biri oldu. Her yıl sezonu Ekim ayında açan sektör, belki de normale en son geri döneceklerden biri. VitrA ile Temiz Fikirler, yeni normalin vazgeçilmezi hijyenin kültür-sanattaki karşılığını arıyor.

“Sağlıklı ve güvende kalmak için temiz fikirlere ihtiyacımız var” diyerek kalabalıkları buluşturan mekanlardaki hijyeni gündeme taşıyan VitrA, Haziran ayında başlattığı VitrA ile Temiz Fikirler adlı sohbet dizisinin ikincisini yayınladı. Yekta Kopan’ın sunduğu yayına, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Genel Müdürü Görgün Taner, DasDas Kurucusu İlksen Başarır, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özen Kaçmaz Başoğlu ve VitrA İnovasyon Direktörü Boğaç Şimşir konuk oldu.

VitrA Türkiye YouTube hesabından izlenebilen ve kültür mekanlarında yeni normale uyumlanmayı sağlayacak temiz fikirleri gündeme taşıyan programdan satır başları şöyle…

Kültür-sanat, belki de pandemiden en son geriye dönecek sektör

Normal – yeni normal tartışmasına değinen Görgün Taner, “Kültür-sanat dünyasının temeli, deneyim üzerine yani insanların bir arada bulunup etkileşime girmesi üzerine kurulu. Oysa yaratıcılık sürecinden başlayarak izleyicilerin etkinliğe katılıp üzerine sohbet etmesini de kapsayan süreçte sürekli bir arada bulunma durumu mart ayında baltayla kesildi. Bu durumun geçici olduğunu, yaza girerken etkinliklere yeniden başlayacağımızı sanıyorduk ama öyle olmadı. Kültür-sanat endüstrisi, daha da geniş haliyle yaratıcı endüstriler, bu durumun altında ezilmeye başladılar” dedi.

“Türkiye’de de dünyada da örneğin 250 kişilik salonlara 30 kişi alarak bazı etkinlikler yapılmaya çalışılıyor ama bunun ne ekonomik modele oturur hali var, ne de izleyici açısından anlamlı” diyerek kültür-sanatın, pandemiden en son geriye dönecek sektörlerden biri, hatta belki de sonuncusu olduğunu belirten Taner, sözlerine şöyle devam etti: “Bu süreçte hijyenin önemini daha iyi kavradık. Tabi ki yaratıcılık, tabi ki sanatsal üretim ama tüm kültür-sanat endüstrisi, bundan sonra ne yapacağım sorusunun karşısına ilk sırada hijyeni yazacak. İnsanlar bir kültür mekanına, bir etkinliğe gitmeden önce hijyen koşulları yeterli mi diye soracaklar. Bu sorunun cevabını bulduğumuz zaman da bu faaliyetleri sürdüreceğiz.”

“Zihnen, fiziksel ve psikolojik bir dönüşüme ihtiyaç var ve bu da uzun bir zaman gerektiriyor” diyen Taner, önümüzde ne var sorusuna şöyle cevap verdi: “Hem dijital olacak, hem fiziki mekanlar dönüşebildiği ölçüde – ve dönüşme sürecinde de bir takım riskleri belki alarak – hayatımızda olacak. Bu kaçınılmaz gerçeğimiz. Artık tiyatroya giderken bir de şuna bakacağız: Gittiğim yerde hijyen kuralları uygulanıyordur, güvenebilirim değil mi? Önceliklerin sırası değişti, güven birinci sıraya çıktı. Ama bu sürdürülebilir değil, katlanılan bir durum.”

Kurulamayan bir sektörün mağdurlarıyız

“Tüm sektör gibi, ‘Yaza zaten bitmiş olur, sezonu uzatırız’ diye düşünüyorduk, bu yüzden ilk etapta 3 aylık bir plan yapmıştık ama sonra öyle olmadığını gördük” diyen İlksen Başarır ise şöyle konuştu: “Fark ettiğimiz en önemli konu şu oldu: Kültür-sanat sektöründe hiçbir örgütlenme yok. Özellikle serbest çalışanlarla ilgili çok yanlış bir yerde duruyoruz ve bu zamana kadar bir çalışma yapmamışız. O yüzden bu süreç, ileride ne yapmalıyız konusunda bir çalışma zamanı tanıdı bize. Sahne ve dekor tasarımcısından ışık teknisyenine, serbest çalışan bu kitle tüm dünyada da en fazla yarayı aldı. Kültür-sanat sektörü olarak, kurulamayan bir sektörün mağdurlarıyız. Geri dönüşü en geç olan sektörün nasıl bir yere varacağını biz de çalışıyoruz ama nereye varacağını da merak ediyoruz aslında.”

Hastalıkları Kontrol Merkezi, sanat faaliyetlerinin yapıldığı mekanları yüksek riskli olarak değerlendiriyor

 Önceliğimiz hijyen olurken, izleyiciler olarak yeniden sanatla buluşmak için nasıl bir rota çizmeliyiz sorusuna cevap veren Prof. Dr. Özen Kaçmaz Başoğlu, “Bugüne kadar tüm dünyada 38 milyon insan Covid-19’dan enfekte oldu ve 1 milyon kişi öldü. Pandemi, aşı ve ilaç bulma çalışmaları devam ediyor. Bu yüzden halen çok riskli bir dönemdeyiz ve kapalı mekanlar da bu risk için en kötü mekanlar. Hastalıkları Kontrol Merkezi, sanat faaliyetlerinin yapıldığı mekanları yüksek riskli olarak değerlendiriyor çünkü kapalı bir ortamdasınız. Çok güzel kültür mekanlarımız var ama hiçbiri bu pandemi düşünülerek yapılmadı. Günlük olgu sayısı bu kadar yüksekken, gönül rahatlığıyla tiyatroya gidebilirsiniz hiçbir şey olmaz diyemiyorum. O zaman ne yapmalıyız? Nasıl kentsel dönüşüm var, mekansal dönüşüme gitmeliyiz” dedi.

Mekanların dönüşmesi, insanların sağlık sistemi üstünde yarattığı yükten çok daha ekonomik

“Teknoloji illa ki şu anda yaşadığımız sorunlara bir çözüm bulacak. Problem, bu çözümü bulduğumuz zaman ne kadar kalıcı olacağıyla ilgili” diyen Boğaç Şimşir, Stanford Üniversitesi’nde davranış kalıpları üstüne yapılan araştırmadan bahsetti: “Bir davranışı değiştirmek istiyorsanız bunun bir motivasyona, bir beceri setine ve bir tetikleyiciye ihtiyacı var. Biz bence bunu doğru kurgulayamadık, formülümüz doğru değil. Oysa yapmamız gereken şey çok basit, biz VitrA’da da bunu yapıyoruz: Sağlık faydalarını kullanıcıya en az eforla vermek, ona ekstra yük yüklememek. Bugün bunlar ortadan kalktığı zaman inanıyorum ki kültür-sanat mekanları da kolay kullanılır hale gelecek. Aksi takdirde bütün bu zorlukları izleyicilere yükleyemeyiz. Çözümü biz bulacağız ve bunu onlara normal hayatlarının akışı içinde yaşatacağız. Ben problemi böyle görüyorum. İnsanların eline bu çözümleri verdiğimiz gün, insanlar bu davranış değişikliklerini kalıcı hale dönüştürecekler.”

“Bugün nasıl gıda için mutfakların ruhsat alması gerekiyorsa, yakın gelecekte kültür-sanat mekanlarının da hijyen ruhsatı alması gerekeceğine inanıyorum. Tüm dünya bu konuda çalışıyor” diyen Şimşir, ruhsatın bir parçasında bulaşın yüksek olduğu alanlardan kamusal tuvaletlerin de yer alacağını belirtiyor ve şöyle diyor: “Buna çözüm bulmak VitrA olarak bizim işimiz. Dünya Sağlık Örgütü 2-2,5 yıl önce periyodik olarak bir salgın beklentisi olduğunu zaten açıklamıştı. Biz de bu konuda çalışmaya başlamıştık. Bizim tamamen temassız yani hiç dokunmadan kullanılabilen ürünlerimiz var ve şu anda sahada test aşamasındalar. Çok yakında onları daha geniş kitlelerle buluşturacağız. Kullanıcılara, dokunarak bulaşa maruz kalmayacakları, aerosolleri engelleyen tuvaletler sunabileceğiz. Kullandığımız özel malzemeler yüzünden bakteri ve virüsler barınıp çoğalamayacak. Bu gibi çözümlerle mekanların dönüşmesi, insanların sağlık sistemi üstünde yarattığı yükten çok daha ekonomik.”