[Siyah Pijama] – degostudio: “… kısmi olarak uzaktan çalışmalarımız devam edecek.”

Volkan Taşkın'ın çalışma mekanı.

Güncel çalışma koşullarında mimari üretim süreçlerinin durumunu öğrenmek amacıyla başlattığımız “Siyah Pijama” isimli araştırma bölümümüzde degostudio’dan Özge Meriç ve Volkan Taşkın sorularımızı cevapladı.

Bu yeni süreçle baş etmek için neler yapıyorsunuz?

Küresel sorunlar, küresel dertleşmeleri hayatımıza soktu. Geçmişe oranla, uzaktaki dostlarımızla daha sık ve daha uzun konuşmaya başladık. Konuşmaların merkezinde tabii ki pandemi, aldığımız önlemler ve yaşadığımız kentlerin bununla nasıl başa çıktığı gibi konular bulunuyordu. Bizler de herkes gibi, kişisel hijyen, sosyal mesafe, izolasyon gibi konularda kendimizi daha fazla otokontrol içerisinde bulduk.

İkimizin de yaratıcılığını tetikleyen başat şey iletişim olduğundan, açıkçası hem mimari hem de diğer konularda yaratıcı enerjimizin bu süreçte arttığını söyleyebiliriz. Pek çok fikir projesini tartıştık, eskizledik hatta bazıları için görüşmeler bile yaptık. Pandemi öncesi yoğun bir ofis tempomuz vardı, bu dönem o yüzden bizim için hem işlerin yürüdüğü hem de nefes alabildiğimiz bir zaman oldu.

Uzaktan çalışmaya hangi noktada karar verdiniz? Sizi bu kararı almaya yönlendiren ne oldu?

Biz Ocak ve özellikle Şubat ayında yaşanan gelişmelerden sonra, bu salgının bir noktada ülkemize de uğrayacağını, bizim de bunun için gerekli önlemleri almamız gerektiğini ekip içerisinde konuşuyorduk. O yüzden, Sağlık Bakanlığı’nın ilk vakayı açıklamasını takiben, biz de gerekli önlemleri devreye soktuk ve gururla söyleyebiliriz ki, uzaktan çalışmaya tamamen geçebilen ilk mimarlık ofislerinden birisi olduk. Haziran 15’e kadar uzaktan çalışmaya devam edeceğiz; ondan sonra da kısmi olarak uzaktan çalışmalarımız devam edecek.

Uzaktan çalışırken hangi araçları kullanıyorsunuz?

Bizim salgın öncesinde de projelerimizin çoğu şehir, hatta ülke dışında olduğu için, mesajlaşma, görüntülü arama uygulamaları iş için zaten aktif şekilde kullanılıyordu. Pandemi döneminde, biz de uzaktan çalışan herkes gibi yeni ve hızlı video konferans uygulamalarına geçiş yaptık. Hatta bu platformlarda, okullarda derslere, söyleşilere de katılmaya devam ettik.

Uzaktan çalışmada kazandığımız bir beceri, proje üzerindeki yazı ve revizyon notları ile birbirimizle anlaşma konusunda kendimizi geliştirmek oldu. Mimari proje sürecinde, yan yana çalışan ekip arkadaşları arasında çoğu zaman sözel olarak aktarılan fakat proje bilgisi için kritik önemde olan veriler, artık projelerin içerisine yazı ya da görsel olarak girmiş oldu. Bunu sorunsuzca becerebilmiş olmamız, bizi uzaktan çalışma konusunda daha cesur davranmaya itti. Açıkçası, etrafımızda çalışan diğer ekiplerle kıyasladığımızda, bu iletişim yöntemini verimli kullanmamız sayesinde daha az video konferans yaptık, ekipteki herkese daha fazla sorumluluk ve otonomi verebildik.

Sizin için uzaktan çalışmanın dezavantajları ve avantajları neler?

İstanbul’da yaşayan mimarlar olarak herhalde ilk cevabımız trafik olur. Trafikte daha az zaman geçirmek, hem daha az stres hem de daha iyi zaman yönetimi demek. Ekip arkadaşlarımızın bu süreçte daha fazla sorumluluk alıp, mesleki anlamda daha hızlı olgunlaştıklarını gözlemledik. İlk aşamada evden çalışma bir adaptasyon süreci gerektirdiğinden, mesai başlangıç ve bitişlerinde, birbirimize karşı anlayışlı olduk; bu saatlerin dışında da iş odaklı iletişim kurmamaya çalıştık. Böylece hepimizin 24 saat evde kaldığı şartlar altında, en azından iş ile özel hayat arasındaki mahremiyet perdesini sanal ortamda da korumaya çalıştık.

Yıllardır farklı ekiplerle çalışan mimarlar olarak, insan psikolojisi ile ilgili saha bilgimiz olduğunu öngörüyorduk. Fakat uzaktan çalışmada, insanların mimiklerini, vücut dillerini tam algılayamadığımız bu yeni dönemde, birbirimizin ruh halini algılamak her zamankinden daha zor oldu. Bunun üstesinden gelebilmek için, bazen sadece dertleştiğimiz video konferanslar yaptık; bazen de birebir konuşarak üzerimizdeki psikolojik yükü atmaya çalıştık. Bunu bir dezavantaj gibi yazsak da, sonunda birbirimize daha fazla değer veren bir ekibe dönüştük.

Elinizde ne tür projeler (şantiye, fikir, yarışma) vardı? Projelere göre çalışma organizasyonunda nasıl değişiklikler oldu?

Pandemi öncesinde şantiyesi devam eden bir yurt dışı projemiz vardı. Proje, dünyanın görece izole bir bölgesinde olduğu için, açıkçası pandemi sürecinden hiç etkilenmedi. Biz de o şantiyenin temposuna burada uymak zorunda kaldık.

Türkiye içindeki işlerimizde ise, bitmek üzere olan işlerin bazılarında süreçlerimiz uzadı. Yeni aldığımız bazı işlerde, hem kamuda hem de özel sektörde, iş başlangıcı pandemi sonrasına ertelendi. Bunların yanında, herkesin konuştuğu “yeni normal” söyleminin bazı uç veren çalışmalarının içinde bulunduk. Bunların bir bölümü araştırma çalışması, bir bölümü disiplinler arası çalışmalar, bir bölümü de bizim kendi tasarım mutfağımızda bir süredir pişirdiğimiz ve artık olgunlaşmış, zamanı gelmiş projeler. Bu bağlamda, pandemi döneminin kendi iş gerçekliğini kurduğunu söyleyebiliriz.

Şehir dışı ya da yurt dışı projeleriniz var mı? Bunlar nasıl etkilendi?

Biz degostudio’yu kurduğumuzdan beridir belirli dönemlerde yurt dışına proje yapıyoruz. Bunun getirdiği bir “uzaktan çalışma” tecrübesi var. Açıkçası, mevcuttaki yurt dışı projelerimizde ofiste nasıl çalışıyorsak, şimdi de o şekilde çalışıyoruz. Bu projelerin asıl satın alma süreçleri ciddi değişikliklere uğradı. Özellikle İtalya’da pandemi sonucu fabrikaların kısmen kapanması, tedarik zincirlerinin bozulması, projelerimizde son dakika ürün / malzeme değişiklerine sebep oldu. Bunlar aslında mimarların hoşuna giden şeyler değil, fakat olağanüstü durumlar olağanüstü kabulleri de bazen içermek zorunda.

Sizce bu salgının yapı malzemeleri ve tasarım kararları üzerinde dönüştürücü bir etkisi olacak mı?

Küresel sistemler on dokuzuncu yüzyıldan itibaren muhtelif krizlerle kendine çeki düzen vermiş. Açıkçası, şu an yaşadıklarımızın bir eşik olduğunu düşünüyoruz; bir dönüşümden geçtiğimiz aşikar ama yeni mahale de henüz adımımızı atmış değiliz. O yüzden daha içine girmediğimiz yeni halin tamamı hakkında bir şeyler söylemeyi iddialı buluyoruz. Yine de bu dönem bizim de halı altına attığımız şeylerle yüzleşmemizi sağladı. Artık kendimizi daha az yormak istiyoruz, daha çok okumak, daha fazla araştırmak, algılarımızı etrafımızda yaşananlara daha fazla odaklamak istiyoruz.

En büyük değişimin iş hayatlarımızda yaşanacağını düşünüyoruz. Biz de degostudio olarak bu konuyla ilgili birkaç çalışmanın içerisindeyiz. Çalışma hayatının, ofisten biraz uzaklaşacağına, fakat sadece evlere hapsolmayacağına inanıyoruz. Daha mobil ve esnek bir çalışma hayatı, kentsel peyzajı da değiştirme gücüne sahip; sonuçta şehir dediğimiz bir açıdan bakınca mesai saatlerine göre programlanmış bir makine gibi… Pandemi öncesi, dijital göçebeliğin sadece Batılı bir grup ayrıcalık sahibi insana ait olduğu düşünülüyordu; pek çok iş kolu, birbirini her gün görmeden de çalışabileceğini fark etti.  Bunun sadece ofis ya da merkezi iş alanlarını (MIA) dönüştüreceğini düşünmek odak noktamızı kaybettirir. Kapitalizm sermaye, sermaye de iş odaklı bir sistem. İşin dönüşümü haliyle, bütün kapitalist sistemin zorunlu dönüşümünü talep edecektir.

Öte yandan, buna karşı son derece ciddi bir karşı çıkışın olma olasılığı da var. Nitekim, şimdiden bazı “star” mimarların pandemi sonrası tamamen normale döneceğimize dair öngörüleri var. Biz ise, artık kritik bir eşiğin aşıldığını, geçmişe odaklanmak yerine hep birlikte yeni bir gelecek ve bu geleceğin fiziksel çevresinin nasıl inşa edileceğine odaklanmamız gerektiğini düşünüyoruz.