(Galeri KHAS)’da “Antik Gelecek”

Kadir Has Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Galeri KHAS, küratörlüğünü Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman’ın yaptığı Genco Gülan’ın “Antik Gelecek” isimli sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, 13 Temmuz’a kadar Galeri KHAS’da ziyarete açık olacak.

Sanatçı Genco Gülan’ın çeşitli dönemlerde yaptığı heykelleri farklı bir bağlamda ve içerikte biraraya getiren “Antik Gelecek” sergisi 13 Nisan’da açıldı. Serginin küratörlüğünü üstlenen Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman, Genco Gülan’ın heykellerinin önemli bir bölümünün antikiteyle iç içe geçtiğini belirtiyor. Prof. Dr. Kahraman, “Gülan; antikitenin kusursuz, platonik idealar etrafında kurulmuş yapıtlarını deforme eden bir anlayışa sahip. Bu, birden fazla düzlemde açılımları olan bir yaklaşım. İdeal/kusursuz bir şekilde oluşturulmuş ve ana maksadı gene ideal bir güzellik sunmak olan bu yapıtların mevcut deformasyonu sadece söz konusu idealizasyonun gerçeklik temeline çekilmesini içermiyor. Tam tersine sanat yapıtının gerçekliğini sorguluyor. Onun kendi içinde saklı idealinin ancak bir kurgu olduğunu vurguluyor. Bunlar idealden reele taşınmış yapıtlar değil. Sanat yapıtının idealinin bizatihi sanat yapıtının içinde saklı olduğunu belirleyen çalışmalar. Böylelikle de Gülan, Kübizmden Pop Sanata kadar uzanan ama Kant estetiğini de içeren bir sanatsal düzlem oluşturuyor. Ben de bu cesur ve önemli yapıtlar bağlamında antikitenin daima gelecekle ilgili bir yanı bulunduğunu öne çıkarmak istiyorum” diyor.

Gülan’ın sergisi 13 Temmuz’a kadar Galeri KHAS’da ziyarete açık olacak.


Sergi Hakkında:

Antik Gelecek ya da teknolojinin nefesi…

Antikite geçmiş demek. Ama biraz daha sorgulanınca “saygın olan” anlamını da taşıyor, ‘devam eden, süren’ anlamlarını da. Daha da önemlisi antikitenin sadece gördüğümüz bir gerçeklik olmaması. Geçmişten gelen, klasik değeri taşıyan her şey aynı zamanda bizim bilinç dışımıza yerleşir, orada yaşar. Görmesek de, bilmesek de, fark etmesek de, edip eylediklerimize, beğenilerimize, seçimlerimize etki eder, hatta onları belirler. Klasik/antik olan bizdedir. Benliğimizdedir. Hatta benliğimizdir.

Bir şeyin benliğimizin bir parçası olması için önce belleğimizin bir parçası olur. Antik olan önce belleğimize sızar, onun en derin katmanlarına yerleşir, oradan bize nüfuz eder.

Bu bilinçli bir seçim değildir. Kültürle edinilen, sağlanan bir sonuçtur. Ama kültür sadece sistemli olarak edinilmiş kültür diye düşünülmemelidir. İnsan yaşıyorsa kültürün içinde soluk alıp verir, o yoldan da aslında antik olanı içselleştirir.

O zaman, bu durumda,  antik olan güncelin içindedir. Güncel olan her şey geleceğe ağar. Antik olan da geleceğe ağmaktadır. Gelecek de o büyük antikitenin içindedir.

Arada bir fark var. Geçmiş ve antik olan biliniyorsa gelecek ve gelecekte olacak bilinmiyor.

Onu Genco Gülan’ın yapıtları biliyor.

Antik Gelecek iki olguyu üst üste çakıştırıyor. Bize geçmişin bugün de hakim olan değerlerini taşırken ve eskil Tanrıların karşısında bir kere daha ürpermemizi sağlarken onları ‘kişilikleştiriyor’. Buna ‘insanlaştırıyor’ demek de mümkün.

Şaşacak bir şey yok. Antik Yunan’ın ve Roma’nın Tanrıları da bizlerden biriydi. Bir ne yapıyorsak onlar da aynını yapıyordu. Sadece iktidarları vardı. Hükmediyorlardı. Hissetmekten hükmetmeye giden bir yoldu bu.

Genco Gülan şimdi onları kişileştirirken önce en büyük iktidarın sanata ait olduğunu vurguluyor. Çünkü sanat yapıtının bağlamında girdiğinde Tanrıların iktidarı çözülebiliyor. Onları edimleri içinde dönüştürüp Gülan ‘ironik’ bir düzeye taşıyabilir. Bu Tanrılara da hükmeden sanattır.

İkincisi, sanatın o ironiden taşan ‘ludic’ boyutuna değiniyor: oyun. Tanrılar oyun oynuyorlardı kendi katlarında, o oyunları içinde kızıyorlar, seviyorlar ve ‘yaşıyorlar’dı. Şimdi birer taştan heykel olarak sanat ve sanatçı onlarla oynuyor. Bu Tanrılar ‘selfie’ çekiyor, denize dalıyor, Vader’la özdeşleşiyor. Oyun onların gerçeğine dönüşüyor, gerçeklikleri de bir oyuna.

Üstelik kişilikleştirme, Tanrıları bedensel bir olguya dönüştürmek demek. Vücutlarının olması ve o vücudun organlarıyla eylemeleri demek. Vücut ve organ ise teknolojidir. Sadece teknik anlamda şimdi ‘organlaştırma’ dediğimiz bağlamda değil, vücudumuzun işleyişi düzeyinde de teknolojidir beden: teknik bir organizmadır insan bedeni.

Bu gelişmenin çekirdeği ‘insan-hayvan’dır, Donna Haraway’in bize açımladığı şekilde söylersek. Ama dil böyle bir şey işte: ‘animal’ nefes demek. Animal nefes alan demek. İnsan da, kutsal kitapların lafzına göre içine nefes üflenmiş varlıktır.

Öte yandan insanız ve teknolojinin araçlarıyla yaşıyoruz hepimiz, yeri geldiğinde. Ya da şimdi Genco Gülan’ın heykellerinde görüldüğü üzere ‘estetik operasyonlar’ geçiriyoruz ve kendimizden başkalıklar, başka kimlikler türetiyoruz. İnsanlığımızı geleceğe, teknolojiye emanet ediyoruz. Ama ondan sonra hangimiz biziz, bilmiyoruz.

Bilinmez, gelecek demek. Gelecek, teknolojiyle kuruluyor. Artık bir zaman olgusu değil gelecek, bir teknoloji değişkeni.

Ve Genco Gülan geçmişten aldığı Tanrılara geleceğin nefesini üflüyor.