[söyleşi]: “Aynı Şeyi Tekrarladığınızda Bir Süre Sonra Sürdürülebilir Olmuyor”

Gökben Güven Özçiçek

PonceBloc’tan Gökben Güven Özçiçek ile Yapı Fuarı’nda inovasyonu ve çevre dostu yapı malzemelerini konuştuk.

Yapı sektörünün bugünkü durumunu kısaca değerlendirebilir misiniz? Size göre sektörde acil çözüm bekleyen sorunlar nedir? Sektörün kısa ve orta vadedeki vizyonunu çizebilir misiniz?

Öncelikle yapı sektöründe bilinçli tüketici anlamında ciddi bir problem yaşıyoruz. Bilinçli üretim anlamında da öyle. Şantiyede iş hayatına başlamış biri olarak bugüne baktığımda, ne yazık ki ara elemanlarda gitgide vasıfsız olanların arttığını görüyorum. Bu da bizim ara eleman yetiştiremememizden kaynaklanıyor. Böyle teknik bir açık var sahada. Sahada şantiye şefi anlamında inşaat mühendisleri var, onlardan sonra hemen kalfalar ya da ustalar var ancak bunların eğitimleri ne yazık ki yok.  Eskiden ara elemanlar vardı. Şantiyelerde uzun süreler eğitilir ve nitelikleri geliştikten sonra kalfa veya usta olabilirlerdi.  Bu ara elemanlar sektörü gerçekten toparlıyordu, usta dediğiniz insanlar gerçekten işinde ehil olan kişilerdi. Şimdi bu işi yapan, merdiven altı üreticiler çok var. Bunlar da iş kalitesini kötü anlamda etkiliyor.

Bir sürü firma ve üretici var; ama bunların denetimi yok.

Sektörün bir gerçeği de eski kar oranlarının olmaması. İnsanlar %15 kar oranlarıyla iş alıp %6’sını giderlere harcadıktan sonra %9 ile işi tamamlamaya ve satmaya çalışıyor. Bu da bence inşaat sektörünü gerçekten çıkmaza sokuyor.

Denetimlerle ilgili problemler de ne yazık ki inşaat oranının hızında artıyor. Denetim mekanizmaları gerçekten çalışmıyor. Bir sürü firma ve üretici var; ama bunların denetimi yok. Bu konuyla ilgili şöyle bir sıkıntı var: Belli yetkilendirilmiş kuruluşlara , siz kendi ürününüzü götürüyorsunuz ve  sizin götürdüğünüz ürünü test ediyor. Herkes de en nitelikli ürününü götürüyor; ama aslında seri üretimde öyle bir ürün yok. Örneğin bizim 350 kg/m3 yoğunlukta elde ettiğimiz ürünün TSE 825 standartlarına göre lambda değerimizin 0,10 olması kaçınılmaz; ama 1000 kg’lık bir üreticinin bu değeri alabilmesi bu standarda göre mümkün değil. Fakat tek ürüne göre alınan bir belge bunun yapılabildiğini ispatladığı anda siz rekabet şartlarınızı ve koşullarınızı kaybediyorsunuz; çünkü günün sonunda bu belge var. Bu da bence malzeme alanında nitelikli ürünleri en fazla zorlayan konulardan bir tanesi.

PonceBloc’u kısaca tanıtabilir misiniz? Sektördeki nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Bu ihtiyaçlara nasıl cevap veriyor? Sektörde kendinize nasıl bir konum edindiniz ve sizi bu konumda farklı kılan özellikleriniz neler? PonceBloc’un güvenilirliğini ve farkını kanıtlayan nesnel verileriniz var mı?

Değişen standartlara ve taleplere göre ürününüzün performansını iyileştirmeniz gerekiyor.

PonceBloc Türkiye’de özellikle 2010’da başlayan Enerji Performansı Yönetmeliği’nin getirdiği A, B, C sınıfı yapılar yapılması zorunluluğundan doğdu. PonceBloc hem Türkiye’de hem dünyada en sürdürülebilir yapı malzemelerinden biri. Biz üretim olarak üç senelik bir firma olsak da İstanbul’da Ayasofya Müzesi, Roma’da Pantheon Tapınağı, Kapadokya gibi seneler öncesinden kalan pomza taşıyla yapılmış yapılar bunun en iyi örnekleri. Eskiden bunları yapan taş ustaları varmış. Şimdi olmadığı için biz hammaddeyi alıp hafifleştirip saflaştırıyoruz. Saflaştırma bölümü çok önemli; çünkü sonuçta bu bir yanardağdan alınmış bir pomza taşı ve içinde farklı materyaller bulundurabilir, biz bunlardan arındırıyoruz. Sonuçta elde ettiğimiz 350 kg/m3 gerçekten hafif bir ürün olduğunu gösteriyor. Lambda değerimiz de 0,12’lerden 0,10’lara indirdik. İnovasyona çok inanan bir firma olduğumuzdan sektör ihtiyaçlarına göre sürekli kendimizi yeniliyoruz. Değişen standartlara ve taleplere göre ürününüzün performansını iyileştirmeniz gerekiyor. En büyük talep de mimarlardan geliyor; çünkü mimarlar %100 geri dönüşebilen, atığı olmayan malzemeler kullanmak istiyorlar. Biz %100 geri dönüşebilen tek ürün olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Çevre ve insan sağlığıyla ilgili önemli bir beyanname olan FDES sertifikamız var. Aynı zamanda üretimimizde çok düşük ısı kullanıyor ve çok az karbondioksit açığa çıkarıyoruz. Bazen hiç su kullanmamıza bile gerek kalmadan üretim yapıyoruz. Sonuçta çevre odaklıyız, hem enerji performansımız hem hafifliğimizle mimarların tercih ettiği ürün gamının içindeyiz.

Mühendislik tarafından bakacak olursak hafiflik hem depreme karşı iyi olmak ile beraber hem de binanın toplam maliyetine ciddi katkıda bulunuyor. Betonarme ve demirden tasarruf sağlıyor. Uygulama kolaylığı sayesinde günlük duvar örümü artıyor. Harç ve sıvada %75 maliyet avantajı ile böylece İşveren tarafından da tercih edilen ürün gamımıza talep gün geçtikçe çoğalarak artıyor.

Sektörde yeni bir marka olarak kendinize yer edinirken karşılaştığınız zorluklar oldu mu? Bunları nasıl aştınız ve aşmanızda rol oynayan özellikleriniz nelerdi?

Öncelikle oldukça güçlü bir firma olan, insanların gücüne gerçekten inandığı Arkas arkamızda. İnsanlar bilinmezliklerin peşinde koşmaktan hoşlanmadıkları için kendinizi ifade ederken gerçekten konuyla ilgili desteğinizin olması gerekiyor. Üç sene önce yola başlarken logo ve ürünün oluşumu başarıyla gerçekleştirilmiş. Bu sene pazarlama ve sosyal medya alanlarında, etkinliklerimizle fark yaratmaya çalışıyoruz. Aynı zamanda eğitim ve bilinçlendirmeyle fark yaratmaya, nitelikli projelere imza atmaya çalışıyoruz. Sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyoruz. Düzce’de depremzedeler için yapılan bir projeye destek vermemizin yanında üniversitelerde eğitimlere gidiyoruz. Bu anlamda 2007 yılında kurulan Arkas Akademi’de nitelikli eleman yetiştirmeyi amaçlıyoruz. Böylece sektördeki bir soruna da cevap vererek katkıda bulunuyoruz.

Biz üç sene içerisinde markalaşma konusunda geldiğimiz noktadan çok memnunuz.

Bu senenin başında hazırladığımız iletişim planımız yol haritamızı çizmemizi sağlıyor. Sektörde bizim de kör noktada kaldığımız, bilemediğimiz şeyler olduğundan Binat İletişim & Danışmanlık’la beraber çalışıyoruz. Takımlar arası iyi bir sinerji yakalandığında ortaya başarılı işler ortaya  çıkıyor. Bu da firma algınızı başarılı yönetmenizi sağlıyor. Bunun için doğru etkinliklere girmeniz, doğru yerlerde bulunmanız, broşürünüzden firma algınıza iletişim planının iyi yönetilmesi gerekiyor. Marka algınız ne kadar yukarı taşınırsa satışınız o kadar rahat ve başarılı oluyor. Bu bilinen bir gerçek. Biz üç sene içerisinde markalaşma konusunda geldiğimiz noktadan çok memnunuz. Pazarlamanın da satıştan ayrı olması ve farklı bir gözle bakması gerekiyor. Ben o anlamda şanslıyım, oldukça iyi bir ekiple çalışıyorum. Destekleyen birimler de iyi olunca ortaya keyifle çalışılan bir ortam çıkıyor. Bu zor, bizler inanılmaz tempolarla çalışıyoruz. Bu sene sonunda hedefimiz – başaracağımıza da inanıyorum – Türkiye’de alanımızda ilk üç marka arasına girmek.IMG-20160511-WA0016 copy

Yeni projeleriniz ve hedefleriniz neler? Yapı Fuarı’nda hangi ürün ve yeniliklerinizi sunuyorsunuz?

Şu anda standımızda iyileştirdiğimiz lambda değerimizi olan 0,10 olan ürünlerimizi , ses performanslı ürünlerimizi tanıtıyoruz. Asmolenlerimiz, tamamlayıcı ürünlerimiz olan lentolarımızı, ısı yalıtım panellerimiz yer alıyor. Showroom gibi yaptık, ürünlerimizi hafifliklerini sergilemek için astık. Ziyaret eden müşterilerimiz ciddi talepler ve memnuniyetle geldiler, bu bizi gerçekten mutlu ediyor. Çok fazla yabancı yatırımcıyla karşılaştık, özellikle Ortadoğu pazarı ve Avrupa’dan. Bu da Fuar’ın uluslararası başarısını gösteriyor.

Yapı Fuarı hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Sizce fuarlar yapı sektörü için ne önem taşıyor? Bugünlerde düzenlenen fuarların önceki yıllara kıyasla farkları neler?

Her sene aynı yerleri koruyan firmalar tarafından sözleşmeler yenileniyor.

Bu sene yapılan etkinlikler çok güzel: İran’la İkili Görüşmeler, Kuzey Afrika ülkelerinin buraya getirilmesi, alımlar yapılması… Bununla beraber keşke çevre dostu malzemelerle ilgili ayrı bir hol yapılsa ve buraya gerçekten çevresel beyannamelere sahip ürünleri olan, bunun için Ar-Ge oluşturan insanlar katılsa; burası bir amfi gibi düzenlense, etkinlikler yapılsa, öğrencilere eğitimler verilse ve de nihai tüketiciye oradan birebir yayınlar yapılsa… Sonuçta son parayı veren ve seçimi yapan  nihai tüketicinin bilinçlendirilmesi gerekiyor. Fuarda bunun değişmesi gerektiğine inanıyorum. Aynı zamanda, hollerde yer alan senelerdir mevcut ve güçlü firmaların yanında inovatif ve yenilikçi firmalar ne yazık ki bu alanlar içinde yer alamıyorlar. Her sene aynı yerleri koruyan firmalar tarafından sözleşmeler yenileniyor. Belki de inovasyonla ilgili ayrı bir hol olması gerekiyor. Bununla beraber fuarın dinamik ve devinim içinde olması gerektiğine inanıyorum. Aynı şeyi hep tekrarladığınızda bir süre sonra sürdürülebilir olmuyor. Sürdürülebilirlik ancak inovatifliğe ve değişime inanarak şekillenmeli. Biz burada bulunmaktan da memnunuz, ancak kriterlerimiz var. Öncülük yapmayı ve Ar-Ge’ye yatırımı seviyoruz.

Umarım fuar daha uzun seneler, hareketli bir şekilde devam eder diye düşünüyorum.