Kıymet Altunyurt’un Gülhane Sarnıcı’nda gerçekleşen Kolektif “Yol” sergisi, Mart ayı boyunca izleyicilere duyusal ve mekânsal bir deneyim sundu. Altunyurt ile mekân–insan ilişkisini merkeze alan üretim yaklaşımını, farklı tarihi yapılarda geliştirdiği yerleştirmeleri ve Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği bünyesinde yürütülen Mina’nın Çocukları projesinin pratiğine etkilerini konuştuk.
Çalışmalarınızda sık sık mekân–insan ilişkisini merkeze aldığınızı görüyoruz. Bu tematik yaklaşım işlerinize nasıl yansıyor? Mimarlık eğitiminizden gelen kazanımlar sanatsal üretiminizi nasıl şekillendiriyor?
Çocukluktan itibaren duygularımı ve kendimi ifade etmek için sanatı, boyalarımı kullanıyorum. Mimarlık eğitiminin kazandırdığı mekânsal bilginin yanı sıra sirkülasyon ve malzeme konularında gelişen bakış açımla alışkanlıklarımın bir araya gelmesiyle bu yaklaşımı keşfettim. Eğitim hayatımdaki ve sonrasında çalıştığım birçok projede hep farklı baktığım eskizlerimde en çok araştırdığım nokta kullanıcı ile kurulan diyaloglardı. Üretimlerimin kavramsal altyapısını, malzemelerini, yerleşim planlarını da bu alışkanlığım olumlu yönde etkiliyor.
Daha önce Metrohan, Bebek Sarnıcı ve Tophane-i Amire gibi farklı mekânlar için işler ürettiniz. Mekâna özgü üretim yaparken sizi en çok heyecanlandıran ya da zorlayan şey ne oluyor?
Bu projelerdeki mekânlar çoğunlukla çok önemli tarihi yapılardı; bu nedenle de yapısal müdahale olmaksızın mekânsal hacimde büyük işler yapmak ciddi bir hassasiyet ve emek istiyor. Malzeme seçimleri, birleşim detayları, kullanıcı deneyimi ile ilgili her kararı binanın kendine has özelliklerine göre planlamak ve tasarlamak gerekiyor. Ancak bu durum, yapıların kendine has özellikleri nedeniyle içlerinde şekillenen işi de özgün kılıyor ve beraber bir uyum aranarak atılan her adım çok etkili bir atmosfere ön ayak oluyor.
Sergi kamusal bir miras mekânı olan Gülhane Sarnıcı’nda gerçekleşti. Bu tarihi mekânın atmosferi ve geçmişi, sergide yer alan mekânsal enstalasyon “Kor”un kurgusunu nasıl etkiledi?
“Kor” izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkararak deneyimin parçası olmaya davet ediyor. Günümüzde sanatın kamusallığı ve izleyiciyle kurduğu ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?
Sanat akımlarının her birinin aştığı yeni bir eşik olması beni hep çok etkilemiştir. Bu zincirin son halkası olan kavramsal altyapının insanla teması çok farklı metotlarla kurgulanabiliyor. Sanat tarihinde hepimizi büyüleyen birçok eserin arkasında çok incelikli düşünceler, yoğun duygular var. Çağdaş sanatın verdiği özgürlük alanı ise bu duyulara temas etmek, ziyaretçide bir aidiyet hissi yaşatmak için büyük bir potansiyele sahip. Bu potansiyeli kullanmayan işlerde birçok kişi gibi ben de ilişki kurmakta zorlanıyorum. Kişisel eğilimimle paralel olarak daha çok o an orada olmayı tercih eden, sergilenen işe vakit ayıran insanlarla bir diyalog yaratmak beni heyecanlandırıyor.
Kişisel eğilimimle paralel olarak daha çok o an orada olmayı tercih eden, sergilenen işe vakit ayıran insanlarla bir diyalog yaratmak beni heyecanlandırıyor.
Sergi süresince izleyicilerden nasıl dönüşler aldınız? Sizi özellikle etkileyen bir yorum ya da etkileşim oldu mu?
Çok kısa sürede planladığımız ve sosyal sorumluluk projemizin gönüllüleri ile hayata geçirdiğimiz ilk solo sergim, hayalimin ötesinde olumlu dönüşler aldı. İnsanlar için öznel bir metafor üzerinde yarattığım deneyim alanının ziyaretçilerde bu kadar olumlu duygular uyandırması beni çok mutlu etti. En sevdiğim yorum, açık ara ile, “Bana çok iyi geldi” cümleleriydi. Gözleri dolan, huzurla çıkanlarla birlikte ben de o kadar mutlu oldum ve duygulandım.
İnsanlar için öznel bir metafor üzerinde yarattığım deneyim alanının ziyaretçilerde bu kadar olumlu duygular uyandırması beni çok mutlu etti. En sevdiğim yorum, açık ara ile, ‘Bana çok iyi geldi’ cümleleriydi.
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) bünyesinde yürütülen Mina’nın Çocukları projesi; eğitim, dayanışma ve kültür üretimini bir araya getiriyor. Bu projenin sizin kişisel ve profesyonel yolculuğunuzdaki yeri nedir?
Mina’nın Çocukları projesi, 11 Mart 2018’de genç iş insanı Mina Başaran ve arkadaşlarının aramızdan ayrılışından sonra, adını yaşatmak adına TÜKD İstanbul Şubesi ile Ekim 2018 yılında başlayan kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesi.
TÜKD İstanbul Şubesi ile 2020 yılında başarı bursuna hak kazanmam ile yollarım kesişti. Mina’nın Çocukları Projesi’ne başvurmamda, projenin çağdaş sanatı bir iletişim ve iyileşme aracı olarak kullanma biçimi etkili oldu.
Sosyal sorumluluk projesinin yanı sıra sergilerde, küratoryal turlarda, sanatçı buluşmalarında ve üretim süreçlerinde de aktif rol aldım. Projenin sanat tarafı ise benim için ayrı bir keşif alanıydı. Mimarlık eğitimi alırken çağdaş sanat pratiğinin içinde olmak, üretmek, sergi süreçlerinde yer almak; aslında bu alandan ne kadar keyif aldığımı ve becerilerimi fark etmemi sağladı.
Akabinde birçok çalışmada yer almama vesile oldu. Bugün, ilk solo sergimde; çocukluğumdan başlayarak mesleki pratiğimde uzmanlaşmak istediğim alanı keşfetmeme destek olan bu projenin içinde yer almak benim için çok büyük bir gurur.
Mimarlık eğitimi alırken çağdaş sanat pratiğinin içinde olmak, üretmek, sergi süreçlerinde yer almak; aslında bu alandan ne kadar keyif aldığımı ve becerilerimi fark etmemi sağladı.
Proje kapsamında aldığınız seyahat bursu ve farklı coğrafyalarda edindiğiniz deneyimler, “Kor” enstalasyonunun anlatısını nasıl besledi?
2024 yılında projemizin seyahat bursunun ilk pilot öğrencisi seçildim. İtalya ve Fransa’yı kapsayan, 8 şehirlik bir rotaydı. Venedik Mimarlık Bienali’nden başlayıp Udine, Bolonya, Verona, Floransa, Roma, Milano ve Paris’e uzanan bir yolculuk…
Kor; benim için benliğin olgunlaştığı, benliğin kıvılcımlarıyla alternatif sonsuz rotanın bir araya gelerek benliği var ettiği alan.
Sanat tarihinden bildiğim eserleri ilk kez yakından görmek, hayranı olduğum yapıların içinde dolaşmak, farklı kültürlerden insanlarla dost olmak ve bunu hiçbir kaygı duymadan tek başıma yapabilmek. Genç bir kadın olarak bana tarifsiz bir özgürlük deneyimi yarattı. Hâlihazırda olan imkânların ötesinde bir özgürlük alanı… “Kor” tam da bu yolculukların ardından şekillendi. Kor; benim için benliğin olgunlaştığı, benliğin kıvılcımlarıyla alternatif sonsuz rotanın bir araya gelerek benliği var ettiği alan. Kendini gerçekleştirme yolculuğunda dönem dönem başardığımızı hissettiğimiz o anlar ve yolculuğa devam ettiğimiz serüvenin mekânsal ve duyusal bir deneyimi. Ben kendi hayatımda bu karşılaşmaları farklı anlarda yaşadım: Seyahatimde, Kolektif İyileşme sergisinin açılışında… Bugünlerde sergide projeyi merakla dinleyenlere anlatırken her defasında bir yenisini daha yaşıyorum. Bu yolculuğun ilk adımından bugüne gelmem; Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği İstanbul Şubesi’ne, Mina’nın Çocukları Projesi’ne, tüm gönüllülere ve destekçilere dayanıyor.
Kolektif “Yol” sergisinin bi_özet‘te yayınlanan detaylı haberine buradan ulaşabilirsiniz:

