Ayşen Gürdal’ın eserlerinde yüzey, kusursuz bir bütünlük değil; hislerin, anıların ve dönüşümlerin taşıyıcısı olarak karşımıza çıkıyor. Renkler, katmanlar ve dokular; dış dünyayı doğrudan resmetmek yerine, onun sanatçıda bıraktığı izlerin soyut bir yansıması olarak yüzeye yerleşiyor.
“Bozuk Yüzey”, tanıdık olanın bozularak belirsizleştiği, figürlerin kaybolup silindiği, duyguların ve anların bilinçaltının dehlizlerinden sızarak yeni anlamlar kazandığı bir alanı oluşturuyor. Ayşen Gürdal, yüzeyin kırılgan yapısını, içsel dönüşümlerle paralel bir biçimde ele alırken, bozulmanın sadece fiziksel değil, ruhsal ve algısal boyutlarına da işaret ediyor. Her çatlak, bir kırılmanın izini taşırken, bazen ışığın süzülmesine, bazen de derinleşerek kaybolmaya alan açar. “Bozuk Yüzey”, sanatçının iç dünyasının ve dış dünyanın kırılganlığını, ruhun katmanlarını ve görünmeyenin arkasındaki izleri görünür kılıyor.